Toplumcu politikalar ve bilimsel etkinlikler

28/11/2019 Perşembe
Toplumcu politikalar ve bilimsel etkinlikler

TMMOB tarafından düzenlenen “Kamucu Politikalar Sempozyumu” 22-23 Kasım günlerinde yapıldı. Ardından 26-28 Kasım günlerinde Türk Sosyal Bilimler Derneği (TSBD) tarafından düzenlenen “16. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi” (USBK) ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezinde başladı.  

Kongrenin son günündeyiz. 

Kasımın 11’inde aramızdan ayrılan Mümtaz Soysal anısına bugün öğleden evvel birincisinde “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin İlk Yılı: Bir Bilanço” (Oturum 51, 09:00-10:30), ikincisinde de “Başkanlı Yönetim: Nedir, Ne Değildir?” (Oturum 61, 10:45-12:30) konularının sunulup tartışılacağı iki oturum var.

Kamucu Politikalar Sempozyumu'nun ve 16. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi'nin içerikleriyle toplumsal hafızaya ve politikalar üretmeye katkısı büyük oldu. Bilim ve aydınlanmanın ayaklar altına alınmaya çalışıldığı, akademik dünyanın piyasa hizmetine tahsisinin genişleyerek sürdüğü, piyasacılığın ve gericiliğin cirit attığı ortamda bu katkının önemi açık ve anlamlı.

Birçok sempozyum, kongre ve benzeri etkinlikte kimi zaman açık kimi zaman örtülü olarak düzen içi sunumlara ve düzen içinde kalan eleştirilere artarak rastlanıyor. Ya da somut durumun somut analizi yapılıyor gibi gözüküyor ama ya “ne yapmalı”ya yanıt verilmiyor ya da zaten düzenin içinde, onun da yapmaktan kaçınmayacağı önerilerle yetiniliyor. 

Buna benzer yanılsama örneklerini, siyasi faaliyetlerde ya da parlamentoda da sıklıkla görüyoruz. Düzen içi oyalamalarla geçiştirilen bir muhalefet ya da eleştirel ortam… O kadar. 

Düzen çürümeleriyle devam ediyor ve de yeni çatırdama seslerinin duyulduğu anlarda dahi düzen içinde kalan her muhalif ses ya da analiz düzeni meşrulaştırmaya yarıyor.  

Yeri gelmişken yukarıda kullandığım “dahi” sözcüğüne değinmekte yarar var. Sunuşlarda yapılan yanlışlar arasında “dahi” sözcüğünün “dâhi” olarak dile getirilmesi yaygın.  

“Da, de” ya da koşul bildiren eylemlerden sonra gelecek koşulun geçerli olmadığını bildiren “bile” anlamında kullanılan, (a) harfinin kısa okunması gereken “dahi” sözcüğü ile olağanüstü yeteneği ve yaratıcı gücü olan kimseyi anlatan, (â) harfinin uzun okunması gereken “dâhi” sözcüğünün kullanımı, yazıyla anlatımda önemsenmese de sözlü anlatımdaki konuşma şekliyle iyice sırıtıyor.

Bir şapka (^) deyip geçmeyin. İşçi patronuna “kar yağıyor, diz boyu olmuş” demiş. Patron, “ne güzel” deyince işçi “güzel de bizim su geçirmeyen ayakkabımız, ısınmak için odunumuz yok” diye yanıt vermiş. Bu anlatımdaki “kar” sözcüğünü “kâr” yapınca anlam sömürü yönünden daha da pekişiyor. 

Konumuza dönersek, düzen içinde olanı düzen içi eleştiriyle anlatmak ve bunu yaygınlaştırarak kalıcı kılmak çürümüş düzenin yaratıcılarını ve işbirlikçilerini dâhileştirerek meşrulaştırmaya yarıyor. 

Böylece toplumsal hafızaya da müdahale ediliyor, insanlar bir robot gibi yönlendirilmiş oluyor.

Hâlâ 12 Eylül darbesinin gelişini anarşi ve çatışmalarla anlatanlar var. Milyonlarca göç insanını Suriye Devletinin yurtlarından ettiğine inananlar, 15 Temmuzu iktidarın söylemleriyle masallaştıranlar var. 

Bütün kapılar sürdürülebilir kapitalizme açılmıyor tabii… Ama sürdürülebilir kapitalizmin ağır bastığı ve buna bağlı matem havasının estirildiği düşünceler de az değil.

Toplumcu politikalar kapsamında düşünülen, planlanan ve programlanan her şey piyasa ve pazar kavgası dışına çıkarılmadıkça toplumculuk amacına ulaşmaz. 

Net anlatımıyla, toplum sınıfsal analizi yapılmadan, içindeki sömürücüler ayıklanmadan tanımlanırsa toplumcu politikalar egemen sınıfla öyle ya da böyle, kısa ya da orta erimde özdeşleşir. 

Düzen içinde kalan, düzenin kurum ve kurallarıyla yapılmaya girişilen toplumcu politikalar ya geçici oluyor ya da sahte.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Batının SSCB’den etkilenerek attığı olumlu adımlar, bizde de Cumhuriyetin ilerleme ve aydınlanma dönemi, 1960’lar, daha kısa süreli 1974 ve 1978’ler, 12 Eylülün tek parti iktidarı olan ANAP’ın yerine geçebildiği için 1990’ların koalisyon dönemleri… Bunlar geçiciliğin daha yerinde deyişle kapitalizmin ve emperyalizmin duvarına çarpana kadar yaşayabilmenin kimi örnekleri. 

Sahteleşmeye tipik örneklerin başında 15.-16. yüzyıllarda sömürgeci ülkelerin yerli halk tarafından belli sürelerle kullanılmayan toprakları kamulaştırmaları gelir. Bu kamulaştırmalar sömürü içindir.

Günümüzde de özel yarar için kamulaştırma örneklerini -Sevgili Ali Somel’in “Kamulaştırmanın Dönüşümü: Özel Yarar İçin Kamulaştırmanın Gelişimi ve Türkiye’de Kamu Politikalarına Yansımaları” (Ankara, 2012) konulu Doktora Tezini de anımsatarak- verebiliriz.  

Kapitalizmde kamulaştırma ya da devletleştirme adı altına yerleştirilen toplumcu politikaların emekçiler yararına sürdürülemediği, sürdürülmesine de izin verilmediği açık. Kapitalizm özü itibarıyla istikrarsız. Kapitalizmin istikrarı denilen şeyse istikrarsızlığının sürdürülebilmesi.

16. USBK’nin ilk gün programında yer alan “Toplumsal Hafıza ve Mekan” oturumunda da dile getirildiği gibi dönemlerin dinamikleri ve ilişkileri toplumsal hafızayı etkiliyor, yönlendiriyor.

Toplumcu politikalar da geçici ya da sahte önerilerle, yanılsamalarla düzenin yörüngesinde oyalanıp duruyor.

Oyalanmalara ve yanılsamalara kanmayan, sömürü düzeniyle aynı gemide olmayan mücadeleler sürüyor, sınıfsal mücadele sürüyor.    

Aralık başında Bilim ve Aydınlanma Akademisi tarafından düzenlenen “Sosyalist Gelecek ve Planlama” Sempozyumu yapılacak (6-8 Aralık 2019, ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesisleri, Ankara). 

Hedef açık ve net: İnsanlık önüne koyduğu her gerçek sorunu aşar!

ÖNCEKİ YAZILARI