Bir şebeke hikayesi...

08/09/2016 Perşembe
Bir şebeke hikayesi...

“İstanbul’da, Ankara’da deniz bitti, patronlar İzmir’e göz dikti” diyoruz, para babalarının İzmir merakını her fırsatta dile getiriyoruz ya… Sermaye ile gericiliğin kıskacında can çekişen bir kent haline getirildiğini söylüyoruz ya İzmir’in…

Biz dedikçe, söyledikçe, yazdıkça her gün yeni “numaralar” da öğreniyoruz.

Bugün de sizlere bir “Sancak sülalesi” hikayesi anlatayım.

Bir tür “sermaye-siyaset-bürokrasi-yargı şebekesi” hikayesi…

İzmir’i bilen bilir, bilmeyenler bilenlere sorup öğrenir: Bornova’sı vardır İzmir’in… 8500 yıldır ev sahipliği yapar uygarlıklara… Osmanlı döneminde verimli tarım bölgesi… Su kaynakları zengin… O nedenle yeşil mi yeşil, bereketli mi bereketli… İzmir’den nereye giderseniz gidin, ister Ankara’ya, ister İstanbul’a, ister Aydın’a, ister Çanakkale’ye çare yok geçeceksiniz Bornova’dan… Türkiye’deki ilk futbol maçı 1890 yılında İzmir’e gelen İngiliz denizcilerle İzmirli gençler arasında Bornova’da yapılmıştır…

İşte bu Bornova’nın bir ağaçlı yolu vardır… Nefestir, soluktur, anıdır… Belleğidir Bornova’nın… Hayattır… Üzerinde yürümeyen bilmez…

Hayat belirtisi olan her şeye saldıran, yaşam ve insanlık düşmanı bir teşkilat olan betonperest AKP, bu ağaçlı yolun sağındaki solundaki yeşil arazileri satmaya kalktı… Sattı da…   

Kime mi?

Kime satacak? Eşe dosta yandaşa… Tayyip Erdoğan’a “aşkını” ilan eden Ethem Sancak adlı tüccara… O tüccarın yeğenine…

Bir grup yurtsever, duyarlı cumhuriyet yurttaşı 2013’te çok yürüdü o ağaçlı yolda, “ellerinde pankartlar.”

“AVM’li yol istemiyoruz, ağaçlı yol istiyoruz” diye çokça haykırdı: Duyan kim!

AKP adlı vandal ve barbar güruh bir kere koymuş aklına, ille peşkeş çekecek ağaçlı yoldaki Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü’ne ait arazileri patronlara!

Özelleştirme İdaresi adlı “primitif akümülasyon” şebekesi, halkın mülkünü sermayeye yamayan teşkilat, önce imar planlarını değiştirdi o arazilerin… AVM, otel, rezidans, iş merkezi yapılmasına olanak sağlayacak şekilde değiştirdi ve satışa çıkardı.

Bornova Belediyesi dava açtı… İmar planı değişikliğinin ve ihalenin iptali için Danıştay’a başvurdu. Danıştay da “dava sonuçlanana kadar” imar planı değişikliğiyle ilgili yürütmeyi durdurdu.

Buraya kadar tamam.  

Bornova Belediyesi’nin açtığı davaya rağmen, Danıştay’ın imar planını durdurmasına rağmen… Mahkemeye, hukuka, karara rağmen… Satış gerçekleşti.

Erdoğan “aşığı” Ethem Sancak’ın yeğeni Mesut Sancak aldı araziyi… 26 Eylül 2013’te… Şu Folkart’ın patronu olan Mesut… Hani şu Bayraklı’nın bağrına çifte hançeri sokan patron!

İzmir-Ankara yolu üzerinde, Bornova’nın göbeğinde kamuya ait arazi bir günde Sancak’ların oldu.

(Soldaki kırmızı daire içine alınan yeri satın aldı Sancak'lar; şimdi orada Folkart Time adlı bir yapı yükseliyor...)

Zurnanın zırt dediği yer burasıydı.

Çünkü bir sorun vardı: Danıştay henüz “esastan” karar vermemişti. Ortada, “dava sonuçlanana kadar yürütmesi durdurulmuş bir imar değişikliği” vardı ama "nihai” bir karar yoktu.

Bu nedenle ihaleyi kazanan ve satın alma hakkını elde eden Sancak’lar, “netameli” bir durum olduğu için Özelleştirme İdaresi’yle sözleşme imzalamıyordu. Ama öte yandan sabırsızlanıyordu.

2014 geçti. 2015 geçti. Danıştay’dan karar çıkmadı.

ŞEBEKE DEVREYE GİRİYOR

İşte bu noktada…

Devreye Özelleştirme İdaresi girdi… Danıştay, yeni bir bilirkişi heyeti oluşturdu… Bu yeni heyetin “yeni” raporuyla, Danıştay daha önce verdiği “yürütmeyi durdurma” kararını kaldırdı!

Sürece bakın: Tereyağından kıl çeker gibi!

Böylece Folkart patronu Mesut Sancak’ın şirketi Liva İç ve Dış Ticaret A.Ş. ile Özelleştirme İdaresi arasında sözleşme imzalandı. Arazi teslim alındı.

Danıştay’ın esas hakkında vereceği “nihai” karar beklenmeden inşaat başladı.

Daha üç yıl öncesine kadar kamuya ait olan Karayolları Genel Müdürlüğü arazisinde, şu anda “Folkart Time” adlı bir yapı yükseliyor.

Gazetelerde, televizyonlarda cafcaflı ilanlarını görüyorsunuzdur. O ışıklı ilanların ardında nasıl bir şebekenin, ne menem ilişkilerin, hangi bağlantıların, o biçim tezgahların döndüğünü bilin istedim.

(Halkın kolektif mülkü olan Karayolları Genel Müdürlüğü arazisi üstünde işte şimdi bu yapı yükseliyor!)

Sermaye istiyor, siyaset karar veriyor, bürokrasi yol açıyor, yargı pürüzleri düzlüyor: Patron basıp parayı alıyor!

Alan razı veren razı: Bu düzende kimi kime şikayet edeceksin!

Bir şebeke bu… Bir ağ… Bir network…

Nasıl olsa patron dostu AKP var memlekette… Nasıl olsa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adında bir bakanlık var… TBMM tarafından değil, Bakanlar Kurulu’nun onayıyla, kanun hükmünde kararnameyle kurulan bir bakanlık bu… Bir zamanlar bu bakanlığın başındaki Erdoğan Bayraktar, bakanlığın nasıl çalışacağını şöyle anlatmıştı:

“Eğer bir yatırımcı, Türkiye’nin herhangi bir yerinde bir yatırım yapmak isterse, belediye onun üç ay içinde imarını, ruhsatını vermezse, bakanlık olarak biz vereceğiz.” (Hürriyet, 11 Eylül 2011)

Memleketin malını mülkünü, kıyısını kenarını, yeşilini ağacını patronlara “kâr” eden, “rant” veren bir düzen tıkır tıkır işliyor… Yere göğe sığdıramadıkları "mutabakat" işte bu! 

Hak mı, hukuk mu, adalet mi?

Boşver, şebeke halleder! 

İşte tam da bu nedenle... Derdimiz, kavgamız, meselemiz kamuyu mülksüzleştirip yoksullaştıran bu şebekeyle, şebekenin bütünüyle...

Tarihsel sorumluluğumuz ve zorunluluğumuz bellidir: Mülksüzleştirenleri mülksüzleştireceğiz!

 

[email protected]

twitter.com/_ahmetcinar_