Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Alpaslan Savaş

Alpaslan Savaş

Çocuk katili

2025 yılında dünya üzerinde hâlâ 138 milyon çocuk işçi varsa, bunların 54 milyonu sağlık ve güvenlik açısından tehdit altındaki işlerde çalışıyorsa, pek çoğu Engels’in aktardığı gibi çalışırken vahşice ölüyorsa nedeni, sömürüye tanrı gibi tapan burjuvazinin sınırsız açlığıdır.

Yayın Tarihi: 19.11.2025 , 23:06 Güncelleme Tarihi: 20.11.2025 , 00:00

Bir medeniyetin gelişkinliği en çok da çocuklarına nasıl davrandığı, onlara ne vaat ettiğiyle ölçülmeli. Onlar güvende ve sağlıklı mı, gelecekleri umutlu mu?  Oysa sınıflı toplumlarda, çağlarının en ileri örnekleri olarak gösterilenlerde bile küçük bir azınlık dışında çocuklar hiç sağlıklı, umutlu ve güvende olmadı.

Tarihçiler 1400’lü yıllara ait olduğunu düşünüyor, Güney Amerika’da Ant Dağları’nın eteğinde arkeolojik kazılar sırasında 296 çocuğun iskeletine ulaştılar. İncelemelerde göğüs kafeslerinin kesilmiş, kalplerinin çıkarılmış olduğu anlaşıldı. Mezarlar dönemin zengin, modern ve güçlü medeniyetlerinden biri olan Chimu topluluğuna aitti. Chimu’nun elitleri, bölgede sıklıkla meydana gelen kasırgalardan kurtulup kendi zenginliklerini tehdit eden kuraklık dönemlerinden korunmak için alt tabakadan çocukları tanrılara düzenli olarak kurban veriyorlardı.

Bu topraklara daha sonra İnkalar yerleşti. Onlar da su ve yiyecek kaynaklarının azaldığı kıtlık dönemlerinde çocukları tanrılara kurban ettiler. Sonra İspanyollar ve Hollandalılar geldi, kıtayı sömürgeleştirdi, yerlileri, en çok da çocukları katledip sağ kalanları medeniyetin beşiği Avrupa’ya köle olarak götürdü.

İnsanlık ilerledi, eşitlik, özgürlük, kardeşlik ülküsü yükseldi. Adı kapitalizm olan yeni düzen, toprak sahibine bağlı yarı köle serfi özgür işçiye dönüştürdü. Üretim araçlarının sahibi olan sermaye sınıfı bu yeni düzenin egemeni oldu. Ve bu kez çocuklar, alt tabakanın yani özgür işçilerin özgür çocukları eski tanrılara değil tanrılaştırılmış sömürüye kurban verildi. Bu kıyımın en az diğerleri kadar acımasız olduğunu Engels 1845 tarihinde “İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu”nda yazdı:

“15 Haziran’da Saddleworth'te dişliye kapılan genç parçalanarak öldü. 29 Haziran’da Manchester yakınlarındaki Green Acres Moor'da makine atölyesinde çalışan genç bir adam, bileme taşının altına düştü, iki kaburga kemiği kırıldı, vücudu korkunç biçimde yaralandı. 24 Temmuz’da Oldham'da bir kız makine kayışına yakalandı, kayışla birlikte tam elli kez döndü ve öldü; kırılmamış kemiği kalmamıştı. 27 Temmuz’da Manchester'da bir kız, hallaç makinesine kapıldı ve aldığı yaralar sonucu öldü. 3 Ağustos’ta Dukenfield'da, makinenin çemberine kapılan bir bobin işçisi, tüm kaburga kemikleri kırılarak öldü.”1

Engels’in aktardıklarını kapitalizmin ilk dönem arızaları olarak niteleyenler oldu. Evet, sonra çalışma ve yaşam koşullarında önemli düzelmeler oldu. Gerçi bunlar sermaye sınıfının bahşettiği şeyler değil, işçi sınıfının mücadeleyle elde ettikleriydi ama olsun. İşçi sınıfının 8 saatlik işgünü, sendikaları, grev hakkı, hatta kendilerini mecliste temsil eden partileri oldu. Çocuk işçilik yasaklandı.

İşçi sınıfının elde ettiği her şey, geçen yüz yılın başında Ekim Devrimi ile işi daha ileri götürüp iktidara yerleşmeyi başaran Rus işçi sınıfının kendi ülkesinde insanlık için tartışmasız en gelişkin toplumsal düzeni, sosyalizmi kurmasıyla daha da gelişti ve güçlendi. Yüz yılın sonlarına doğru bu eşitlikçi toplumsal düzenin geçici yenilgisiyle güçten düşmeye başlayan işçi sınıfına tüm dünyada ve her düzeyde muazzam bir saldırı başladı. Sermaye sınıfı, kabullenmek zorunda kaldığı hakları ortadan kaldırmak, olmuyorsa geriletilmek için harekete geçti. Böylece burjuvazinin, işçi sınıfının elde ettiği her hakkın daha baştan kâğıt üstünde kalmasını istediği anlaşıldı. Şimdi bu çağı yaşıyoruz.

2025 yılında dünya üzerinde hâlâ 138 milyon çocuk işçi varsa, bunların 54 milyonu sağlık ve güvenlik açısından tehdit altındaki işlerde çalışıyorsa, pek çoğu Engels’in aktardığı gibi çalışırken vahşice ölüyorsa nedeni, sömürüye tanrı gibi tapan burjuvazinin sınırsız açlığıdır.

Yukarıdaki rakamları kapitalizmin vitrin toparlama kurumları olan ILO ve UNICEF’den öğreniyoruz. 2000 yılının başına göre yarı yarıya düşmüş sayı ama 2025 yılında çocuk işçiliği ortadan kaldırma hedefi için “ilerleme hızımız çok yavaş”mış.

Dünya genelinde her 10 çocuktan biri çocuk işçi olarak çalışıyor. Küresel tedarik zincirinde çocuk işçilerden en çok nemalanan AB ülkeleri, Japonya ve ABD merkezli tekeller. Bunlar mı ortadan kaldıracak çocuk işçiliği?

İlerleme hızı yavaşmış!

Sınıflı toplumda zenginliğin ve iktidarın sahibi olanların, insanların yaşam ve çalışma koşullarını önemsemesini sağlayacak tek gelişme, sömürülen sınıfın örgütlü olarak karşısına dikilmesidir.

Ne oluyorsa bu zayıfsa oluyor işte.

On beş yaşındaki Cansu parfüm deposunda bir kıvılcımla diri diri yanıyor. On dört yaşındaki Nursefa tarlada çalışırken biçerdöver altında kalıp parça parça oluyor. On üç yaşındaki Ahmet prese kafası sıkışıp…

Yazmaya devam etmek çok zorlaşıyor…

NOT: Günlerdir çocuk işçi cinayeti haberleriyle uyanıyoruz. Sayı 82’e yükseldi. O da tespit edilebilen. Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü. Bırakın yazmayı, artık yutkunmakta zorlanıyoruz. Türkiye Komünist Gençliği Milli Eğitim Bakanı’na bu çocuklardan nasıl vazgeçtiklerini sormaya gidiyor. Yumruğumuz sıkıp yanlarında olacağız.

  • 1

    “Engels F, İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu, Sol Yayınları, Ekim 1997- sf.231”

Alpaslan Savaş 'ın Son Yazıları