AKP iktidarı için, yıkılma vakti…

02/04/2015 Perşembe
AKP iktidarı için, yıkılma vakti…

Attila İlhan “Cinayet Saati” adlı şiirinin en bilinen dizelerinde, “cinayeti kör bir kayıkçı gördü / ben gördüm kulaklarım gördü” der…

Cinayeti sadece önceki gün görmedik. Bu ülke, karanlık AKP iktidarı boyunca türlü çeşitli cinayetlere sahne oldu.

Önceki gün işlenen cinayet ise, bu ucube iktidarın göz göre göre, gizleyip saklamadan, elini kolunu sallaya sallaya, bile isteye işlediği bir cinayetti.

Bu cinayette sorulacak sorular var elbette…

Ama…

“Devletimin savcısını öldürmek kimsenin haddi değil” cümlesini, bırakalım Ertuğrul Özkök kursun. Biz “O savcının ölümüne neden olan olaylar zinciri kimin eseridir?” sorusunu soralım.

“Geziciler savcı öldürdü” cümlesini, bırakalım ismiyle müsemma “Ak-it” adlı paçavra kursun. Biz “Kendisine rakip olarak 15 yaşındaki bir çocuğu ve çileli annesini seçen uzunlu-kısalı adamlar bu ülkenin başına nasıl ve neden bela oldu?” sorusunu soralım.

“Çağlayan adliyesinde iki terörist cezalarını buldular” cümlesini, bırakalım Kılıçdaroğlu ile Pensilvanya’nın Sözcü’sü olan manipülasyon gazetesi kursun. Biz “Berkin’in katilini, miting meydanlarındaki itiraflarından çok iyi tanıyoruz, tetikçisinin kim olduğunu bilmek istiyoruz, niye saklıyorsunuz?” sorusunu soralım.

Çünkü… Büyük fotoğrafı görmektir aslolan.

IŞİD çeteleriyle aylarca pazarlık eden bir hükümetin, kimsenin kanı dökülmeden sonlandırılabilecek bir olayı katliama çevirmeyi tercih etmesinin nedeni nedir? Bunu soralım.

Biz “cinayeti” ilk kez görmüyoruz. Abdullah Can Cömert öldürülürken, Ali İsmail Korkmaz öldürülürken, Ahmet Atakan öldürülürken, Ethem Sarısülük öldürülürken, Berkin Elvan öldürülürken gördük cinayetleri. “Emri ben verdim” diyeni, “Polisimiz destan yazdı” diyeni biz duyduk. Azmettiriciyi biliyoruz biz. Tetikçilerin bazıları çıktı ortaya, bazıları köşe bucak gizleniyor hepimizin gözünden.

Savcının katili belli: Müzakareler sürerken güç gösterisine kalkışan ve Berkin'in tetikçisinin adını vermemek için savcısını feda eden AKP iktidarıdır katil!

Kanla beslenen, kan dökmeden ayakta kalma şansı olmayan bir İslâmofaşist diktatörlüktür AKP ve uzantıları! Kan dökerek, cinayet işleyerek, cinayetten hamaset üreterek kendi tabanını konsolide edebilen, saflarını sıklaştırabilen, pürüzlü yollarını stabilize edebilen bir iktidarla karşı karşıyayız…

Bu olay, kimsenin kanı dökülmeden sonlandırılabilirdi. Güvenliği sağlama yükümlülüğü sorumluluğuna sahip bir devlet düzeni böyle yapardı. Oysa AKP adlı ucube iktidar, öldürerek etrafa korku saçmak ve bu yolla bitip tükenmeyen korkularını bastırmak istiyor.

Ne yapsalar nafile… İktidarlarının sonu geldi. Bittiler. Tükendiler. Adliyesini savaş alanına çeviren bir iktidar, her türlü meşruiyetini ve iktidarı sürdürebilirliğini yitirmiştir.

İki gündür yaşananları anlatmaya “çöküş” sözcüğü yetmiyor artık. “Karanlık” sözcüğü yetmiyor.

İçinizin kararmadığı, yüreğinizin daralmadığı tek bir gün var mı? Yeteneksizler, birikimsizler, köksüzler, liyakatsızlar, omurgasızlar ordusu; insanlığımızı kemiriyor her gün, her saat aklımıza saldırıyor, vicdanlarımızı acıtıyor. Devletin tekelleştiği, tekellerin devlet olduğu bir düzen bu.  

“Yeni Türkiye” dedikleri: Yeni Ortaçağ… Örgütlü sistemlerin yok olduğu, her türlü merkezin kaybolduğu, belirsizlikler, rastlantılar, bulanıklıklarla yönetilen –daha doğrusu yönetilemeyen- bir ülke… Krizlerin, sarsıntıların, spazmların; günlük yaşamımızın dekorları haline gelişi… (*)

Cinayeti gördük… Abdullah’ı, Ali İsmail’i, Ethem’i, Ahmet’i, Berkin’i öldüren kimse, hangi zihniyetse; dünkü üç cinayeti işleyen de odur! Azmettiricisini de, tetikçisini de, yardım ve yatakçısını da, destekçisini de biliyoruz… Tanıyoruz… Cinayetleri uzun zamandan beri sadece “kör kayıkçılar” görmüyor, hepimiz görüyoruz ve hesabını soracağız!

Yapılacak tek seçenek kalıyor: Bu ülkeyi tepeden tırnağa, A’dan Z’ye yeniden ve en baştan inşa etmek.

Tamir etmek, onarmak, restore etmek, düzeltmek değil…

Yeniden ve temelden ve en baştan… Yeniden kurmak… İnsanın, yeni insanın, yaratıcı ve kurucu tek varlık olduğunun bilinciyle… Buna da bizim memlekette devrim derler!


(*) Yeni Ortaçağ, Alain Minc, İmge Kitabevi, 1995

[email protected]

twitter.com/_ahmetcinar_