Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Aktaş iddianamesine giriş: Akın Gürlek’in beceriksizliği bize ne anlatıyor?

İddianamenin girişinde sunulan çerçeve o kadar beceriksizce ki, bu vahim tablo, söz konusu siyasi davanın zemin ve hedefine dair de çok şey anlatıyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, muhtemelen iki parmak kullanarak yazdığı metinde Türkçe'nin sınırlarını zorlarken...

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 21.10.2025 , 17:26 Güncelleme Tarihi: 22.10.2025 , 00:01

“Aziz İhsan Aktaş suç örgütü”ne dair iddianame dün çıktı. Haliyle, tüm gazetelerde iddianamede yer verilen şu veya bu ayrıntı haberleştiriliyor.

soL’da, iddianameyi derinlemesine inceleyeceğiz.

Kastımız, hangi isimle ilgili ne söylenmiş gibi detaylar değil, bütüne bakmak ve bu iddianameyi yerli yerine oturtmak.

Giriş niteliğindeki bu yazıda, gazeteciler başta olmak üzere hemen kimsenin okumadığı, okusa da pek üzerinde durmadığı, iddianamenin başlangıcında çizilen “teorik çerçeve”yi ele alacağız.

İstanbul Başsavcılığı’nın imzasını taşıyan iddianamede bu kısım, “Suç Örgütünün Oluşumu ve Yapısı” başlığı altında ortaya konuluyor.

‘Teorik çerçeve’ niye önemli?

Bu kısımlar pek okunmaz dedik. Zira, “flaş haberler” hiçbir zaman buralarda olmaz.

Ama önemlidir bu pasajlar. Özellikle, Aktaş dosyası gibi, siyasi davalarda.

Misal, Gezi davaları. Ayşe Barım veya Osman Kavala dosyasının girişinde, ki kimlerin kaleminden çıktıysa tüm Gezi davalarında aynı metin kullanılıyor, sayfalarca süren bir çerçeve var. Bu çerçeve, yalnızca Gezi Direnişi’ni “kökü dışarıda bir kışkırtma” olarak nitelemiyor, aynı zamanda demokrasinin esas temeli olan, zira demokrasiyi kuran, halkın kitle iradesini ve bunun kent meydanlarına yansımasını siyaseten mahkum etmeye çabalıyor.

Bu tarz siyasi davaların iddianameleri, yalnızca birilerine hukuki yaptırım uygulama amacı taşımaz. Siyasi ve ideolojik birer müdahale niteliğindedir. Tarihi yeniden yazma girişimidir.

Misal, Ergenekon çuvalı… Fethullahçı savcılar ve AKP’li yancıları, o dönemdeki iddianamelerde yalnızca komplo kurmuyorlar, Türkiye tarihini baştan yazıyor, Cumhuriyet’i, kimi kurumlarını ve bu arada—şimdilerde unutulmuş olsa da—her fırsatta devrimcileri ve devrimciliği mahkum etmeye çabalıyorlardı.

Çabaladılar, kazanamadılar. Ama kendilerince başarılılardı. Gezi iddianamelerinin girişindeki metin de, sonuçta olgusal olarak gerçek olmamasına rağmen, kendince bir anlatı kurmaya çalışması bakımından başarılı sayılabilir.

Fakat bu kez elimizde tam tersi örnek var.

Aktaş iddianamesindeki ilgili bölüm, sonuçta bu işin başında olan Başsavcı Akın Gürlek ve ekibinin ne kadar beceriksiz olduğunu ortaya koyacak kadar kötü, Türkçe’den bihaber, mantık silsilesinden uzak, ara ara kendini yalanlayan bir metinden ibaret.

Şimdi bu metni cümle cümle inceleyelim, ki, karşı karşıya olduğumuz siyasi davanın ne kadar sarsak bir zemin üzerinde yükseldiğini görelim.

Fakat, okurlarımızı, iddianameden alınan pasajları okurken kendilerine neyin çarptığını anlamayacak bir sersemlik halinde bulacakları konusunda da baştan uyaralım.

‘Gelmeyen/olmayan ve işsiz iş bulmak’ manifestosu?!

Suç örgütlerinin oluşumu konusuna dair, geçmişte bu tarz örgütlerin kabadayılık tarzında, kaba kuvvete dayalı olduğuna dair bir paragrafın ardından, iddianamenin çerçeve metni başlıyor:

Günümüzde ise geçmişten gelen klasik suç yapılanması ve bahsedilen terimlerin yerini daha çok ekonomik ve ticari sınırların kalktığı para kazanmanın birincil öncelik sayıldığı sistem içerisinde kurulan ticari faaliyetler ve şirketlerin sözde legal görünen suç alanına dahil olarak yönettiği grupların/örgütlerin sosyal hayata ve ticari yaşama uygun olarak iş adamı, yönetici, şirket sahibi, yüklenici, patron, ceo vb. gibi terimlerin aldığı bilinmektedir.

“Ekonomik ve ticari sınırların kalkması” ne demek pek fikrimiz yok, ama Başsavcılık şimdilik en azından meramını anlatabiliyor.

Organize suç grupları kendilerine yaşam alanı bulduğu yerlerde yasa dışı hizmet ve mal sağlama eğilimi ile birlikte giderek büyümeyi ve tekel haline gelmeyi kendilerine amaç edinirler. Öncelikle basit işletmeler şeklinde başlayan bu ekonomik suç grupları zaman içerisinde öncelikle akrabaları ile kurdukları basit şirketlerden çevresinden edindikleri gelirler ve hizmetlerden dolayı alanlarını genişleterek şirketleşip kurumlar bazında sektör değiştirerek genişlerler.

Gürlek ve ekibinin Türkçe olmayan Türkçesiyle yavaş yavaş tanışırken, esas merama doğru geliyoruz.

Kendilerine bağladıkları sektörlerde bulundukları alanı daha da genişleterek “gelmeyen/olmayan ve işsiz iş bulmak” manifestosu ile yolsuzluk ve zorbalık gibi bir dizi iş ve emek dolandırıcılığını yaşamın olağan akışı haline getirerek haksız kazançları ile edindikleri sermayeyi sözde kurumlara hizmetten elde ettiği gelir ile legalleştirerek her geçen gün büyütürler.

Şimdi, bir es verelim ve “anlayan beri gelsin” diyelim. Bu çeteler, Gürlek ve ekibine göre, basit işletmeyle başlıyor, sonra akrabalarıyla şirket kuruyor, para kazanıyor, sonra “yine şirketleşiyor”... Sonra, her ne demekse, “kurumlar bazında sektör değiştirerek” genişliyor. Sonra bu sektörleri, koca sektörleri yani, “kendilerine bağlıyor”, alanlarını daha da genişletiyor…

İddianame öyle kötü anlatıyor ki, istemeden, gerçeğe yaklaşıyor. Anlatılanlar tüm kapitalist şirketlerin mantığı, ve evet, bu bize göre suç niteliğinde. Üstelik “emek dolandırıcılığı” gibi, Türk kanunlarında yeri olmayan bir kavramı dolaşıma sokarken, emek sömürüsü üzerinden para kazanmanın kendisini dolandırıcılık olarak niteler izlenimi yaratıyor. Hani, bir adım daha gitse, “Komünist Manifesto”ya varacak.

Ama, Gürlek ve ekibi, bambaşka bir manifestoya varıyor.

“Gelmeyen/olmayan ve işsiz iş bulmak” manifestosu!

Düşündük, aradık, taradık. Anlamadık, ne diyeceğimizi de bulamadık. Seviye bu, deyip devam edelim.

Şirket kurarak, şirketleşerek, şirketlere sızarak… Kim bilir ne yaparak!

Organize suç örgütleri mali suç alanı içerisinde büyük miktarlarda para üretirler. (...) Elde edilen bu haksız kazanç ve gelirlerini en iyi şekilde hizmete dönüştürmenin yolu ise yasal ekonomi içerisindeki firmalara sızmaktır. Kazanılan geliri hem yasal göstermenin hem de kazanılan bu haksız gelirle yasal işlemler yapmanın en kolay yolu kurulan firmalar neticesinde hizmet sektörü içerisinde varlık yürüterek daimi gelir kapısı elde ederek tekel olma yolunda güçlü bir adım atmaktır.

Başsavcılığın ne dediği belli değil. Tanıma göre bunlar zaten şirket kurmuşlar, sonra da nasıl olduysa bir kez daha şirketleşmişlerdi, ama şimdi iddianame diyor ki “firmalara sızarlar”. Sızmak, gelişigüzel kullanılabilecek bir terim değil, zira Türk Hukuku’nda bir karşılığı var. Ama bir sonraki cümlede, sızma tamamen unutuluyor, yine kendi kurdukları şirketler üzerinden anlatı sürüyor. Bu kez de amaç yine “tekel olmak” olarak belirtiliyor. Savcılık “tekellere ve holdinglere karşı” olmadığına göre, ekonomik olarak ne anlama geldiğini hiç anlamadığı belli bu ifadeyi, bir türlü ifade etmeyi beceremediği “korkunç suç örgütü” anlatısına çeşni olsun diye serpiştiriyor.

Kurmuş oldukları firmalar ve şirketler vasıtasıyla faaliyetlerini yöneten gerçek kişilerden ayrı bir tüzel kişiliğe bürünerek kurumsal anlamda bireylerin ve şirketler ile bağlantılı olduğu, kamu kurumlarındaki görevlilerin de para kazanma arzusunu artırdıkları için daha kapsamlı bir hale bürünerek içlerinde bulunduğu ve barındırdığı iltisaklı olduğu tüm kurum ve şahısların bu durumdan büyük paylar almasını sağlayarak eylemlerinin sürekliliğini ve gücünü de artırmaktadırlar.

Beceriksizlik sürüyor. Kapitalist şirket mantığının esası zaten bunların birer tüzel kişi olmasıdır. Savcılık, farkında olmadan kapitalizmin temel kabullerine saldırıyı sürdürüyor. Ama saldırıdan aslan payını kapitalizm değil, Türk dili alıyor.

‘Beyaz yakalılar’ legal olduğuna inanıyorsa, içeride işleri ne?

Belirtilen oluşum ve yapı zaman içerisinde adını genellikle beyaz yakalı suç olarak almış olup bireyler, işletmeler, şirketler ve kurum görevlilerinin doğrudan şiddet içermeyen suçları hayatın olağan akışı haline getirerek orta sınıf ve üst sınıf bireyler tarafından finansal kazanç kapısı haline getirmeyi planlamaktadır.

Neymiş, belirtilen “oluşum ve yapı”, yani suç örgütü, zaman içerisinde “beyaz yakalı suç” adını alıyormuş! Şirket çalışanı beyaz yakalıların genelde şirket hilafına yaptıkları, çoğunlukla bireysel suçlar, Başsavcılık Türk dilini bilmediği, okuduğunu da anlamadığı için, “suç örgütlerinin esas adı” oluyormuş.

İddianame, suç örgütünün bu “orta sınıf ve üst sınıfta bulunan bireylere” gelir paylaştırdığını belirttikten sonra şöyle diyor:

Böylece kurulan yapılanma içerisinde dolaylı veya doğrudan maddi veya manevi olarak doyuma ulaşan bireylerin hepsi işlenebilecek suçların ve eylemlerin legal olduğuna inanarak sorgulamadan sistemin çalışmasına direk olarak etki ederek verilen görevi (legal/illegal) sistemin bu şekilde işlediğine kendisi de inanarak yerine getirerek kazan/kazan formülüne inanarak benimserler.

Türk diline acıyarak gözlerimiz kanamamış gibi yaparak ama ağlayarak ve yüreklerimiz burkularak, ne dendiğini anlamaya çalışalım. Daha demin örgüte “beyaz yakalı suç” adını takan Gürlek ve ekibi diyor ki, memurlar için de kullanmalarına bakılırsa ne anlama geldiğini hiç bilmedikleri bu “beyaz yakalı” bireylerin hepsi, aslında yaptıklarının legal olduğuna inanarak ve sorgulamadan eylemde bulunuyorlar. O zaman bunca İBB çalışanının, diğer memurların, kamu görevlilerinin içeride işi ne?

Sonuçta tüm bu beceriksizlik ne anlama geliyor?

Tüm Türkiye’nin gözlerini dikeceği bilinen bu davanın iddianamesinde, basit anlatım bozukluğu bir yana, meramının tersi anlam çıkarılacak vahim dil yanlışları yapılarak yazılmış bu çerçeve, hem davaya hem de Akın Gürlek ve ekibine dair veri sunuyor.

Bir ideolojik, teorik ve siyasi çerçevenin olmaması bir yana, hiçbir çerçeve sunulamaması, davanın Türkiye’de düzenin uzun erimli yönelimini ilgilendiren bir müdahale değil, kısa vadeli ve plansız bir adım olduğunun göstergesi.

Tüm bu öykünün başında, aslında orta vadeli bir oyun da kurulmaya çalışılıyordu. Nitekim, CHP’ye birçok yerellikte belediye kazandıran “kent uzlaşısı” politikası, suç ilan edilmeye çalışılıyordu.

11 Şubat 2025’te aralarında Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcılarının da olduğu 10 kişinin gözaltına alındığı operasyon sonrasında İstanbul Başsavcılığı yazılı bir açıklama yapmıştı.

soL, o açıklamadaki skandal ifadelere dikkat çekmişti. Açıklama “Kürtler” ifadesini kullanıyor ve şöyle diyordu:

'Kent Uzlaşısı' formülü ile batı il ve ilçelerindeki Kürtlerin, belediyeleri kazanamasalar da uzlaşılacak ve desteklenecek aday karşılığında, belediye meclislerinde belli sayılarda kota elde edilmesi sonucu belediye meclis kararlarında söz sahibi olmalarının, yerel yönetimlerde yer almalarının ve siyasi bir denge olmalarının amaçlandığı…

İçeriği kadar adı da hâlâ belirsiz olan “çözüm süreci”nin ilerlemesiyle birlikte, Gürlek ve ekibinin bu skandal niteliğindeki siyasi beceriksizliğinden de vazgeçildi. Elde, sayısız AKP’li belediyeden de paraları götürmüş olan Aziz İhsan Aktaş’ın elini kolunu sallayarak gezdiği ama diğer herkesin ölümcül hastalığı dahi olsa hücrelerde tutulduğu, bu arada bizzat Gürlek’in yandaş medyaya sızdırdığı üzere “Sarayda dahi bulunan işbirlikçilerle mücadele” boyutunu da içerdiği ilan edilen bir siyasi dava kaldı.

İddianamede ortaya konulan olgularda gerçek olanlar yok mudur? Elbette vardır. Zaten sanıkların bir kısmının yolsuzlukları yıllardır konuşuluyordu.

Ama Türkiye’yi ilgilendiren bir davanın çerçevesini açıklayamayacak kadar beceriksiz bir ekibin elinde, zemini bu kadar sarsak bir iddianameden “temiz eller operasyonu” çıkacağını iddia edenlerin de, gerçeklerden ziyade bu siyasi hamleden beslendiklerini söylemek mümkün.

DOSYA

ceza

Aziz İhsan Aktaş iddianamesi

İstanbul Başsavcılığı'nın Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarına karşı yürüttüğü operasyonun parçası olan Aziz İhsan Aktaş iddianamesini üç yazıda inceledik.

Aktaş iddianamesinin sınırları: Gürlek ve ekibi neye niye nişan alıyor?Aktaş iddianamesi: CHP’nin ötesinde bir ders çıkarmalıyızAziz İhsan Aktaş davası başlıyor: Detaylarda kaybolmamak için esas neye bakmak lazım?

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.