27 Mayıs'a Dair...

28/05/2009 Perşembe
27 Mayıs'a Dair...

Ergenekon'dan tutuklu bazı üst düzey subayların 27 Mayıs'ın hemen öncesinde Harbiyeli yürüşüne katıldıkları saptanmış. Darbeci olacak çocuk o zamandan belli olurmuş. Liberal-gerici ittifakının değerli mensupları geçmişlerinde ne haltlar karıştırıyorlardı acaba?

Tutturmuşlar, ordunun siyasete müdahalesi diye...

Nasıl yani?

Ordu siyasete 27 Mayıs'ta mı müdahale etmiş? Tek parti döneminde "ordu ayrı, parti ayrı" düsturu gerçek mi kabul ediliyor? Üst düzey subayların bir bölümü Menderes tarafından Demokrat Parti'nin kadrolu elemanı haline getirilmemiş miydi? Daha kalabalık bir bölümü, sık sık bir araya geldikleri CHP lideri İsmet İnönü ile balık-rakı muhabbeti mi yapıyordu?

Denecek ki, müdahale dediğimiz, seçilmiş bir hükümetin silah zoruyla aşağı indirilmesi! 27 Mayıs o yolu açtı.

Güzel, elbette şu ya da bu biçimde "seçilmiş" bir iktidarın halkı ve ezilenleri silah zoruyla aşağıda tutması ile onun silah zoruyla aşağı indirilmesi arasında bir fark var.

Yasal fark var, siyasal fark var, toplumsal fark var.

Ama en mühim mesele, adına "darbe" denilen ve sayısız çeşit karşımıza çıkan askeri müdahalelerin temel hedefinin halkın aşağıda tutulması konusunda ek önlemler alıp almadığıdır. Daha basiti, bir darbede ilk sorgulanması gereken, darbenin ezilenlerin bastırılmasında mevcut burjuva yasallığının yetmediği, o yasallığın sınırlarının radikal bir biçimde değiştirilmesi gerektiği düşüncesiyle yapılıp yapılmadığıdır. Bu düşünce, halka karşı zor kullanımı ve şiddetin nitel ve nicel açıdan artması anlamına gelir.

Bütün darbeler bu nedenle yapılmaz. Bazı askeri darbeler bir devrim sürecine denk düşmüşlerdir. Beğenelim, beğenmeyelim, geride bıraktığımız yüzyılda kimi geri kalmış ülkelerde mümkün olan en ileri siyasal ve ekonomik ortam askeri darbelerin ürünü olmuştur. Portekiz'de 1974 Karanfil Devrimi'nin en kritik anı yine bir askeri darbedir.

İyi darbe-kötü darbe ayrımı yapmıyorum. "Darbe" kavramının her şeyden soyutlanarak öne çıkarılmasına itiraz ediyorum. Darbeler, tarih boyunca sınıflar mücadelesinin genel gidişatı içinde şu ya da bu yönde dengeleri değiştirme aracı olarak kullanılagelmişlerdir. Ordular, bir kurum olarak büyük çoğunlukla, sömürücü sınıf ittifakının baskı aygıtı olduklarından, bu dengeleri emekçi sınıflar aleyhine bozmuşlardır.

27 Mayıs böyle değildir.

27 Mayıs'ın kendi başına Türkiye'de emekçi halk, sol, ezilenler açısından "daha baskıcı" ve "daha dışlayıcı" bir dönem açtığını söylemek, tarihle alay etmektir.

Buna cüret edenler var ama daha utangaç olanlar, yani henüz 27 Mayıs'a faşist darbe diyemeyenler, 27 Mayıs'ın TSK'nın sistem içindeki rolünü artırdığını, daha sonraki faşist darbelere zemin hazırladığını belirttikten sonra, "27 Mayıs'a karşı çıkılamadığı için 12 Mart yaşandı, 12 Eylül yaşandı" iddiasını ortaya atmaktadırlar.

Sol vardı ama pek etkisizdi. 27 Mayıs'a karşı çıkıp, Menderes için imza mı toplayacaktı? Hiçbir meşruiyeti kalmayan, halk düşmanı, gerici bir iktidarı "sivil otorite" adına destekleyip bir skandala mı imza atacaktı?

Yoksa Demokrat Partililer mi darbeye direneceklerdi?

27 Mayıs olmasaydı, "halamın bıyıkları olsaydı"dır... Bilemeyiz ama bazı şeyleri biliriz. Diyelim ki, 27 Mayıs'ı bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırdık, o zaman 12 Mart da, 12 Eylül de olmayabilirdi. Çünkü sol bu sıçramayı yapamayabilir, DP eliyle ülkenin adım adım hadım edilmesi için askeri darbelere gereksinim kalmazdı.

İlke ne? Burjuva da olsa, mevcut yasallığının her durumda korunması mı?

Ama o zaman Demokrat Parti'nin o yasallığın sınırlarını daraltma girişimleri ne olacak?

Oysa sınıf temelinden yaklaşırsak meseleye, tarihsel bir bağlama yerleştirirsek hükümet değişikliklerini ve darbeleri, daha sağlıklı tutum almak mümkün hale gelir.

Bu açıdan bakıldığında 27 Mayıs'la 12 Mart ve 12 Eylül arasında pek az koşutluk bulunabilir.

Ergenekoncularla 27 Mayıs arasındaki bağa gelince...

AKP ile DP arasındaki koşutluk çok daha güçlü, bu bir! Darbeci ekiplerin örgütsel sürekliliği konusunda koparılan yaygaranın hiçbir temeli yok, bu iki... İç ve dış koşulların tamamen değiştiğine değinmiyorum bile...

Bununla birlikte kimi benzerlikler var. Örneğin 27 Mayısçıların önceden şekillenmiş bir programları yok. Ergenekon'da da gerçekleşmemiş bir ittifak girişiminin parçalarına baktığımızda programatik ve ideolojik bir karmaşayla karşılaşıyoruz. Mesele şudur ki, Türkiye kapitalizmi artık "sonradan şekil vermeyecek" kadar gelişmiştir. Bugün AKP ile TSK'nın birçok başlıkta uzlaşmalarının temel nedeni, sistemin kendi çerçevesini dayatma ve sürdürme mekanizmalarının gelişkinliğidir. Sistemden anlaşılması gereken ise elbette sermaye egemenliği ve emperyalizm olgusudur.

Bu nedenle emperyalizm onay vermeden, sermayenin işareti olmadan "bulamaç" hedef ve ideolojilerle darbe yapmak mümkün değildir.

Bazı başlıklarda çok daha profesyonel olsalar da, "darbe girişimleri" ile anılan günümüz üst düzey subaylarının 27 Mayısçılar yanında pek acemi kalmalarının temel nedeni budur.

Bu ülkede bir daha 27 Mayıs olmaz. Bu ülkede bir daha askeri bir darbe sola "geçerken" alan açmaz.

Değişimin itici gücü her durumda ya emekçi yığınlar olacak ya değişim olmayacak!

Değişimin başarısı ise, başat kurumları çözebilmesine bağlı. Bu nedenle devrimci dönüşümlerin bir yerinde mutlaka "27 Mayısçı" bir damar olacak!