Hintli, Afrikalı Arap cambazlar ile Alman cambazları

17/09/2011 Cumartesi
Hintli, Afrikalı Arap cambazlar ile Alman cambazları

Eskiler anlatırdı, yunusların zıpladığını sahil boyunca. Alsancak’tan Karşıyaka’ya yüzen delikanlılar varmış. Konak iskelesi boyunca dizili gazinolar, çay bahçeleri.

Uzun zamandır her şey o kadar hızlı değişiyor ki artık eski günleri anmak için eskilere dahil olmak gerekmiyor. Eski bir internet reklamında 7 yaşlarındaki çocuğun 5 yaşlarındaki kardeşine “bizim zamanımızda internete telefonla bağlanıyorduk” diye anlattığı gibi işte…

Benim bile Mithatpaşa Caddesi’nde elektrikli tramvayla seyahat etmişliğim var. Konak’taki sahilin belki bir futbol sahasından daha büyük bir alan kadar doldurulduğunu da gördüm.

Kadın matinalarının yapılmadığı bir pazar sabahı kocaman boş salonda ilk ve son davul dersimi aldığım ve adını şimdi büyük bir zorlukla hatırladığım Konak meydanındaki Maksim Gazinosu.

Şan ve Sema sinemalarının bulunduğu pasajlarda don ve fanila da satılırdı, ingilizce kitaplar da, gözlükçü ve saatçi dükkanları, hemen çıkışta bir kokoreççi, gazoz ve popcorn satılan sinema kafesinin alt katındaki salonda sigara dumanı kaplı bilardo masalarının üstündeki parlak topları bile zar zor seçerdiniz. Mutlaka kenarda bir masa tenisi bulunan salonlar. Şan mıydı Sema mı?

Afişinde her hayvan bulunan filmin çocuk filmi olmayabileceğini de öğrendik o pasajların sinemalarında, filmin son sahnesinde afişteki timsahın göle düşen adamdan geriye sadece suda yüzen tahta bacağı bıraktığı zaman.

Eski çizgi romanları pasajın girişine bakan sokakta satan çocuk bizimle birlikte büyüdü gitti.

Şimdiki alışveriş merkezlerinin o zamanki muadilleri olmalılar o pasajlar. Yoksa Yeni Karamürsel veya Yeni Konak mağazaları değil. Yine de Çınar sinemasına komşulukları ve envai çeşit küçük dükkanların çevrelediği SSK çarşısı neden olmasın? 12 Eylül’de zemin katın kuytuluklarında demir parmaklıklar ardına tıkılmış saçları traşlı mahkumları da hatırlıyorum. Uyar mı şimdiki alışveriş merkezlerine?

Karşıyaka yine başka bir dünyaydı, ayak basılamayan. Astım hastası çocuğu annesi deniz havası alsın diye tek biletle getirir götürdü kimbilir kaç tur.

Yazma değil ama okuma o dolgu alanındaki otobüs duraklarında beklerken sökülen reklam tabelalarından öğrenilebilirdi.

Neymiş? İzmir Limanı önümüzdeki yıla kalmadan özelleştirilecekmiş.

Olur ama elbette bu da geçer. Hele günümüzde çok daha hızlı geçer!

Şimdi İzmir Devlet Tiyatrosu’nun bulunduğu bina da bir zamanlar çay bahçesiymiş, bir gazete ilanında reklamını şöyle yapıyormuş:

“Türk ocağı aile çay bahçesinde incesaz heyeti ve aynı zamanda Hintli, Afrikalı Arap cambazlar ile Alman cambazları geldiler. Koşunuz hayret edeceksiniz. Bu yeni cambaz varyetesini görmeğe gidiniz.”

Bakarsınız öyle bir değişir ki şehir bu kez geçmişi değil geleceği özleriz.

ÖNCEKİ YAZILARI