İnciraltı Katliamı

12/06/2010 Cumartesi
İnciraltı Katliamı

KENTİN SESİ - İzmir Yazıları

10-15 yıl öncesine kadar şehir dışındaki üniversitelerle jandarmalar ilgilendiği için bizim de zamanında Rahmi Saltuk’un “Jandarma biz sosyalistiz!” marşını söylemişliğimiz oldu:

ay ışığı jandarmanın
süngüsünü yakıyor
mahpus yoldaş pencereden
jandarmaya bakıyor

ve diyor ki o, jandarma sen
kardeşimsin köylümsün
kırlarında salgın gezen
köyden geldin belki dün

jandarma biz sosyalistiz
dostuz yalnız biz sana
kurtuluşun bizimledir
elini uzatsana

jandarma sen ah bir bilsen
sana ne iş verdiler
belki bir gün zabit sana
köylünü kurşunla der

anan karın çocukların
köyünde aç kaldılar
ne hükümet el uzatır
ne ağadan medet var

jandarma biz sosyalistiz
dostuz yalnız biz sana
kurtuluşun bizimledir
elini uzatsana

İzmir’deki İnciraltı öğrenci yurtlarının bahçesinde devrimci öğrencilerin 30 yıl önce düzenledikleri şenlikte bu marşın da söylenip söylenmediğini bilmiyorum ama eğer söylendiyse de jandarmaların bu marştan etkilenmemiş olduğu, öğrencilere ellerini değil de ay ışığında yanan süngülerini uzatmış olmalarından anlaşılıyor. Bu gerçeğin kanıtı ise o gece yaşamını yitiren 18 yaşındaki İsmail Baytok, 20 yaşındaki Mustafa Uslu, 19 yaşındaki Ali İhsan Tan, 23 yaşındaki Hüseyin Akdağ ve Mehmet Ali Arun’un sırtlarından çıkan Amerikan M-6 ve M-1 otomatik tüfeklerine ait jandarma mermileri.

Davanın zaman aşamına uğramaması için suç duyurusunda bulunan İzmir 78'liler Dayanışma ve Araştırma Derneği, yarım saat süren katliam anını şöyle anlatıyor:

“Asteğmen Necip Pınar ve Çavuş Hasan Dimici yönetimindeki askerler jandarma panzerleriyle öğrencilerin kaldıkları blokların çevresini sarmış, yurtların kapı önüne kadar girmiş, sirenlerini sürekli açık tutmuş ve 1000’in üzerinde yurt bahçesinde şarkı söyleyip, halay çeken öğrenciyi kuşatmışlardır. Saat 21.00 gibi megafonla anons yaparak öğrencilere genel arama yapılacağını duyurmuşlardır. Anonsun yapılmasından sonra araçlardan inen jandarma çavuşun verdiği emir ile bahçedeki öğrencileri 3 dakika süreyle taramışlardır. Bir anda savaş alanına dönen öğrenci yurtlarında kurşun yağmuru altında öğrenciler kaçışmaya başladılar.”

Şimdilerde bir panayır yerine dönüşen İnciraltı’nın böyle bir tarihi taşıyor olması ironi ile açıklanabilir mi emin değilim. Davanın kaderini tahmin etmek ise daha kolay. En azından katliamın anısına İnciraltı’da bir anıt dikilmesi düşünülebilir. Uzun yıllar sonra Nazım Kültürevi’nin bahçesinde karşılaştığımız Haluk (Savaş) abinin 78 kuşağına dair olumlu anlamda yaptığı bir tespit belki bu tür bir olası anıta ilham verebilir. 68 kuşağının Deniz ve Mahir gibi yüzleri olduğunu ama kendisinin de ait olduğu 78 kuşağının ise bir yüzle temsil edilemeyeceğini söylemişti.

Not 1: Böylesi bir katliamın yanında sözünü etmeye belki değmez ama 78'lilerin katliamla ilgili yaptığı basın açıklamasının, yapıldığı mekana ev sahipliği yapan ve yönetiminde 78’lilerin de olduğu bir kitle örgütünde bir krize neden olduğunu da eklemek istiyorum. Ayrıntılarına tam vakıf olduğumu söyleyemem ama bu krizin 78 kuşağının olumlu anlamda bir yüze sahip olmamasına karşı bir de olumsuz anlamıyla bazı münferit örneklerle ilgili olmayacağını umuyorum.

Not 2: Geçen haftaki yazıda müzisyen Suavi ile ilgili yapılan “tövbekar” tespitine itirazda bulunan yorumlar geldi. Kanıt olarak yaklaşık 20 yıl önce Suavi’nin bir TV kanalında yaptığı açıklamaları izlediğim video kaydını bulup çıkarmam mümkün değil. Bu tespite alınan okuyucular için en fazla “yanlış hatırlıyor olabilirim” diyebilirim. Ama alınganlıklarının nedeni Suavi’nin politik duruşuyla kendi müziksel beğenilerini örtüştürememek ise basitçe Cem Karaca ve Timur Selçuk’u hala nasıl bayıla bayıla dinliyorsak aynı yolu izlemelerini önerebilirim. Yine de politik duruşu ne olursa olsun Suavi’nin müziğinin bayıla bayıla nasıl dinlenebileceğini kendi adıma hayal bile edemeyeceğimi de eklemeliyim.

ÖNCEKİ YAZILARI