AKP'ye karşı olan herkes birleşmeli mi?

15/02/2011 Salı
AKP'ye karşı olan herkes birleşmeli mi?

Bugünün en revaçta sorularından biri "yetmez ama evetçi"lerin, liberal solcuların pişman olup olmadıklarıdır. Öyle ya, onlar özgürlükçülüğü her şeyin üstüne koymuşlardı, şimdiyse ülkede tek bir özgürlük var: AKP'yi ve cemaati savunma özgürlüğü! Siyaset özgür değil, üniversite özgür değil, basın özgür değil, sendikalar özgür değil…

Bu nedenle demokratikleşme adına AKP'ye omuz verenlerin "yanılmışız" deyip demeyecekleri merak ediliyor.

Saçma bir beklenti… Daha önce de yazmıştım, siyasetin matematiğini yanlış kavradıklarından dövündükleri açık olsa da, liberallerin çark etmeleri için bir neden bulunmuyor. İlkesizdirler ama manevra yapmaları için güç dengelerinin değişmesi gerekir, AKP gücünü korumaktadır oysa… Canları sıkkındır ama ülke adına, halk adına değil, kendi adlarına, işlevsiz kaldıkları, kendilerini yerleştirecek bir misyon bulmakta zorlandıkları için… Bir yolunu bulacaklardır elbet!

Hatalarından dönmekse… Söz konusu bile değildir.

En "sol"da gözükenleri bile, bugün siyasi iktidarın otoriter yönelimlerinin kaynağında statükocuların "güçlü" direnişi olduğuna ikna olmuştur. Klasik öyküdür bu, düzen bekçileri AKP'yi bir türlü rahat bırakmamakta, kendini tehdit altında hisseden hükümet ister istemez bazı reformlardan vazgeçmekte, içindeki baskıcı eğilimlerin önünü alamamaktadır.

Odatv baskını ve gözaltıları için de değerlendirmeleri budur: Üzüldük ama onlar da Ergenekonculara arka çıkmasalardı!

Liberalleri bırakalım, bugün kendilerini liberallerden ayrı göstermek isteyen, liberallere sert eleştiriler yönelten birçok solcunun da yaklaşımı neredeyse aynıdır. "Sermayenin ya da devletin iki kanadı arasında sürmekte olan mücadele" saptamasının her şeyi çözdüğünü sanmaktadırlar, bütün bu olup bitenlerin emekçi sınıfları sadece esnek üretim, taşeronlaştırma, işsizlik, hayat pahalılığı bağlamında ilgilendirdiğine inanmışlardır bir kere… Gericileşme, hukuksuzluk, toplumsal ve bireysel yaşam alanlarına yapılan müdahaleler bile "sermayenin iki kanadı arasındaki mücadelenin sıcaklığı" nedeniyle kayıtsız, tarafsız kalınacak gündemler olarak görülmekte.

Bu nedenle insanların aniden uyanıp "tüh amma hata yapmışım" diyeceklerini düşünmemek gerekiyor. Zaten Türkiye'de siyasetçide böyle bir gelenek yok, siyasetçi dans eder, 180 derecelik dönüşler yapar ama hataları hep başkaları yapmıştır, kendisi sadece aşkın gerçekliğin peşindedir!

Kısa erimde referandumda hileyle hurdayla yüzde 58 ve yüzde 42 olarak somutlanan taraflaşmada kayda değer yer değiştirmeler yaşanamaz. AKP "ben herkesi istiyorum" dedi demesine ama derhal yüzde 58'i konsolide etmeye yöneldi, yüzde 42'den ancak ve ancak güce tapanları, gücün parçası olmayı kafaya takanları kapabileceğini bilerek…

Evet'çiler AKP'de, azıcık da MHP'de toplanacak, "yetmez ama evet"çiler AKP etrafında dolanacak, aralarında bazı solcuların da bulunduğu "maalesef hayır"cılar titrekliklerini sürdürecek, hayır cephesinin ana gövdesiyse, bütün zenginlik ve iç farklılaşmaya karşın kemikleşmeye ve "evet"çilerden uzaklaşmaya devam edecek.

Referandumdan sonra vurguladığımız gibi yüzde 58'e yönelmek için yüzde 42'nin içine bir kişilik ve doğrultu aşısı yapmak gerekir… Yüzde 58'in AKP peşinden gidişini yalnızca "kandırılmış" olmalarına bağlayanların Türkiye gericiliğine dair hiçbir fikirleri olmadığını da eklemiştik, hatırlarsanız.

Şimdi yüzde 42'nin ne olacağı iyice önemli hale geldi.

Kimilerine göre ve hele hele Odatv baskınından sonra AKP karşıtları "birlik" olmalı… Herkes…

Siyasi iktidarın uyguladığı şiddet hesaba katıldığında mantıklı gözüküyor. Öte yandan AKP karşıtlarının oluşturduğu alt kümelerde bile birliğin esamesi okunmuyor.

En uç noktadan başlayalım, onda biri cezaevinde olan TSK'nın üst kademelerinin, emekli generaller dahil olmak üzere, birlikte davranmaları söz konusu değil. Siyaseten ne dedikleri anlaşılmıyor, basından takip edildiği kadarıyla çoğu birbirleriyle kavgalı, en yakınından kazık yediklerini düşünenler var…

Sivil düzen siyasetinin "sol" cenahında bir sürü parti ve hizip var, en büyük ikisi CHP ile DSP anlaşamıyor, CHP'nin Genel Başkanı'nın günleri partisinin yöneticilerine cevap yetiştirmekle geçiyor…

AKP karşıtlığını, sınıf eksenine yerleştiren ya da yerleştirme iddiasında olan sosyalist solun bileşenleri ise, en azından şimdilik, ilişkilerini "dayanışma"nın ötesine taşıyabilecek ortak zemine sahip olmadıklarını gösterdiler. Öncelikleri, iddiaları ve ideolojik referansları çok farklı. Buna rağmen olabilirdi, olmadı.

AKP'nin başını ciddi biçimde ağrıtan Kürt siyaseti ise hem AKP karşıtlığını nasıl bir programatik çerçeveye yerleştireceğine karar vermemiş hem de AKP karşıtlığını çok dar bir kapsamda gerekçelendirmekten vazgeçmemiş durumda.

Peki ne olacak?

AKP'yi durdurmanın tek yolu, herkesin her şeyi unutup "birlik"te hareket etmesi mi?

Her hareketin bir doğrultusu olur.

Nereye?

Arada sırada sert iletiler geliyor soL'a ulusalcılardan, "tutuklu subaylara neden sahip çıkmıyorsunuz" diye… Hukuksuzluk, düzmece deliller, saçma sapan iddianameler, bütün bunlarla ilgili ne söylenecekse söylenmeli… Ergenekon operasyonunun gerçek amacının deşifre edilmesi konusunda ne yapılacaksa yapılmalı… Ancak iş dayanışma ve desteğe gelince… Kim kimden neyi talep ediyor?

Tutuklanan devlet görevlilerinin farklı siyasi-ideolojik tercihlere sahip olduğu açık, içlerinde kendini solda görenlerin olduğu da söyleniyor, bilemeyiz…

Çıkarlar "bağımsızlık isteyen yurtseverlere, sömürüsüz bir düzen talep eden sola, hakkını arayan işçilere, yok sayılmayı kabul etmeyen Kürtlere karşı suç işledik, 12 Eylül darbesiyle vatana ihanet ettik, NATO'ya üyelikle gurur duyduk, emperyalist ülkelerle onursuz ilişkilerden nemalandık, gericileri sola karşı kullandık, bunu kurum olarak yaptık, bizim günahımız buna ortak olmak ya da karşı koymamaktı, şimdi bu ülkeyi ne hale getirdiğimizi anladık" derler, bu bir anlam taşır.

"Bu operasyonları ABD yönetiyor" ise yetmez, bunu herkes söylüyor ve aslında bu bir anlam da taşımıyor.

Bir diyet talebi değildir bu. Bugünün Türkiyesi'nde olup bitenleri algılamanın duygusallıktan alabildiğine uzak ölçütüdür.

Bir beklenti hiç değildir. Böyleleri çıkabilir tek tük ama sınıfsal aidiyetleri, ideolojik şekillenmeleri, kurumsal alışkanlıkları bugün "devlet" tarafından derdest edilmelerini, "biz vatana, millete, devlete hizmet ettiğimiz için buradayız"la açıklamaya iter onları. Şimdi neden gözden düştüklerini üç-dört yıldır anlatıyoruz, burada önemli olan "vatana, millete, devlete hizmet"ten anladıkları ile Türkiye'nin başına gelenlerin birebir örtüşmesidir.

Bir de "CHP desteklenmeli" diyenler var…

Neden?

Dün Odatv baskınının hemen ardından "eşkıyaların bu gece ne yapacağı belli olmaz" dedikten sonra, bu ve benzeri baskınlar için zemin hazırlayan ve de her tür hukuksuzluğun meşru olduğunu ilan eden Zaman gazetesini ziyaret edip kendini beğendirmeye çalışan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun toplumdaki son direnci de yok etmesine yardımcı olmak için mi?

Her şeyi ABD'ye bağlayanların, büyük bir Amerikan komplosuna kurban gittiklerini düşünenlerin "ABD gerçekleri görmeye başladı" diyen bir siyasetçiye umut bağlayışındaki hüzün verici trajediye ortak olmak için mi?

Birlikten illa kuvvet doğmaz. Hep birlikte intihar etmeyeceksek!

Önce doğrultu ve kişilik…

Yüzde 42 ya da her ne ise, buraya tutarlılık, kararlılık aşısı yapılmalı.

Aranan 500 bin kişi, bu aşının bileşenleridir.