Tunç Sipahi
Siyasetin seslenişi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:15 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:15
Siyasetin bir çağrıdan, iletişimden ibaret olduğunu söylemek büyük hata olur. Siyaset öncelikle bir temsil meselesidir.
Lakin temsil etmeye soyunduğunuz değerler, çıkarlar, tercihler ve bunların sonucu olan siyasi davranışlar, siyasi öznelerin dokunmadan devraldıkları bir “kendinde şey” sayılamaz. Sadece sosyalistler değil, kuvvetli ideolojileri savunan her aktif özne temsiline soyunduğu toplamın algısını ve davranışını değiştirmeye çalışır. Çeşitli biçimler alabilir: İtalya’da faşistler, Almanya’da Naziler, İran’da dinciler bunu (da) yaparak iktidara geldiler.
Tersi, düzenin oturmuşluğu, denge durumunun kalıcılığı anlamına gelecektir. Bu durumda siyasi partiler oturmuş, kalıcılaşmış ve düzen açısından daha fazla “dokunmaya” gerek kalmamış değerler/çıkarlar/tercihleri sadece temsil etmeye kalkışırlar. Ortada bir “denge” vardır ve bu durumun temsili demokraside bire bir “temsil edilmesi” gerekmektedir. Ne fazlası, ne azı. Elbette, böyle bile olsa, sosyalistler bu durumu kabullenmezler.
Türkiye’de asla tam olarak böyle olmadı, olmaz ve olmayacak. Burada da siyaset öncelikle bir temsil meselesi. Ancak temsil, köklerinden fışkıran akımların temsil edileceği kanallar açmak şeklinde tanımlanamaz. Örf, adet, gelenek, dinsellik, bunların doğal uzantısı olarak genel anlamda sağcılık geniş bir tabana sahip. Ama orada da nasıl temsil ettiğiniz, nasıl temsil etmeyi önerdiğiniz, henüz var olmayan bazı taleplerin önünü açarken diğerlerini nasıl geriye ittiğiniz önem taşıyor.
Temsil etmeye soyunan ve bunu başaran siyasi özneler temsil etme biçimlerini de kabul ettirirler. Zamanla nasıl temsil ettiğiniz neyi temsil ettiğinizden daha önemli hale gelebilir ve temsil ettiğiniz şeyi de değiştirmiş olursunuz. Zamanla.
Siyasi iletişim önemlidir. Ama siyasetin özü budur dersek büyük hata olur. Etkili bir hatip olan Rosa Luxemburg’un kalabalıklara coşkuyla konuştuğu ve sonrasında yanındakilere dönüp “işte tamam, heyecan dorukta, ben yapacağımı yaptım, siz de gidip örgütleyin” dediğine dair bir anı okumuştum. Doğru mudur bilemem. Bildiğim şu: Böyle bir dünya yoktur. İletişimi bu şekilde tasarlamak çalışma, örgütlenme, öğrenme, gelişme gibi pek çok kritik anı yok saymaktır. Söz önemli ama tek başına söz, konuşan Robespierre, Danton veya Lenin, Troçki de olsa, yetemez.
Fakat siyasi iletişimin önemini o kadar da küçümsememeliyiz. Örgütlü olmayan toplumlarda söz daha da önem kazanabilir. Bir özel an, uğrak, moment olabilir ve tam da o anda sözünüz toplumsal anlam kazanır, karşılığı olmaya başlar. 2011’de yaygınlaşamayan “Boyun eğme” 2013’te tam da bu şekilde, genç bir slogan olarak aktifleşti.
Bu anların ortak noktası mesajın açık ve kısa olmasıdır. 1992de Clinton, önce kampanyasını yürütenlerin merkezinde duvarlara asılan, sonra ana tema yaptıkları “Önemli olan ekonomi, aptal” sloganıyla beklenmedik bir zafer kazandı. 1989 yerel seçimlerinde SHP’nin “Beş yıl daha bir limon gibi sıkılmaya hayır!” şiarı benzer bir örnek. Obama’nın “Evet yapabiliriz” sloganı da keza öyle. Daha bizden olanlar da var: “Bir hayalim var” (Martin Luther King) unutulabilir mi? “Bütün iktidar Sovyetlere” çok mu karmaşıktır?
Yani iletişim bazen belki hak ettiğinden de önemli olabiliyor. Siyasi akıl bunu değerlendirmek durumundadır çünkü siyasi akıl tanımlamasında içsel bir seslenme boyutu var. “İletilemeyen akıl ne kadar siyasi olabilir?” denirse temelden itiraz etmek kolay olur mu? Akıl, bir stok-akım dinamiği sergiler. Bazen akıl bir kitaptadır. Fakat o kitabın bile çeşitli okunma biçimleri var okuyanların kitabı taşımalarının kipi önemli zaman ve mekan var.
Siyasi akıl tek başına teorik akıl olmayıp, “teorik siyaset aklıdır”. Taşındığı, iletilebildiği, geçirilebildiği ölçüde tam olarak “siyasi akıl” olur ve olurken kendisi de dinamikleşir.
Siyasi akıl her şeye cevap yetiştiremez. Her şeyi aynı anda söyleyemez. Bilinçle tercih edilmiş önceliklerinin olması siyasi akıl tanımının en önemli özelliklerinden birisi değil midir? Öncelikler olur ve öncelikler en başa yazılır, en başta onlar taşınır, en başta onlarla seslenilir.
Bütün yerelliklerde eş anlı olarak aynı merkezi sözün, öncelikleri saptanmış sözün, kısa ve berrak biçimde söylenmesi gerekiyor.