Hastanelerin acil servisi anlatıyor

Ülkemizde de koronavirüsün yayılımı artarken, hastanelerin mevcut durumunu, sağlık emekçilerinin eksiklerini ve salgını önleyebilmek için yapılması gerekenleri hastane acilinde görevli bir hekimle konuştuk. Büyük bir özveriyle ayakta kalmaya çalıştıklarını belirten hekim, hastalığı çevrelerine yaymaktan endişe duyduklarını, yaygın şekilde hatta tüm toplum taranarak test yapılması gerektiğini söylüyor.
soL - Haber Merkezi
Pazar, 29 Mart 2020 13:29

Koronavirüs salgını ülkemizde her geçen gün yayıldıkça, hastanelerdeki durum da giderek ağırlaşıyor.

Hastanede sağlık personeli olarak görev yapan kamu çalışanı bir hekimle son durumu, acil ihtiyaçlarını ve virüslü hastaların izlediği adımları konuştuk.

Hastanelerde, acillerde mevcut durum ne? Çalışma koşullarınız nasıl?

Hastanelerde ve acillerde her geçen gün artan vakalarla karşı karşıyayız. Birçok hastanede triyaj alanları pandemi nedeniyle tekrar düzenlendi ancak yeşil alanda da kırmızı alanda da Kovid-19 şüphesi olan hasta ile temasımız oluyor. Çalışma koşullarımız her zaman olduğundan daha da kötüleşiyor, artan iş yükü, psikolojik baskı, yetersiz koruyucu kişisel ekipman nedeniyle sağlık çalışanlarında vuku bulan yaygın bir anksiyete var. 

'KLİNİKLER KENDİ EKİPMANINI TEMİN ETMEYE ÇALIŞIYOR'

Yeterli önlem alınıyor mu? Gerekli ekipmanlarınızda eksikler var mı?

Birçok klinik kendi koruyucu ekipmanlarını kendisi hazırlamaya veya temin etmeye çalışıyor. Asetatlardan siperlik yapıyoruz, iş güvenliği malzemesi satan yerlerden koruyucu gözlük temin etmeye çalışıyoruz kendi olanaklarımızla. Yaklaşık olarak 4 saatte bir değiştirilmesi gereken cerrahi maskeleri 24 saat kadar kullanmak zorunda kalıyoruz. Tek kullanımlık N95’leri riskli temaslarda defaten kullanmak zorunda kalıyoruz.

'HASTALIĞI ÇEVREMİZE TAŞIMAKTAN ENDİŞE DUYUYORUZ'

Acil servislerin kırmızı alanları stabil olmayan solunum sıkıntısı yaşayan Kovid-19 şüphesi olan hastalarla dolu, kılavuzlarda önerilen tulumları gören bilen yok. Doktorlar ve hemşirelere oranla diğer sağlık personellerinde; güvenlikte, sekreterlerde, temizlik işçilerinde ise durum daha vahim. Şüpheli vakaları taşımak zorunda olan personellerin koruyucu ekipmana ulaşması neredeyse mümkün değil. Kendi canından vazgeçmiş, evine hastalık taşımak istemeyen sağlık emekçilerinin serzeniş ve çığlıkları insanın yüreğini paralıyor.

Forma giymesi telkin edilen sekreterlerin üstlerini değiştirebilecekleri bir alan bile tahsis edilmiyor, herkesin kendi sorununu kendi çözmesi bekleniyor. Asgari ücretle çalıştırılan insanlara koruyucu ekipmanlardan bazılarını ve formalarını kendileri almaları söyleniyor. Yardımcı personelin eğitimi konusunda büyük yetersizlikler ve çarpıtmalar var. Eksikliklerin göze batmasını önlemek adına alınması gereken önlemleri yok sayan yöneticiler emekçinin canına okuyorlar. Toplum sağlığının korunması adına sağlık profesyonelinin kalacağı yurt, otel gibi olanakların belirlenmesi büyük önem arzediyor, toplu taşıma kullanımını ortadan kaldırmak için de servisler ayarlanmalı. Kendi canları pahasına çalışan insanlar olarak farkında olmadan hastalığı çevremizde taşımaktan büyük endişe duyuyoruz.

'YOĞUN BAKIMLARDA DOLULUK YÜZDE 70 OLDU'

Acil ihtiyaçlarınız neler?

28 Mart itibariyle dünyada en çok vaka görülen 14. ülkeyiz, üstelik hastalığın ülkemizde görülmesinden bu yana sadece 17 gün oldu. Acil ihtiyaçlarımız dezenfektan madde, peçete, N95 maske, cerrahi maske, koruyucu önlük, siperlik, gözlük, tulum. Bütün kişisel koruyucu ekipmanlara ihtiyacımız var. Ve bu ihtiyaçlar vaka sayıları arttıkça daha da artacak. OECD ülkelerine göre yatak sayısı konusunda oldukça gerideyiz, insanlarımızı yatıracak hastane bulamayacağımız kara günler kapıda bekliyor, daha şimdiden OECD ülkelerine göre en çok yatağa sahip olmakla övündüğümüz yoğun bakımlarda doluluk oranlarımız yüzde 70’leri buldu. 

'HALK İÇİN ÜRETİM İSTİYORUZ'

Sadece ülkemizde değil bütün dünyada bütün kaynakların kamu için kullanılmasının ne kadar gerekli ve önemli olduğu yeni bir döneme giriyoruz. İnsanlığımız bu pandemiden kapitalist sömürücü sistemle kurtulamaz. Dünyanın acil ihtiyacı, ülkemizin acil ihtiyacı, adını net koymak gerekir: Sosyalizmdir. Derhal bütün kaynaklar kamuya aktarılmazsa daha büyük felaketler yaşayacağımız aşikardır. Dünyanın dört bir yanından, İtalya’dan, İspanya’dan, Fransa’dan doktor arkadaşlarımla yazışıyorum, bütün ülkelerde emekçilerin tek bir reçetesi var artık, halk için üretim istiyoruz, eksiklerimiz ancak bu şekilde giderilebilir.

'SAĞLIK EMEKÇİLERİ BÜYÜK BİR ÖZVERİYLE AYAKTA KALMAYA ÇALIŞIYOR'

Hastane içinde koordinasyon nasıl, sağlık çalışanları bu olağanüstü hal durumunda yapılması gerekenlere hakim mi?

Hastane içinde koordinasyon bir kere bile alana uğramamış yönetimlerin emirleriyle yürütülüyor, sağlık çalışanları yönetim krizi yaşanmayacak şekilde yönlendiriliyor. Şöyle bir örnek verebilirim, immünsupresif yani bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanan bir personelin kronik rahatsızlığı olduğu için izinli sayılabileceğinden haberi yok, çünkü bizler sadece iş gücü olarak görülüyoruz. Rapor almaya kalktığında rapor veren doktora idari baskı uygulanıyor. Öte yandan sağlık emekçileri büyük bir özveriyle kendi motivasyonlarını yüksek tutmak adına da bu süreçte ayakta kalmaya çalışıyor. Yapılması gerekenleri teknik, idari ve lojistik nedenlerle dilediği gibi yapamayan bir sağlık ordusu var ne yazık ki.

'TEST İMKANLARI SINIRLI, DAHA YAYGIN TEST YAPILMALI HATTA TOPLUM TARANMALI'

Aile sağlığı merkezinden çıkan ya da hastaneye doğrudan gelen Kovid-19 şüphesi olan hastaya ne yapılıyor?

Öncelikle hâlâ Kovid-19 şüphesi olan hastalarda test imkanlarının sınırlı olduğunu belirtmek istiyorum. BT görüntüsü Kovid-19 ile uyumlu olan birçok hastadan örnek gönderilmediğini biliyoruz. Öte yandan yüksek olasılıklı hastalar izolasyon odalarında tedavi altına alınıyor, negatif basınçlı odalar konusunda eksik olduğumuz da maalesef ortada. Şüpheli ancak tanısı kesinleşmemiş insanlar kimi hastanelerde yer sıkıntısı nedeniyle aynı alanlarda tutuluyor, bu da kontaminasyon ve yayılma olasılığını artırıyor.

Basamak basamak gidecek olursak son güncel haliyle ateş + öksürük veya nefes darlığı olup burun akıntısı olmayan herkes şüpheli vaka olarak Sağlık Bakanlığı kılavuzunda tanımlanıyor. Bu hasta ile karşılaşıldığında hastaya cerrahi maske takılarak BT çekilmesi sağlanıyor, BT bulgusu Kovid-19 ile uyumlu ise örneklem alınarak izole ediliyor, değil ise örnek gönderilmiyor. Sorun burada başlıyor, atlanan bir sürü vaka olabilir, daha yaygın test yapılması gerekiyor. Hatta toplum Kovid-19 açısından taranmalıdır aksi takdirde ülkemizde daha acı bilançolara şahit olacağız hep birlikte. 

'BELİRTİ GÖSTERENLERE FORM DOLDURTULUYOR ANCAK BUNLARIN SAYISI AÇIKLANMADI'

Semptomları gösteren ama yine de eve gönderilenler olduğu söyleniyor. Bu kişilerin Sağlık Bakanlığı'nın verileri arasına girebilecek bir kayıtları oluşturuluyor mu?

Semptomları gösteren, ev izolasyonu önerilen hastalardan izolasyon onama formu alınıyor, kurallara uymaması halinde cezai ehliyetinin olduğu hastaya izah ediliyor. Zaten izolasyona gönderilen hastalar daha çok genç nüfusu oluşturuyor. Pandemi öncesi tek hekim raporu 10 gün verilebiliyordu. Yapılan düzenlemelerle 14 günlük tek hekim raporu, şüpheli hastalık izolasyon önlemi maksadıyla verilebiliyor. Bakanlık kaç kişiye 14 gün istirahat raporu verilerek izole edildiğini açıklamadı. Öte yandan çalışmayan insanlara sadece form imzalatılıyor bu formlardan kaç adet imzalatıldığı bilgisi de verilmiyor. Gördüğümüz sayıların, tespit edilenler ve bizimle paylaşılanlar olduğunu unutmamak gerekiyor. Hatırlatmakta fayda var; izolasyon amaçlı evde kalan hastalarımızdan durumu kötüleşen hastalarımız 184 aracılığı ve 112 işbirliği ile hastanelere naklediliyor. Bazı yurttaşlarımız 184’e ulaşmakta zorluk yaşadıklarını beyan ediyor.

Son olarak, hekimliğin en önemli görevi aynı zamanda koruyucu hekimliktir. Koruyucu hekimliğin pandemi, epidemi, doğal felaketler esnasında ne kadar kıymetli olduğunu her toplum iliklerine kadar hisseder. Ülkemizde alınması gereken önlemler halen yeterli seviyede değildir. Kamucu-toplumcu bir sağlık ve ülke düzeni için önümüzde büyük bir mücadele sahası bulunuyor. Ülkemiz, dünyamız ve insanlığımız şüphesiz karşı karşıya kaldığımız kapitalist barbarlıktan daha iyisini hak ediyor.