Her yer Soma, her gün Soma

Yarın 13 Mayıs… Soma katliamının üzerinden iki koca yıl geçti.

İki yıl önce ilk ölüm haberleri ulaşmaya başladığında Soma’daydım. Sırtımda çanta, boynumda kamera dolaşırken acının başkentinde, gördüğümüz her kare, tanıklık ettiğimiz her olay, rastladığımız her insan, yaşadığımız her an; sınıfsal bir öfkeye dönüşüyor, yüreklerimizde ve yumruklarımızda billurlaşıyordu. 

Resmi verilere göre 301 işçi yaşamını yitirdi Soma’da. Sonra? Soma’dan sonra Ermenek. Soma’dan sonra Torunlar İnşaat. Soma’dan sonra 2015’te bin 730 işçi. Soma’dan sonra 2016’nın ilk 4 ayında 586 işçi…

Geçenlerde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi açıkladı: AKP’li yıllarda 17 bin işçi katledildi bu ülkede… Canları kömürden ucuz… Canları inşaattan ucuz… Canları her şeyden ucuz binlerce işçi… Bu coğrafyanın üretenleri, yaratanları, var edenleri… 

Her yer Soma, her gün Soma’dır bu düzende: O düzenin adı hiç kuşku yok ki AKP düzenidir, Erdoğan rejimidir. 

“Hırsız, katil Erdoğan” derken, yağlarımız erisin, karnımızın şişi insin, karşımızdakine hakaret olsun diye söylemiyoruz bu sıfatları. AKP iktidarı boyunca katledilen 17 bin işçinin ölümünden sorumlu bir düzene işaret ettiğimiz için, siyasal/politik bir anlam yükleyerek haykırıyoruz bu gerçeği. 

Soma’nın sorumlularının listesini mi yapalım, peki yapalım da… İşte 6 kişi cezaevinde, nolacak? 

Siyasi iktidar-patron-sendika üçgeninin oluşturduğu vahşi ve kan emici sistemi napacağız? Görmezden mi geleceğiz! 

Özelleştirme-piyasalaştırma düzeneğini napacağız? Gözlerimizi mi kapatacağız! 

AKP’nin tarihi, işçi katliamları tarihidir: Bu gerçeğe boş mu vereceğiz!  

Üç beş kişiyi cezalandırıp, sonra da tüm bu katliamların sorumlusu olan, hükümetinden patronuna kadar koca bir sistemi aklamak, ikiyüzlülüğün ve alçaklığın daniskasıdır! 

Soma’yı anmanın ve anlamanın, Soma’yla hesaplaşmanın tek bir koşulu vardır ve bu bir samimiyet testidir: Bu düzeni külliyen reddetmeyenler ve bu düzenden kurtulmak için mücadele etmeyenler, katliamların doğrudan sorumluları kadar sorumludurlar.   

Hesaplaşmak, yüzleşmek, yargılamak ve değiştirmek istediğimiz kahrolası düzenin tarihi elbette çok daha eskilere dayanır ama 1980 epeyce önemli bir dönüm noktası. 

1980’de iki tarih: Biri 24 Ocak, diğeri 12 Eylül. İkisi birbirinin devamı, birbirine bağımlı… 

12 Eylül 1980 faşist-gerici darbesinden sekiz ay önce Türkiye ekonomisini neo-liberal ekonomiye ve vahşi piyasaya teslim edecek bir dizi ekonomik karar alınıyordu: 24 Ocak ekonomik kararları.

Bakalım…

24 Ocak 1980: Planlı ekonominin tamamen terk edilip serbest piyasaya teslim olunan, karma ekonomiden vazgeçilip özelleştirmelere yelken açılan kararlar. Dış ticaret serbest bırakılıyor, yabancı sermaye çağrılıyor, kâr transferlerinin yolu açılıyordu. Emperyalizmin pervasızca at oynatabileceği bir pazar yeri haline getiriliyordu ülke. Vahşi bir talanın, vandal bir yağmanın, insafsız bir peşkeşin kapıları açılıyordu.

12 Eylül 1980: Halk yığınlarının “mutlak yoksullaşması” ve “mutlak mülksüzleşmesi” anlamına gelen 24 Ocak kararları, siyasal, dinsel ve askeri bir şiddet olmadan uygulanamazdı. İşte o siyasal, dinsel ve askeri şiddeti sağlayacak olan 12 Eylül faşist-gerici darbesi olacaktı. 20 yılda “ılımlı İslâm” alabildiğine siyasallaşacak, 24 Ocak’ın teknokratları ülkenin zeminini stabilize edecek, örgütlü gericilik ete kemiğe bürünecek, Reagan-Thatcher-Özal üçlüsü Amerika, Avrupa ve Ortadoğu’nun üzerinden geçecek, halk kitlelerinin toplumsal rızası Türk-İslâm sentezi propagandasıyla oluşturulacak, dört bir yan elverişli hale geldikten sonra Tayyip Erdoğan iktidara getirilecekti.

1980’de 12 Eylül faşist cuntasını ayakta alkışlayan TÜSİAD, burjuvazi, sermaye sınıfı, sermayenin medyası; 2002’de AKP’nin iktidara getirilişini de ayakta alkışlıyordu. Çünkü 24 Ocak/12 Eylül yaşanmasaydı AKP iktidara gelemezdi, AKP iktidara gelmeseydi Soma’da birkaç saat içinde 300’den fazla insan katledilemezdi. 

İşte bu 24 Ocak ekonomik kararlarının, 12 Eylül faşist-gerici darbesinin tarihsel ve mantıksal sonucu, AKP adı verilen tekellere ve tarikatlara dayalı islâmofaşist sıcak para diktatörlüğüdür. 

24 Ocak/12 Eylül rejimi, tam 35 yıldır aralıksız, saat gibi tıkır tıkır işlemektedir. Ve 35 yıl sonra Erdoğan rejimine dönüşmüştür. 

Sınıfsal düzlemde Soma katliamının ve diğer tüm iş cinayetlerinin baş sorumlusu ve yaratıcısı Genelkurmay-TÜSİAD-Emperyalizm şebekesidir.

Soma katliamı, 24 Ocak/12 Eylül ürünü AKP islâmofaşist diktatoryasının dolaylı değil, doğrudan sonucudur.

Eylülizm yobazizme, yobazizm Tayyibizme, Tayyibizm Soma ve diğer katliamlara yol açmıştır.

Soma, Ermenek, Zonguldak, Torunlar ve pek çok cinayet, hepsi ama hepsi, burjuva sınıfının işçi sınıfına karşı işlediği sınıfsal bir soykırımdır.

Soma’nın faili, memleketi bir şirket gibi yönetmek isteyen, kendisini ülkenin CEO’su ilan eden Tayyip Erdoğan ve onun ucube rejimidir. 

Bir ülke “anonim şirket” gibi yönetildiğinde, bunun çalışanlar açısından anlamı tektir: Mutlak yoksullaşma ve mutlak mülksüzleşme… Ücretlerin daha fazla düşmesi, kazanılmış hakların daha çok budanması, daha esnek ve daha güvencesiz koşullarda çalışma, daha vahşi biçimde sömürülme…

Sırtını “Baş CEO”nun iktidarına, dinselleştirme politikalarına ve polis gücüne dayayan patron sınıfı, istediği gibi at oynatıyorlar memlekette.

İnsanları yoksullaştırıyor, öldürüyor: Zorbaca ve arsızca…

Sormasınlar, sorgulamasınlar, itiraz edemesinler, hayır diyemesinler, biat etsinler ve kendilerine sunulan sadakayla idare etsinler diye de; hayatlarının her milimetrekaresi dinselleştiriliyor, türbanlaştırılıyor, imam hatipleştiriliyor…

Hepsi iç içe: Hepsi bir şebeke!

Soma’dan hesap sormanın biricik yolu: Memleketin her yerini ve her gününü Soma haline getiren düzeni tarihin çöp kutusuna göndermek… Sınıfsal soykırım düzenini yıkmak için ayağa kalkmak, gericiliğe karşı mücadele etmek, sınıfsal aklın ışığında bu cinayet düzenini düzlemek, dümdüz etmek.


[email protected]

twitter.com/_ahmetcinar_