Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

İran yansımaları: AKP ve yandaşların derin sessizliği, CHP ve DEM’in ‘ama’sı...

Önce Venezuela’nın devlet başkanı haydutça bir saldırıyla kaçırıldı, sonra da komşu ülke İran’ın dini lideri bir saldırıyla öldürüldü ve İran tam üç gündür bombalanıyor. AKP iktidarı tüm bu tabloya karşı derin bir sessizlik içinde, Meclis muhalefetinin “ama” sıkışması da tam gaz devam ediyor. Peki, bu tablonun nedeni ne? soL, alınan bu tavrın arka planına odaklanıyor.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 02.03.2026 , 11:30 Güncelleme Tarihi: 02.03.2026 , 14:50

Venezuela’nın devlet başkanı yeni yılın ilk günlerinde haydutça bir saldırı sonucu kaçırılmış, AKP derin bir sessizliğe bürünmüştü.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem, Venezuela halkına ve Maduro’ya destek açıklamasını “danışmadan” hızlı bir şekilde yapınca paylaşımını silmek zorunda kalmıştı.

AKP’den daha sonra konuya dair gelen tek açıklamada da Maduro’nun kaçırılmasına ilişkin tek kelime dahi yer almamış, ABD eleştirilememişti.

Sonra bir yandaş gazete, Suriye’de SDG kontrolündeki bölge HTŞ’ye geçince, bunu Venezuela sessizliğinin gerekçesi ilan edecekti:

“Ankara, ABD-Şam hattında nefes kesen bir koordinasyona imza attı. Dışişleri Bakanlığı'ndaki kaynakları, herkesin, 'Maduro konusunda ABD'yi neden eleştirmiyorsunuz' dediği günlerde Türkiye Suriye'nin terörden tamamen temizlenmesi için bu pazarlıkları yapılıyordu.”

Bu sayede "pazarlık yaptık ve teslim olduk" diye övünüldüğüne şahit olduk.

Aynı sırada İmamoğlu ve CHP cephesinden gelen açıklamaların tamamında da Maduro suçlanarak cümleye başlanmıştı:

“Venezuela’da yaşananlar hepimize hayati bir gerçeği hatırlatıyor. Nicolás Maduro, seçimlerde halkının iradesine saygı göstermeyen, demokratik değerleri sistematik biçimde ihlal eden otoriter bir lider. Hükümetimiz, bu şaibeli seçimlerin sonuçlarını tanımış, bununla da kalmayıp Maduro’yla yakın ilişkiler kurmuştur.”

ABD'nin bir ülkenin egemenliğini hiçe sayması, alçakça bir saldırıya imza atması, bir devlet başkanını ve eşini kaçırması "doğrudan" ve "amasız" yapılamıyordu.

Şimdi, Venezuela’da ne yaşandıysa, üç gündür aynı şeyler, bu kez komşumuz İran’ı hedef alan ABD ve İsrail saldırılarında tekrarlanıyor.

İran’ın dini lideri Hamaney ve ailesi, İran’ın birçok üst düzey komutanı İsrail-ABD ortak saldırısında yaşamını yitirdi.

İran tam üç gündür bombalanıyor.

Bir ilkokul vurup 150’ye yakın çocuğu ve öğretmeni öldürdüler, 20’nin üzerinde kadın voleybolcu yine ABD-İsrail imzalı katliam saldırılarında hayatını kaybetti.

Peki, tüm bunlar olurken Türkiye’yi temsilen iktidar partisi ve Meclis muhalefeti ne diyor?

AKP çapayı ABD’ye attı: İsrail ve ABD’nin yanındalar

AKP, Venezuela gündeminde ne kadar sessizse şimdi de aynı şey yaşanıyor.

Milli İstihbarat Akademisi'nin “12 Gün Savaşı” sonrası İsrail’e övgüler yağdırması da "İsrail tehdidine karşı NATO-İsrail safında olmak” gerektiğini işaret etmesi de orta yerde duruyor.

Bu sessizliğin bir nedeni buysa, diğer nedeni de AKP iktidarının uzun süredir içine girdiği tam boy teslimiyetçi Amerikancı çizgi.

Yönetme krizini, iç sorunlarını ve yaşadığı tıkanmayı ABD’ye tutunarak aşmaya çalışan AKP, bu nedenle İran saldırıları sırasında çıt çıkaramıyor.

Bir okulda yüzden fazla çocuk ABD-İsrail bombalarıyla ölürken, AKP’nin İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan’ın ABD’nin adını dahi anmamasının nedeni bu.

Üç gündür süren saldırılar boyunca İranlı yetkililerle tek bir kez temas kurulmasına rağmen bölgede İran tarafından hedef alınan ABD üslerinin bulunduğu tüm ülkeler, bizzat Erdoğan ve Hakan Fidan tarafından bu nedenle aranıyor.

Bu nedenle Suudi Arabistan’daki ABD üssünün vurulmasını “egemenliğe saldırı” olarak tanımlayan AKP iktidarı, bir ülkenin liderinin öldürülmesini “üzüntü duyduk” açıklamasıyla geçiştiriyor.

Yandaşların günlerdir ne diyeceğini bilememesi, derin bir sessizliğe gömülmesi de tam bu nedenle.

 

CHP ve DEM ne diyor?

Önce CHP ile başlayalım.

14 Ekim 2025 tarihinde ilk olarak soL’un duyurduğu ve büyük ses getiren bir haber vardı: CHP NATO’ya ‘İran raporu’ sundu, ‘Körfez Arap ülkelerini de NATO’ya alalım’ dedi!

Bu haberi aktardıktan sonra fazla söze ihtiyaç var mı bilinmez…

CHP, İran’a karşı Körfez ülkelerinin de NATO’ya alınmasını öneriyor, AKP ile Amerikancılık ve İsrailcilik yarışına girişiyordu.

Bu rapor dışında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “ama”lı bir tepki açıklaması da kayıtlara geçti.

Bizim destekleyemeyeceğimiz, yaptığı muamelelerle çok eleştirdiğimiz, bilhassa kadın hakları konusunda son derece sorunlu bir yönetim var. İran'ın, kendi geleceğini tayin etmesi, demokratik bir cumhuriyete evrilmesi en büyük temennimiz” diyen Özel, “İran'ı, İran'daki kadınları kurtarmak ne Trump'a ne eli kanlı Netanyahu'ya düşmüştür! İran'ın kararını İran halkı verecektir” ifadelerini kullandı.

Ancak CHP’nin bu konudaki asıl tutumu için bakılması gereken isim, partinin dış siyasetinin emanet edildiği Namık Tan.

Tan hiç şaşırtıcı olmayan şekilde, AKP’nin tam boy Amerikancı çizgisini “aklın yolu” olarak tanımlamış, bunun da CHP başarısı olduğunu dile getirmişti.

Son İran saldırıları sonrası bir kınama yapmaktansa, T24’te şunları yazmayı tercih etmesi de çok şey anlatıyor:

“Türkiye'de hükümet, sürecin başından bu yana İran aleyhine açıklama yapmaktan kaçındı. İran’a dair yalnızca sınırdan gelebilecek kitlesel göç akımı ihtimâlini tehdit olarak değerlendirdi. Önlem olarak İran ile sınırları tahkim edilmekle yetinildi. Erdoğan, Gazze’de İran tarafından desteklenen Hamas’ı önce Kuvayı Milliye mertebesine yüceltmiş, sonra Fidan'ı 'BoP' (Board of Peace) zirvesine, Trump ve ortakları tarafından Gazze’nin yıkıntıları ve İsrail’in katlettiği altmış bini aşkın sivilin naaşları üzerinde inşa edilecek 'gayrimenkul yatırım ortaklığı' proje sunumunu dinlemeye göndermişti.”

CHP'de tablo böyle.

Son olarak DEM Parti’ye bakalım.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İran’a yönelik ABD ve İsrail’in saldırısı sonrası, “Demokrasi yoksa dışarıdan müdahale var. Demokrasi yoksa dışarıdan mühendislik çalışmalarıyla o ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının bir biçimiyle aşırılıp başka yerlere kaçırılma durumu söz konusu. Demokrasi her şeyin ilacıdır” diyerek, muhalefetin “ama”lı pozisyonun en güncel örneklerinden birini sunmayı başardı.

Üçü neden bir arada?

Bu üç siyasi aktörün, söz konusu ABD ve İsrail haydutluğu olunca ya sessiz kalması ya da "ama"lı bir pozisyon alması şaşırtıcı değil.

Bu üç aktör de emperyalist ABD ile siyonist İsrail saldırganlığının karşısında yer almaktansa bu ülkeleri "demokrasi ve özgürlük" temsilcisi olarak görmeye devam ediyor. Bunun kendilerini bağlı gördükleri düzenle yakından ilgisi var.

Bir ülkenin egemenliğinin yok sayılması, liderlerinin haydutça öldürülmesi, okullarının ve hastanelerinin bombalanması bu nedenle açıklıkla karşıya alınamıyor.

Savaşın üçüncü gününde tüm gelişmeler soL'un canlı haberinde.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.