ANALİZ | KOVİD 19 ve İngiltere deneyiminden çıkarılacak dersler

Oxford Üniversitesi'nden Dr. Emre Eren Korkmaz yeni koronavirüsün İngiltere'yi nasıl etkilediğini ve oradaki deneyimini yazdı. Korkmaz, Britanya hükümetinin bilim kurulunun salgını engellemek mümkün olmayabilir tavsiyesini yoksullar, çalışanlar, yaşlılar ve diğer risk grubunda olan kesimler için bir önlem almamaya bahane olarak kullanma derdinde olduğunu söyledi. Korkmaz'a göre hükümet tüm kaynakları ve çabasını ekonomik yaşamı ve sermayenin istikrarını korumaya odaklıyor.
Dr. Emre Eren Korkmaz
Perşembe, 19 Mart 2020 10:20

Kovid-19 salgını konusunun bir yanı sorunun bilimsel bir mücadele ile çözülmesinden geçiyor. Bunun için bilim insanları büyük bir gayretle çalışıyor. Bizleri ilgilendiren ve hayati önemde olan diğer yanı ise meselenin politik yanı, bunun bir politik mücadele olarak ele alınması ile ilgili. Şayet politik yanı ıskalanırsa daha büyük kitlelerin yaşamını yitirmesi ve emekçilere, kazanılmış haklara yönelik siyasi iktidarlar ve sermaye tarafından bir saldırıya dönüşmesi tehlikesi açığa çıkıyor.

Bunun için iki güncel örnek verilebilir. İlki ülkemizde umreden gelen hacıların karantinaya alınması konusu. S. Arabistan’da vakaların olduğu ve çok sayıda ülkeden yüz binlerce kişinin buluştuğu bir ortamda daha da yayılacağı bilinmesine karşın dönüşte binlerce hacının karantinaya alınmadan ülkeye dağılması üzerine toplumda yükselen tepki sonucunda en azından bir kısmı karantinaya alınmış oldu.

'KAPİTALİZM ÖLDÜRÜR: 400-500 BİN YAŞLI VE YOKSULUN ÖLMESİ BEKLENİYOR'

İkinci örnek ise İngiltere’den. Dünyanın en zengin beşinci ülkesi olan Britanya’da başbakan Boris Johnson salgınla ilgili yaptığı açıklamada virüsü durdurmanın mümkün olmadığını, bu aşamada karantina yapılmayacağını, amaçlarının sürü bağışıklığı adı altında nüfusun % 80’inin hastalanması ve bağışıklık geliştirmesi olduğunu ve sevdiklerimizin öleceğini açıkça dile getirdi. Üstüne bilim danışmanı da başka bir programda ölüm oranı göz önüne alındığında 400-500 bin insanın ölebileceğini dile getirdi. Okulların kapatılmaması da buna bağlandı. Çocuklar taşıyıcı olarak kullanılacak ve aileler bu sayede virüsle tanışacak. Çocukların virüsten etkilenmeyeceği, ebeveynlerinin de genelde yüksek risk içeren grupta olmadığı farz edildiği için süreç hızlı şekilde çözümlenmiş, toplum bağışıklık kazanarak salgını yenmiş olacak. Bu soğukkanlı açıklamalar ve kamuoyuyla paylaşılan modeller sadece Britanya’da değil, tüm dünyada tepki çekti.

Elbette bu politik bir açıklamaydı ve sınıfsal bir tercihti. Çocukların virüsün yayılması için kullanılması ve ölmesi beklenen 400-500 bin kişinin yaşlılar, yoksullar ve dezavantajlı toplumsal kesimlerden insanların olacağını anlamamak mümkün değil.

Ancak bu Britanya’ya özgü bir deneyim değil. İsveç, Hollanda gibi birçok ülke tüm ülkede karantina uygulamıyor, okulları kapatmıyor, belirli etkinlikler iptal edilse de toplumun bir araya geldiği mekanlar ve işyerleri çalışmaya devam ediyor. İnsanların kişisel temizliğe uyması, mümkün olan şirketlerde evden çalışmanın yapılması, hastalık belirtisi gösterenlerin kendilerini gönüllü olarak tecrit etmesi gibi önlemler öne çıkarılıyor. Britanya’nın bir anda dünya gündemine girmesinin nedeni Britanya elitlerine has bir acımasızlıkla planlarını açıkça ifade etmeleriydi.

Kapitalizm öldürüyor diyoruz ama bu salgında gerçekten kapitalizm öldürüyor. Elbette virüs de öldürücü ve tüm tedaviye karşın virüs nedeniyle yaşamını yitirmek mümkün. Ancak devletlerin savundukları sınıfsal çıkarlar ve politik tercihler geniş kitlesel ölümleri virüsün gücünden çok kapitalizmin bir sonucu olarak görmemize neden oluyor.

Britanya örneğinden yola çıkarsak Britanya’da ekonominin işlemesine öncelik veriliyor. Bu virüsün en önemli özellikleri arasında birçok yetişkinin, özellikle çalışma çağında olanların daha hafif atlatmasına, bazılarında hiçbir belirtinin görülmemesine güveniyorlar, çocukların da etkilenmediği iddia edildiği için, toplumdan ciddi bir tepki gelmeyeceği tahmin ediliyor, hastalananların izin alması durumunda işler aksasa dahi ekonomide ciddi bir sıkıntının yaşanmaması umuluyor. Britanya’da finans ve hizmet sektörü öncelikli olduğu için, İngiliz küresel firmaları da üretimi diğer ülkelerde yapıp ana merkezlerinde yönetim işlerini yürüttüğü için birçok çalışanın evden çalışması da mümkün.

'SAĞLIK SİSTEMİ İYİLEŞTİRİLMELİ'

Çalışma yaşamının dışında olan ve ülkenin sosyal hizmetlere en fazla pay ayırmasına neden olan yaşlılar açısından ise hükümetin iddiası sağlık hizmetlerini bu kesime yoğunlaştıracaklarına dair. Yani bu modele göre zaten yetişkinler ve çocuklar açısından ölüm tehlikesi az, bu nedenle onlar hastalanıp bağışıklık kazanacaklar, bu dönemi evde geçirecekleri için sağlık sistemi üzerinde yük oluşturmayacaklar, sağlık sistemi de tüm yoğunluğunu yüksek risk grubundakileri iyileştirmek için değerlendirecek. Ancak virüsün yayılma hızına dair modeller belli olsa da sağlık sisteminde bu yönde ciddi bir hazırlık olmadığı da biliniyor. Yeni hastane yapımı, yoğun bakım olanaklarını arttırma, ağır hastalar için ilaç ve tıbbi malzemelerin tedariki gibi konularda ciddi adım atılmadığı, kapasitenin yükseltilmediği sağlıkçılar tarafından dile getiriliyor. Özcesi ölmesi beklenen 400-500 bin kişi ve ağır atlatması beklenen birkaç yüz bin kişiden bahsediliyor ama hastanelerde bu kitle için özel bir hazırlık yok, gerçekten ölmelerine engel olmak için bir adım atılmıyor.

Diğer yandan virüsün yayılmasını yaşamı durdurarak çözmenin mümkün olmadığı ve karantina bittiğinde salgının yeniden hortlayabileceği de ciddiye alınması gereken bir hipotez. Ancak İngiliz hükümetinin bu uzman tavsiyesini hiçbir ciddi adım atmamaya gerekçe olarak göstermesi politik bir tercihtir. Örneğin diğer ülkelerde görülen hijyen çalışmalarına rastlamak pek mümkün değil, virüsü kontrol altına almak için de pek bir çalışma yok. Örneğin hükümet yaşamı durdurmayabilir ama olabildiğince fazla sayıda insana test yapılır, virüs tespit edilen yetişkin sağlıklı şekilde yaşamını sürdürse dahi taşıyıcı olduğu için tecrit edilmesi sağlanabilir ve bu kişilerin görüştükleri uyarılabilir. Ancak Britanya’da risk grubunda olmayanlar (yaşlı veya başka hastalıkları olma) talep etse de test yapılmıyor. Çok sayıda kişi semptomlara bakarak Kovid-19 olduğu kanaatine varıyor ve kendini izole ediyor, bunu testle netleştirmesi mümkün olmadığı gibi kişinin kendisini izole edip etmediği de kontrol edilmiyor.

'EKONOMİK YAŞAMI VE SERMAYE İSTİKRARINI KORUMAYA ODAKLILAR'

İngiliz hükümeti geçtiğimiz hafta salgın nedeniyle büyük bir ekonomik destek paketi açıkladı. Ancak bu destek de tamamen şirketlerin çıkarlarına yönelik çözümlerden ibaret. Vergi indirimleri, sigorta teşvikleri gibi önlemler ilan edildi. Bu destekler içinde geniş kitlelere yönelik test yapma veya hastanelerin kapasitesini arttırma ön planda değil.

Özetle, Britanya hükümeti bilim kurulunun salgını engellemek mümkün olmayabilir tavsiyesini yoksullar, çalışanlar, yaşlılar ve diğer risk grubunda olan kesimler için bir önlem almamaya bahane olarak kullanma derdinde ve tüm kaynakları ve çabasını ekonomik yaşamı ve sermayenin istikrarını korumaya odaklı şekilde değerlendirmekte.

Ancak bununla da yetinilmiyor. Bu salgın aynı zamanda emekçilere yönelik bir sermaye saldırısına da dönüşüyor. Birçok şirket salgın nedeniyle çalışanların ücretlerini düşürmeye çalışıyor. Salgın bittikten sonra ücretlerin eski düzeyine çıkması da büyük ihtimal mümkün olmayacak. Hükümetin teşvik ve önlemlerinden yararlanırken hasta çalışanlarına ücretsiz izin vermeye çalışıyorlar. Bununla beraber “self-employed” denilen, hukuken kendi işinin sahibi olan ancak gerçekte Uber, Deliveroo gibi firmaların çalışanları da hiçbir güvenceye sahip değiller ve hem sağlıkları hem de gelir durumları açısından ciddi risk altındalar. Ayrıca sıfır-saat sözleşmeyle çalışanlar (çalışanla patron arasında çalışma süresine dair bir söz yok, çalışan istediği zaman işten çıkabilir veya patron istediği zaman sebep göstermeden işten çıkarabilir) da ekonomik sorunlar ve hastalık nedeniyle işten çıkarılıyor ve sıfır saat sözleşme nedeniyle işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor. Bununla beraber evden çalışma imkanı olan emekçiler de çeşitli aplikasyonlar ile evlerinde verimli şekilde çalışmaları için denetleniyor ve bunun iş saatlerinin ötesinde çalışmayı ve çalışanın kişisel bilgilerinin paylaşılması riskini de beraberinde getiriyor.

Kovid-19 salgınının Britanya’daki yansıması gösteriyor ki kapitalizm virüsten daha tehlikeli.