Breadcrumb
Aktaş iddianamesi: CHP’nin ötesinde bir ders çıkarmalıyız
Eski Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, Fotoğraf: İHA
Yayın Tarihi: 25.10.2025 , 12:24 Güncelleme Tarihi: 30.12.2025 , 22:56
578 sayfalık iddianame çıktı. Daha birçok gazeteci iddianameyi okuyamamışken, gazeteci Merdan Yanardağ’ı da kapsayan iki casusluk operasyonu yapıldı.
Henüz Aziz İhsan Aktaş suç örgütüne dair iddianame, yani Beşiktaş Belediyesi başta, çeşitli CHP’li belediyelerin yöneticilerine yöneltilen suçlamalar yeterince tartışılamadan, yeni bir yargı saldırısı gündeme oturdu.
Geçip gitmesine izin vermemeliyiz. Aktaş iddianamesi, üzerine kafa yorulması ve ders çıkarılması gereken bir konu.
Tümüyle siyasi bir hesapla ortaya çıktığı, bu nedenle de hukukun sınırlarının dışına düştüğü açık olan iddianamenin kendisi değil mesele yalnızca. İlk yazımızda çerçevesini, ikinci yazımızda sınırlarını ele aldığımız iddianamenin kendisi hakkında bu kadar konuşmak yeter.
Başka bir şeyi konuşmalıyız. CHP’li belediyelerin rüşvet ve yolsuzlukla suçlandığı dava karşısında, halkın “sanki AKP’li belediyelerde yok mu” tepkisi vermesinin normalleşmesini konuşmalıyız.
Niye böyle? Mesele, CHP’yle mi ilgili?
30 canın hesabı
CHP’de duranlar, ihalelerden sorumlu tutulup içeri atılıyorlar. (...)
6 yıldır ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanan ve karar aşamasına gelindiği noktada AKP’ye katılan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı 6 yıl tutuksuz yargılanmış. Tam karar aşamasındayken AKP’ye katılmış. Tamamen kişiye göre hukukun uygulandığı korkunç bir sürecin içindeyiz.
Özgür Özel, Aziz İhsan Aktaş iddianamesini değerlendirirken söyledi bunları. Kastettiği kişi, Özlem Çerçioğlu.
Peki, ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanan Çerçioğlu bir kez daha CHP’den Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı adayı yapılırken, neye göre hukuk uygulanıyordu?
Açılan, 6 yıla varan, AKP’ye geçince kapatılan dava, Çerçioğlu’ndan haklı bir sebeple mi hesap soracaktı? Bilmiyoruz. AKP hukukuna da güvenmiyoruz.
Ama bizim sorulacak hesabımız var. Bir kardeşimiz, Zeren Ertaş, Çerçioğlu ve diğer CHP’li belediyeler asansör bakım ihalelerini, kâr amacı gütmeyen meslek odası yerine birtakım şirketlere verdiği için canını verdi.
CHP’de hesap veren yok.
Aktaş iddianamesinin riayet ettiği sınırlardan birinin, CHP içi gruplaşmalar olduğuna önceki yazımızda dikkat çekmiştik.
Şimdi kimi muhalif gruplar, bu AKP davalarını canhıraş savunuyor, faturayı Özel’e çıkarıyor, “gördünüz mü” diyor…
Bunca zamandır kavga ediyor olmalarına rağmen aralarındaki siyasi, ideolojik veya teorik farklara dair hâlâ hiçbir şey bilmediğimiz CHP hizipleri, halka hesap verme değil, kendi ismini lekelememe derdinde.
Çerçioğlu’nu Aydın’ın başına Deniz Baykal getirdi. Kılıçdaroğlu yine getirdi. Özgür Özel yine getirdi. Kimin ismi lekesiz?
Özgür Özel, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ı savunurken, “Bula bula bir tane lüks yat resmi var, balayı için gidilmiş” diyor. Yat, Akpolat’ın değil diyor.
Akpolat’ın lüks yatı var diyen AKP yargısı, Beşiktaş Belediyesi yöneticilerinden haklı bir sebeple mi hesap soracak? Bilmiyoruz. Yat Akpolat’ın mı, onu da bilmiyoruz. AKP hukukuna da güvenmiyoruz.
Ama bizim sorulacak hesabımız var. 29 işçi kardeşimiz, Beşiktaş Gayrettepe’de bir gece kulübünde çıkan yangında canlarını verdi. Düzgün çıkışı yoktu, dev binaların bodrumundaki mekanın. Ruhsatı Beşiktaş Belediyesi vermişti. Soruldu, soL da defalarca kez belediyeyi arayıp sordu. Belediye yanıtsız bırakmak bir yana, ruhsat konusunda yalan söyledi.
CHP’de hesap veren yok.
Fakat, mesele CHP de değil.
Bir cenaze arabası, bir et nakil aracı, bir öğrenci servisinin hesabı
Akın Gürlek de biliyor, ben de biliyorum ki, eğer Türkiye’de 100 liralık yolsuzluk varsa 99’unu AKP’li belediyeler, yöneticiler, siyasetçiler yapmaktadır.
Özgür Özel, aynı konuşmada söyledi bunları. “En çok onlar yapıyor” dedi.
Haklı mı? Haklı.
Ama halkın hakkı, 100 lirasını dahi yolsuz siyasetçilere kaptırmamak değil mi?
İşte bu yüzden, Aktaş iddianamesini değerlendirirken, Türkiye’deki yerel yönetimlerde nasıl bu kadar yolsuzluk olduğunu, para döndüğünü, servet biriktirildiğini hesaba katmalıyız.
Osman Özgüven. Dikili’nin belediye başkanıydı. Devrimci. 10 tona kadar halka suyu ücretsiz veriyor, belediyenin sağlık merkezinde yurttaşı 1 liraya muayene ediyordu.
İhaleye fesat karıştırmaktan 2010 yılında hapis cezasına çarptırıldı. 2012’de Yargıtay cezasını onadı.
Nasıl karıştırmıştı ihaleye fesat, biliyor musunuz?
Yine belediyeye ait, Dikili Jeotermal AŞ isminde bir şirket vardı. Bu şirket üzerinde cenaze aracı, et nakil aracı ve öğrenci servis aracı vardı. Bunları belediyeye geri aldı.
Yasalar öyle ki, halka hizmet için belediyenin araçlarını belediye şirketinden belediyenin kendisine geçirirken, ihaleye çıkması gerekiyordu. Devrimci Özgüven, bu tuhaf düzenden anlamıyordu. İhaleye çıktı, belediye araçları aldı.
Mahkeme dedi ki, “ama ihaleye başka şirketler alınmadı”. Yargıladı, hapis cezasına çarptırdı.
Bu arada, Osman Özgüven, halka 10 tona kadar suyu ücretsiz vermekten de yargılandı, “görevi kötüye kullanma” suçundan.
Çünkü Türkiye’de belediyelerin görevi, esas olarak, onları seçen halka hizmet değil. Düzene hizmet.
Bir kaçak cemaat yurdunun hesabı
Halk seçmiş. Parasını halk vermiş. Hizmet halka gidecek. Niye bu işleri şirketler yapmak zorunda?
Türkiye’de zorunluluk bu. İhaleye çıkacaksınız, şirket bulacaksınız. Hatta belediye olarak, hizmet vermek için illa kendiniz de şirket kuracaksınız.
Düzen o kadar absürt ki…
Uzundere köyü. 300 yıldır Türkmen Tahtacı Alevileri kendilerine yurt edinmiş. Zamanla İzmir gelişmiş, Uzundere, Karabağlar ilçesine bağlı mahalle statüsüne girmiş.
Bu Tahtacı köyünde, geçen yıl birdenbire kocaman bir inşaat başladı. Sordu Uzundereliler, nedir bu diye? CHP’li belediye inşaata da, köylülere de ses çıkarmadı. Sakladı. Sonunda anlaşıldı ki, köye kaçak kuran kursu ve öğrenci yurdu inşa ediliyordu. İnşa eden, İsmailağa Cemaati’ydi.
Uzundere halkı ayaklandı. Halk ayaklanınca, belediye geri bastı. 2024 yılının Haziran ayında yıkım kararı aldı.
Bugün durum ne? İnşaat bitti, kurs açıldı, mahalle İsmailağacıların istilasına uğradı.
Çünkü, belediye yıkım kararı alınca, 28 Şubat 2025’te ihaleye çıktı. Teklif veren şirket çıkmadı.
Belediye 28 Ağustos 2025’te yine ihaleye çıktı. Yine teklif veren şirket çıkmadı.
Halk istemiyor. Halkın seçtiği belediye yıkım kararı alıyor. Kaçak bina yıkılamıyor.
Çünkü ihaleye çıkılması lazım. Şirketler istemezse, halkın isteği olamıyor.
Bu hesabın faturası kim çıkmalı?
Aziz İhsan Aktaş, bizzat Akın Gürlek ve ekibinin söylediğine göre, 2013’ten bu yana belediyelerden para tırtıklıyor. Servetine servet katıyor, bu arada Türkiye’nin dört bir yanında birilerinin de cebini dolduruyor.
Ama Gürlek ve ekibi, yalnızca 2019 sonrasını, ve yalnızca CHP’li belediyeleri sorguluyor.
“100 liralık yolsuzluğun 1 liracığı bunlar” demek, halkla alay etmektir. Ama, mesele, hangi partiden olursa olsun “çürük yumurtalar” da değildir.
Sepet öyle bir sepet ki, içine hangi yumurtayı koysan çürütüyor.
Akın Gürlek ve ekibi ve dahi yandaşlar çetesi dilediği kadar “temiz eller” iddiasında bulunsun. Bu iddianame, başarısızlığa mahkum.
Fakat, CHP yönetimi de bu iddianame karşısındaki tutumuyla başarısızlığa mahkum.
Türkiye’de yolsuzlukla mücadele edecekseniz, ihalelere, şirketlere, piyasaya, kâra itiraz edeceksiniz.
On yıllardır bütün belediyelerde sürdüğünü bütün halkın bildiği para çarkını normalmiş gibi karşılayıp, “O yat Akpolat’ın değil ki” demeyeceksiniz.
Ve, eninde sonunda Zeren’in, Gayrettepe’de ölen 29 işçinin, edindiğiniz servetin, çaldığınız canların hesabını vereceksiniz.
Aktaş iddianamesinden çıkarılacak ders budur.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.