Geçim ve Seçim…

04/12/2008 Perşembe
Geçim ve Seçim…

KENTİN SESİ - MANİSA yazıları

Rakam belli değil.

Sayılar havada uçuşuyor.

Her kafadan bir rakam çıkıyor.

Ama bir gerçek var ki, patronların öve öve bitiremedikleri Manisa Organize Sanayi Bölgesi'ndeki fabrikalardan her gün kaç yüz işçi çıkarıldığına dair rivayet muhtelif.

Ama kentin şu anda en çok konuşulan konusunun, evlere, ocaklara ateş düşüren tek gündeminin bu olduğu kesin.

Yediden yetmişe, eşikten beşiğe herkesi ve her kesimi etkileyen bir olgu bu.

Bir gün "Bugün 300 işçi çıkarıldı" haberi geliyor, ertesi gün bin beş yüz işçinin işsiz kaldığı söyleniyor.

Manisa OSB'de asgari ücretle, gecesini gündüzüne katarak, insanlıktan çıkarak, sendikasız, haksız, hukuksuz, güvencesiz çalışan binlerce işçi, son üç aydır artık "işsiz".

***

İşçilere, işten çıkarılırken "ekonomik kriz" diyorlar.

Ama Manisa OSB Başkanı Cemal Sait Türek, bakın önceki gün yerel gazetelere verdiği demeçte ne diyor: "OSB krize meydan okuyor."

Alt başlık: "46 firma yatırımlarını tamamlamak üzere."

Vay vay vay...

Sayın Türek, bu açıklamayı yaparken, aynı anda OSB'deki fabrikalarda işçiler kapı önüne konulmaya devam ediyor.

Doğrudur!

Kriz dediğimiz şey tuzu kuru para babalarını vurmaz.

Kriz, son aylarda OSB'de kapının önüne bırakılan binlerce işçiyi vurur.

O işçilerin çocuklarını, eşlerini, yakınlarını vurur.

Kriz olmadığı zamanlarda asgari ücretle çalıştırılan, kriz zamanlarında sokağa bırakılan, emeğini satmaktan başka hiçbir yaşam şansı olmayan binlerce, on binlerce insanı vurur.

"OSB krize meydan okuyor" manşetinin altında yatan buymuş meğer.

Meydan okuyan işçiler, çalışanlar, emeğiyle geçinenler değilmiş.

Meydan okuyan patronlarmış.

Hem gördüğümüz kadarıyla patronlar, sadece krize meydan okumuyor, işçilere de meydan okuyor.

Üretim zamanında "Gel, çalış, al asgari ücreti" kriz zamanında "Git, gelme, bekle kapının önünde" dedikleri işçilere meydan okuyorlar.

Patronlar sadece krize meydan okumuyor, babası işten atılan ve okula beslenme çantası götüremeyen ilkokul çocuklarına da meydan okuyor.

Bu patronlar, daha çoook şeye meydan okuyor.

***

Manisa'nın evlerinde tek gündem ve tek konu "geçim" iken, kentin ileri gelen para babalarının gündeminde bambaşka bir konu var: Seçim.

İşi bulduk.

120 gün boyunca yerel seçimle yatar, yerel seçimle kalkarız artık.

Polemikler gırla, tartışmalar tırla, atışmalar çuvalla...

Şu anda parti içi mücadeleler sürüyor.

Aday adayları neredeyse birbirinin gözünü oyacak. Herkes birbirini acayip dikizliyor.

Kamuoyu önünde herkes sarmaş dolaş. Ama bir odada yalnız kalsalar, maazallah birbirlerini birer kaşık suda boğarlar.

Tabi ki bu durum küçük partilerde değil de, oy oranı yüksek partilerde daha çok yaşanıyor.

Hele hele AKP'de.

AKP'deki aday adaylarının durumu, daha çok kaderine boyun eğmiş kurbanlık koyunları andırıyor. Çünkü onlar Ankara Kızılcahamam'da belirleniyor.

Adaylıklar bir kesinleşse, o zaman partiler arası mücadele başlayacak.

Dosyalar havalarda uçuşacak.

Neyse...

Biz ihtimal hesaplarını, siyaset ve toplum mühendislerine bırakalım da...

İşimize bakalım.

28 Mart 2004'te, yani beş yıl önce Manisa'daki yerel seçimlerde neler olmuş, kimler ne oy almış, o günden bugüne neler yaşandı, neler değişti, köprülerin altından ne sular aktı?...

Bunları düşünelim.

Ve 29 Mart 2009 günü neler olabilir? Neler yapılabilir? Neler yapabiliriz?

Buna kafa yoralım.

***

Evet...

Bilgilerimizi tazeleyelim.

28 Mart 2004'te yerel seçim yapılmıştı.

O seçimde Manisa'da partilerin aldıkları oy sayısı ve oranları şöyleydi.

AKP (Bülent Kar) : 43 bin 378

ANAP (Adil Aygül) : 22 bin 295

DYP (Orkun Şıktaşlı): 20 bin 931

CHP (Hakkı Bayraktar): 9 bin 479

SHP-DTP-ÖDP ittifakı (Semih Balaban): 7 bin 044

MHP (Nadir Başar) : 3 bin 625

Genç Parti ( Adını hatırlamıyorum): 2 bin 229

DSP (Adını hatırlamıyorum) : 729

Saadet (Seracettin Gülten) : 642

TKP (Yümni Kement) : 204

***

2004'te Manisa'da tablo böyleydi.

2009'ta bu tabloyu tersyüz etmek, alaşağı etmek, darmadağın etmek...

Son günlerde işsiz kalan işçileri bir araya getirebilmek, bu tabloyu değiştirmenin, değiştirebilmenin aslında onların ellerinde olduğunu anlatabilmek...

Mümkün müdür?

Büyük şair, iyi şair Turgut Uyar'ın bir dizesinde söylediği gibi...

"Bütün mümkünlerin kıyısında" mıdır?