Patronun iktidarı, iktidarın imamı: ‘Asla tesadüf değil’

25/02/2016 Perşembe
Patronun iktidarı, iktidarın imamı: ‘Asla tesadüf değil’

Dün İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde “Cansel Buse’yi öldüren gericiliktir, gericiliğin kökünü kazıyacağız” diyen öğrencilerin dövülerek gözaltına alınması ile yine aynı gün 4 IŞİD’linin tahliye edilmesi asla ve asla tesadüf değildir.

Öğrencilere saldırarak onları derdest eden AKP polisi, IŞİD’lileri tahliye eden AKP yargısıdır. Bu iki olayın tesadüf olduğu iddiası, bilime aykırıdır.

Stalin sık sık sorarmış: “Eta li sluçayni tavarişi? / Bu bir tesadüf müdür yoldaşlar?” ve hemen ardından yanıt verirmiş: “Niet tavarişi, eta ni sluçayni / Hayır yoldaşlar bu asla bir tesadüf değildir.”

Peki son zamanlarda her gün yaşadığımız olaylar arasında böyle bağlantılar kurup, Stalin’in bu sorusunu daha sık sorar hale gelişimiz tesadüf müdür? Hayır, bu da asla bir tesadüf değildir.

AKP denilen ucube diktatörlük, Stalin’in bu sorulu-yanıtlı ünlü sözüne yeniden bir hayatiyet ve güncellik kazandırdı.

Artvin’de yaşam alanlarını savunmak için direnen yurttaşlara gaz sıkıp cop vuran polisin, İzmir’de gericiliğe karşı mücadele eden üniversite öğrencisini dövmesi asla tesadüf değil.

AKP iktidarında polis teşkilatının bir yobazlık teşkilatı haline gelmesi asla tesadüf değil.

Yeri göğü, dağı taşı imam hatip yapan AKP’nin, yetiştirdiği imam ve hatipleri polis yapması asla tesadüf değil.

İmam-valilerin emri, imam-emniyet müdürlerinin talimatı üzerine imam-polisler tarafından Cengiz Holding’in savunulması, yöre halkının gaza boğulması asla tesadüf değil.

Cengiz Holding’in, Koç’un ve benzerlerinin, imam-cumhurbaşkanı/imam-vali/imam-polis döneminde voliyi vurmaları asla tesadüf değil.

Patron sınıfının daha çok vurgun yapabilmesi için toplumun daha çok dinselleştirilmesi, toplum dinselleştikçe patronların daha çok ve daha rahat vurgun yapabilmesi asla tesadüf değil.

Genelkurmay Başkanı’nın umreye gittiği bir ülkenin yurttaşlarının, “daha çok dinselleşme-daha çok sömürü / daha çok sömürü-daha çok dinselleşme” döngüsünü yaşaması asla ve asla tesadüf değil.

Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine adlı yapıtında, dinsellikle yönetilen toplumlara işaret ederek, “Bu gibi devletlerde dinin başka herhangi bir devlette olduğundan çok daha fazla etkisi vardır. Korkuya eklenen başka bir korkudur o. Müslüman devletlerinde halk, hükümdara karşı duyduğu saygının çoğunu dinden alır” der.

Montesquieu bu lafı 250 yıl kadar önce eder. İşte iki buçuk asır sonra “korkuya eklenen korku” olarak bu coğrafyada bir kez daha tecelli etmektedir dinselleşme.

Artvin’de Cengiz Holding’e karşı gerçekleştirilen direniş ile Manisa’da her okula bir imam hatip sınıfı açılmasına karşı verilen mücadele aynıdır, birdir, tektir, birleşiktir, birbirinden ayrılamaz.

Çünkü… Artvin’in ormanını, ırmağını, suyunu, yeşilini Cengiz Holding’e tımar eden siyasi irade ile Manisa’da her okula imam hatip sınıfı açan siyasi irade aynıdır, birdir, tektir, birleşiktir, birbirinden ayrılamaz.

Zaten… Manisa’da her okula bir imam hatip sınıfı açılmasının nedeni, Artvin’in Cengiz Holding’e tımar edilmesine hiç kimse itiraz etmesin, edemesin diyedir. Ve asla tesadüf değildir.

İşte tüm bu nedenlerle gericiliğe karşı mücadele, sınıfsal mücadeleden ayrı değil. Zira laiklikten vazgeçilip toplumun dinselleştirilmesi, patronların ve emperyalist düzenin sınıfsal tercihidir. Daha doğrusu patronlar, tekeller ve sermaye sınıfı; laikliği sınıfsal zorunluluklar nedeniyle yok ettiler. Bundan böyle patronların, tekellerin, sermayenin, TÜSİAD’ın iktidarda olduğu bir düzende, laikliğe ve aydınlanmaya dönmenin imkân ve ihtimali yoktur. Sermaye düzeninin ve patronlar sınıfının, aklı imha etmeden yaşaması mümkün değildir. Dinsellik nasıl ki bütünsel, yekpare, kuşatıcı bir yapıysa; dinselleşmeye karşı verilecek mücadele de bütünsel, yekpare, kuşatıcı olmak zorundadır.

Gericilikle mücadele, ancak ve ancak ilerici, aydınlanmacı, laik, eşitlikçi, özgürlükçü bir iktidarı kurma hedefine ve perspektifine sımsıkı sarılarak verilebilir. Bıkıp usanmadan, sıkılıp yorulmadan bu nitelikleri sürekli ve sürekli dile getirmek, vurgulamak, anlatmak zorundayız.

Çünkü gericilikle mücadele, aynı zamanda bir iktidar mücadelesidir.

Gericilikle mücadelenin, aynı zamanda bir iktidar mücadelesi olması ise asla tesadüf değildir.

 

[email protected]

twitter.com/_ahmetcinar_