Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

İran’ın 'mozaik savunma' modeli: 'Kontrolsüzlük' algısı, Tahran tarafından kasten yayılıyor olabilir

İran’ın “kendini yitirmişçesine sağa sola saldıran, köşeye sıkışmış ve ne yapacağı bilinemez” bir aktör olduğunu sanmanın hata olacağını söylemek mümkün.

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 03.03.2026 , 15:52 Güncelleme Tarihi: 15.04.2026 , 12:35

Savaşın üçüncü gününden itibaren özellikle Batı medyasında İran’ın askeri taktiklerine dair bir “mozaik savunma modeli” tartışması başladı. Özetle, silahlı kuvvetler yapılanmasının ulusal merkezi koordinasyonun sevk ve idaresinden bağımsız olarak, önceden tarif edilmiş yerel parçaların kendi inisiyatifleriyle askeri hamleler yapabildiği bir yaklaşım, kastedilen.

Adına “mozaik” deniyor, zira, parçalar yan yana bir resim sunsa da, parçalardan birini çıkardığınızda cam kırılmıyor, mozaik duruyor.

Bu tarif, ister istemez, bir “kontrolsüzlük” durumunu da ima ediyor: Stratejik hedefler ve önceliklerde oynamalara gitme, kullanılan güç ve ölçeğe dair ayar yapma, düşmanla ve üçüncü taraflarla müzakere ve ateşkes yürütme gibi işlevleri yürütmesi gereken “merkezi iradenin” yokluğunda, karşınızda, sizin hamlelerinizin verdiği mesajlar ve yarattığı sonuçlardan etkilenmeyen, “kafasına göre” işleyen, dolayısıyla “masaya oturamayacağınız” bir güç olduğunu kabullenmeniz gerekiyor.

Durum gerçekten bu mu?

Anlaşılan o ki, Tahran’da ve sahadaki durum böyle olmamasına rağmen, Tahran yönetimi bu “mozaik” görüntüsü ve beraberinde getirdiği algının yayılmasını istiyor.

Tarifin kısmen doğru olduğu ortada: İran silahlı kuvvetleri ve bağlı güçler, önceden hazırlandığı anlaşılan savunma stratejisinde çizilen çerçeve kapsamında belirli konularda Tahran’ı beklemeksizin adım atma yetkisine sahip ve bunu kullanıyorlar.

Ancak çatışma dördüncü günde de giderek şiddetlenmesine rağmen, tablonun bütününe bakıldığında, ortada bir kontrolsüzlükten ziyade, çok kontrollü bir tırmandırma taktiği izlendiği düşünülebilir.

Dün kaleme aldığımız analizde yazdığımız üzere, İran’ın bu savaş için stratejisi, acı eşiğinin çok yüksek olduğu anlaşılan İsrail’e büyük hasar vermekten ziyade, diğer yarıkürede bulunduğu için bölgede mevcut kaynakları kısıtlı olan ABD’yi ve bölgede ABD’ye ev sahipliği yapan ülkeleri, İran’a karşı savaşın maliyetinin, her türlü olası kazançtan daha yüksek olacağına ikna etmek gibi görünüyor.

Nitekim enerji tesis ve altyapılarına saldırıların adım adım fakat sınırlı kuvvetle artması, kontrolsüzlükten ziyade bir planlamayı düşündürüyor. İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin, özellikle Irak’taki güçlerin karşı hamlelerinin de benzer şekilde adım adım ve belirli bir ivmeyle yükseliyor olması, benzer bir merkezi stratejiye bağlanabilir, ki, söz konusu adem-i merkeziyetçilik olduğunda, bir “kontrolsüzlüğün” en uç şekilde yansıyacağı, beklenmedik ve abartılı hamlelere kapı açacağı en fazla öngörülebilecek olan kuvvetler de bu milis güçleridir.

Peki, Tahran niye böyle bir algının oluşmasını, “mozaik savunma modelinin” gündeme oturmasını istesin?

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin dün yaptığı açıklamada savaşı bir “dayanıklılık müsabakası” olarak nitelemesi ve İran’ın uzun süreli bir savaşa hazır olduğunu vurgulaması not edilmeli.

İran’dan sıklıkla verilen “bu kırmızı çizgileri, kuralları olmayan bir savaş” mesajlarının da, İran göründüğü kadarıyla hâlâ gayet kırmızı çizgilere ve kurallara uyarak hareket ediyor olmasına rağmen, bahsettiğimiz “ne yapacağı kestirilemeyecek ve masaya oturulamayacak bir güç” algısını güçlendirdiği aşikar.

Dün teyit edildiği üzere daha ilk gün Trump İtalya üzerinden ateşkes teklifi göndermiş olmasına ve Batı basınına sızan bilgilere bakılırsa farklı kanallardan daha sonra da temas kurmaya çalışmış olmasına rağmen, İran ateşkes tekliflerini reddediyor.

İran’ın şimdiye dek verdiği, ABD ve İsrail’in ön hesabının şaşmasına yol açan karşılık, Batı kamuoyunda kafaları karıştırmış durumda. Berlin’deki yetkililerin Amerikan basınına “Galiba ABD’nin planı aslında bir plansızlık ve Avrupa başkentleri bu durumdan çok tedirgin” demiş olması, tabloyu özetliyor.

Önce ABD’nin radar ve diğer gözetleme sistemlerini ekarte etmeye girişen, ardından görece ucuz ve eski nesil füze ve İHA’larla ABD ve İsrail’in hava savunma cephanesini adım adım tüketme yoluna giren İran, henüz yeni nesil ve ağır hasar verecek silahlarını devreye sokmuş değil.

Dünkü analizimizde savaşı bölgeye yaymaktan ziyade, tarafların ve özellikle Körfez Arap ülkelerinin bu savaş bittikten sonra yapacakları muhasebeyi değiştirmeleri yönünde bir mesaj iletme amacı taşıdığını söylediğimiz İran stratejisi, hedefinin bir kısmına ulaşmış görünüyor. Körfez Arap ülkeleri, savaşın sona ermesi için hem ABD’ye hem de Rusya gibi üçüncü ülkeler üzerinden İran’a mesaj gönderiyor.

Fakat İran, bu savaş sonrasındaki bölge tablosunun, savaşın öncesindeki gibi sürmesi seçeneğini kabul etmemekte kararlı. 12 Gün Savaşı bittiği anda, bölgedeki herkes, aslında o andaki ateşkesin, bir sonraki saldırıya kadar ara verme niteliğinde olduğunun farkındaydı. Tahran yönetimi, bir kez daha aynı bekleyişe girmek istemiyor. Ülkedeki siyasi ve ekonomik durum da, son toplumsal hareketlilik şiddetle bastırılmış olmasına rağmen, benzer bir hazırlık sürecinin sorunsuz yürütülebileceği konusunda molla iktidarı nezdinde soru işaretleri yaratıyor olmalı.

Tahran yönetimi, ateşkes ilan edildiğinde, ABD’nin ve ABD’ye ev sahipliği yapan bölge ülkelerinin, en başta İsrail çıkarları doğrultusunda yürütülen İran’ı devlet olmaktan çıkarma arayışının ve düşmanlık politikalarının aynı şekilde sürdürülemeyeceğine kanaat getirmiş olmalarını diliyor.

Bu açıdan, ABD ve İsrail’in hava savunma kapasitesinin giderek aşınmasıyla birlikte, İran’ın ileri silahları devreye sokacağı aşamaya kadar ateşkesi kabul etmeyeceği öngörülebilir.

Bu ileri silahların, esas olarak da balistik füzelerin nereleri hedef alacağı sorusunun yanıtını kestirmek zor, zira, anlaşıldığı kadarıyla Washington’da hâlâ yeni durumda izlenecek yola dair bir netlik sağlanmış değil.

İran, Körfez Arap ülkelerine bir yandan “bu işin size maliyeti yüksek olur” derken, diğer yandan bu devletleri İran’a karşı savaşa girmeye zorlayacak nitelikte hamleler yapmaktan halen kaçınıyor. Balistik füzeler söz konusu olduğunda da, doğrudan ABD üs ve tesisleri dışında benzer yaklaşımın süreceği öngörülebilir.

Öte yandan, İran’ın (Avrupa Birliği üyesi olduğu unutulmaması gereken) Kıbrıs’taki İngiliz Üssü’ne (hasar değil mesaj verme niyetini açık eden nitelik ve sayıda) füze atması, daha ileri silahların devreye girdiği aşamada Tahran yönetiminin hedeflerini seçerken, düne kadar sanılandan daha cüretkar bir yaklaşım sergileyebileceğini ortaya koyuyor.

Elbette savaşın gidişatını belirleyecek, bir kısmı askeri de olmayan çok fazla boyut ve unsur var. Ancak İran’ın “kendini yitirmişçesine sağa sola saldıran, köşeye sıkışmış ve ne yapacağı bilinemez” bir aktör olduğunu sanmanın hata olacağını söylemek mümkün.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.