Terör mekiği

15/01/2015 Perşembe
Terör mekiği

Terör mekiği tüm gücüyle çalışıyor. Küçük ama etkisi ve aldığı canlar büyük. Paris katliamı da öyle oldu.

Cumhuriyet Gazetesi operasyonu ise emperyalizmin terör poligonlarından biri haline getirilen Türkiye’nin terörün içine daha fazla gömülmesinin çok yönlü işaretlerini taşıyor.   

Terör, emperyalizmi besliyor; emperyalizm de gericiliği yanına alarak terörü… Terörizme, “savaşın yeni şekli” denilmesi de bunun doğal uzantısı.

Geleceğine dair öngörüsü sarsılan emperyalizm ile terörün, ayrılmaz ikili oldukları 11 Haziran’da Paris’te yapılan “teröre karşı ortak tavır” eyleminde de ortaya döküldü. Liderler tarafından, terörle mücadele başlığı altında bir dizi önlem sıralanmaya başlandı. ABD’de zirve toplantısı planlandı.

Bir yandan hukuk devreye sokuluyor, diğer yandan güvenlik önlemleri için para ve teçhizat başta olmak üzere tüm olanaklar seferber ediliyor. Ve emperyalizmin terörle mücadele başlığı, yönünü hemen toplum üzerinde baskıya çeviriyor. Tabii kapitalist devletler de bundan memnun, kapitalistler de…

Bir de Türkiye gibi ülkeler var ki, baştan gönüllü.

AKP zaten yasa değişikliklerinin tasarısını hazırlayıp Meclis’se sunmuştu (24.11.2014; E.1/995). Şimdi hiç ödün vermeden yasalaşması için eline koz geçti.

Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile birlikte, Emniyet Teşkilatı Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu, Nüfus Hizmetleri Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda değişiklikler yapılacak.  

Tasarının genel gerekçesinde; "Son zamanlarda meydana gelen toplumsal olayların terör örgütlerinin propagandasına dönüşmesi, göstericilerin vatandaşlarımızın can güvenliklerini ve vücut bütünlüklerini tehdit etmesi, kamuya ve özel kişilere ait bina, araç ve mallara zarar vermesi, hatta yağma girişimlerinde bulunması özgürlük-güvenlik dengesini bozmadan yeni tedbirler alınmasını zorunlu kılmıştır" denilerek Doğu ve Güneydoğudaki iç olaylardan hareketle “özgürlük-güvenlik” dengesini bozmayacak önlemlerden söz ediliyor.

Ancak, bu münferit gibi gözüken olaylara karşı alınacak yasal önlemlere ve güvenlik güçlerine verilecek görev ve yetki genişliğine bakılınca hiç de münferit gözükmüyor. Tıpkı, emperyalizm gibi AKP’nin de “devam” için yeni arayışlara ve desteğe gereksinmesi var.

Korku dağları bürüdüğünde, terör fırsat olur ve fırsatlar da kaçırılmaz. Hukuk da, halkın değil, iktidarın koruyucusu olmaya başlar.

Hukuk, 1970’lerin sonundan bu yana adım adım güç koruma ve baskı mekanizmasına dönüştü. 11 Eylül gibi olaylar kullanılarak hukuk aracığıyla hukuk yok edildi; ama hep “üstün olduğu” vurgulandı. Şimdi yeni önlemler için fırsat doğdu ve yine hukuk kullanılacak.

“Özgürlük-güvenlik dengesi” denilen gerekçe çok açık; egemen sınıfın ve siyasetinin özgürlüğü ve güvenliği…

“Vatandaşların can güvenliklerini ve vücut bütünlüklerini tehdit” gerekçesi ise, Haziran Direnişi ve devamında vatandaşın can güvenliği ve vücut bütünlüğünün kimler tarafından tehdit edildiğini gösteren olaylar karşısında anlamını yitiriyor.

Halkı gericiliğin mistik dünyasına itenler, hukuku, ulusal ve uluslararası alanlarda mülkiyetin yeniden şekillenmesinde, sermaye birikiminde araç olarak görürken, kendilerini güvence altına almayı ve halkı kandıracak yolları bulmayı da ihmal etmiyorlar.

Bir de, terörle mücadele hukuku ile bu hukuka rağmen ortaya çıkan uygulama farkı var ki, keyfiliği otorite aracı haline getiriyor. Burada da desteklerden biri, toplum polisliğine soyunan yandaşlardan, bir diğeri de yargıdan bekleniyor ve her iki destek de gerekeni yapıyor.   

Kimse, şeffaflaştırılan karakollar yerine karakollaştırılan sokakları seçenek olarak yaşamak; kimse hukuk kılıfına sığınarak yaşayan canavarlaşmış bir devlete katlanmak zorunda değil.

AKP gibi kafaların, olağandışı yetkilere meşruiyet kazandırmak için terörü fırsat olarak kullanma girişimleri sonuçsuz kalmalı.

Gerçekten özgürleştirilmiş bir dünyada zaten “güvenlik” dengesi aramanın anlamı kalmaz.

Gerçekten eşitleştirilmiş bir dünya, can güvenliği ve vücut bütünlüğü tehditlerini de korkuyu da unutur.

O zaman devlet denilen büyük örgütlerin, en büyük ve güçlü silahlı örgüt ve baskı aracı olma özellikleri; hukuku “keyfileştirme aracı” yapma girişimleri erir gider.

Devrimci iddialara yönelen kafalar arttıkça sorun başlıkları yerine çözüm başlıkları da artar.