Artvin’i de Ankara’yı da karartan aynı karanlık!

18/02/2016 Perşembe
Artvin’i de Ankara’yı da karartan aynı karanlık!

Nasıl ülke ama!

Sabah Artvin, akşam Ankara… 

Ne alâka diyemezsiniz… Sabah Artvin’de halka gaz sıktıran irade ile akşam Ankara’yı cehenneme çevirenlere zemin sunan irade, aynı irade, aynı siyaset, aynı zihniyet. Yani aynı karanlık.

Artvin’de altın çıkarmak için ağacı, ormanı, ırmağı, suyu, hayatı katledenlere destek veren irade ile Suruç’ta, Ankara Garı’nda ve dün akşam yine Ankara’da insanları katledenleri bu ülkenin başına bela eden irade, aynı irade! 

Artvin’e göz dikenler ile bu ülkenin insanlarının canına kast edenleri koruyup kollayan, büyütüp himaye eden siyasi iktidar, aynı iktidar. 

Artvin ilk değildi: Çal Dağı vardı, Yırca vardı, Gezi Parkı vardı, Karaburun vardı, “Yeşil Yol” vardı… Ankara ilk değildi: Reyhanlı vardı, Suruç vardı, Ankara Garı vardı… 

Artvin’de polisin ve jandarmanın halkın üzerine biber gazıyla saldıracağını biliyorduk: Çünkü Gezi Parkı’nda, Çal Dağı’nda, Karaburun’da, “Yeşil Yol”da jandarma copla ya da gazla saldırmıştı…Bir yerlerde bir bombanın daha patlayacağını tahmin etmek zor değildi: Çünkü Reyhanlı’da, Suruç’ta, Ankara Garı’nda bu filmi görmüştük. 

Son zamanlarda bu benzetme çokça yapılıyor ama yine de Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi’sini hatırlamadan geçemiyoruz. Herkes tarafından işleneceği bilinen bir cinayetin, bir türlü önlenememesi, engellenememesi, önüne geçilememesini anlatır ya Marquez, Kırmızı Pazartesi adlı uzun öyküsünde… Herkes biliyor, herkes bekliyor, herkes öngörüyor; ancak hiç kimse önlemek için bir adım atmıyor, atamıyor, o iradeyi gösteremiyor. Böylesi bir beyin ölümüdür yaşanan. Ve artık bu ülkede her gün Kırmızı Pazartesi’dir! 

Dün sabah Artvin’de yaşanan ile dün akşam Ankara’da yaşananı birbirinden ayırmak, ayrı görmek, ayrı değerlendirmek isteyen herkes, bana göre AKP denilen karanlığın aklayıcısıdır. 

Artvin’de yaşam alanlarını, doğasını, ağacını, suyunu can havliyle korumak isteyen yurttaşları gaza boğan polis ve jandarma, başkentin göbeğindeki saldırıyı önleyemiyorsa eğer, bu önemli bir gerçeğe işaret eder. Sabah Artvin’de patron Mehmet Cengiz’i ve onun parasını, kasasını, kârını koruyan ama aynı akşam Ankara’da kendi personeli ile yurttaşını bile koruyamayan/korumayan polis ve jandarmanın ne anlama geldiği açıktır. 

Artık en ufak bir hak arayışında, en küçük bir eleştiride cop yiyebilir, gaza maruz kalabilir, gözaltına alınabilir, tutuklanabilir, sokak ortasında vurulup öldürülebilirsiniz: Artvin’de görüldüğü üzere AKP’nin polisi ve jandarması bunun için vardır… Artık işinize, okulunuza, evinize giderken bir IŞİD bombasıyla paramparça olabilirsiniz: Ankara’da görüldüğü üzere AKP’nin polisi ve jandarması bu işlere bakmaz… 

Türkiye artık her gün kana bulanıyor: Bazen Artvin’de, bazen Ankara’da. İkisinin de müsebbibi bellidir. 

Tarikatlara ve tekellere dayalı AKP islâmofaşist sermaye diktatörlüğüdür sabah Artvin’de vuran, akşam Ankara’da yok olan! 

Artvin’i de, Ankara’yı da karartan aynı karanlık, biliyoruz.

Bu hafta da yazıyı Nihat Behram’ın dizeleriyle bitirelim: 

 

[email protected]

twitter.com/_ahmetcinar_