Yargıda reform derken?

05/06/2019 Çarşamba
Yargıda reform derken?

30 Mayıs günü, Yargı Reformu Stratejisi adlı bir belge tanıtıldı: 9 amaç, 63 hedef, 256 faaliyet sıralanıyor.

Amaçlar şunlar:

“Hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi…Yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığının geliştirilmesi… Savunma hakkının etkin kullanımının sağlanması… Ceza adaleti sisteminin etkinliğinin artırılması… Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması… Adalete erişimin kolaylaştırılması… Performans ve verimliliğin artırılması… sadeleştirilmesi… İnsan kaynaklarının nitelik ve niceliğinin artırılması.”

63 hedefte ise;

“… yeni bir eylem planı hazırlanacak… yargı teşkilatının AB katılım sürecine ilişkin proje geliştirme ve uygulama kapasitesi güçlendirilecek… yargı mensuplarının AB hukuku konusunda farkındalığı artırılacak…yargı etiği güçlendirilecek… sistemin şeffaflığı artırılacak… makul sürede yargılanma hakkı sağlanacak… mevzuat gözden geçirilecek, mevzuat önerileri hazırlanırken ilgili paydaşların temsilcileri sürece dahil edilerek yargıda katılımcılık ve müzakere kültürü geliştirilecek… atamalarda liyakat dikkate alınacak… disiplin kuralları yeniden düzenlenecek…” gibi sözler var.

256 faaliyetten de birkaç örnek verelim:

“…mevzuat değişikliği ihtiyaçları belirlenirken çeşitli kurum, kuruluş, sivil toplum, akademik ve çeşitli sosyal çevrelerin süreçlere katılımı sağlanacak… hukuk eğitiminin niteliğinin artırılması için yeni bir model oluşturulacak… AYM ve AİHM kararlarında yer verilen ihlal alanlarına ilişkin etkili çözümler geliştirilecek… insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası koruma mekanizmalarının gözlem ve raporları dikkate alınacak… insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası koruma mekanizmalarının gözlem ve raporları dikkate alınacak… yargıç ve savcı yardımcılığı kurulacak… avukatlık mesleğine giriş sınavı getirilecek…”

Örnekleri uzatıp sabrınızı zorlamayalım; sıkça dile getirilen sorunlar sıralanıyor ve bunların çözümleneceğine söz veriliyor. Oysa sorunların hemen hepsinde AKP iktidarlarının sorumluluğu var; her alanda olduğu gibi hukuk eğitimi de niteliksizleştirildi. Yargı idarenin güdümünde bir birim, yargıçlar kapıkulu yapıldı.

Şimdi bu sorunları çözeceğiz diyorlar.

Pişmanlık duyduklarını, “yanlışlarından” geri döneceklerini bekleyemeyiz. Amaçlarının bunlar olmadığında kuşku yok. Bir yandan AB ve TÜSİAD’a, “hukukun üstünlüğüne saygı” mesajları verirken öte yandan İstanbul’da yinelenen seçimlerde kullanmak üzere malzeme oluşturmaya çalışıyorlar.

AKP kadrolarının, verdikleri sözleri tutmak gibi alışkanlıkları yok. Dahası, kavramlara bildiğimizin dışında anlamlar yükledikleri için sözlerinin ne anlama geldiği bile anlaşılmıyor. Onların dilinde hesap verilebilirlik; gizli kapaklı iş çevirmek… şeffaflık; sır küpü olmak… yerli ve milli; uluslararası tekel seviciliği… birlik ve beraberlik; ötekini tepeleyeceğiz, anlamlarına geliyor.

Strateji belgesindeki “…ceklerle…caklarla…” dolu, içeriksiz seçim vaadi tadındaki sözlere takılmayalım. Bunların yargı cenahındaki karşılığına bakalım.

Danıştay Başkanı ne düşünüyor?

10 Mayıs günü Danıştay’ın 151’inci kuruluş yıldönümüydü. Başkanı, strateji belgesinde yazılanlarla örtüşen mesajlar verdi.

Sözlerine, yargı erkine güzellemelerle başladı:

“Danıştay’ın, idari ve yargısal tüm faaliyetlerinde tabi olduğu tek ilke adalet ve hukukun üstünlüğüdür… adaleti tesis etmede asıl sorumluluk yargı mensuplarına düşmektedir… mahkemeler, ayrım gözetmeksizin herkesin ve her kesimin hakkını, hukukunu korumak için başvuracağı hak arama kapısıdır… yargının saygınlığı zedelenirse ekonomik, sosyal, siyasi istikrar, huzur ve barış sağlanamaz...”

Hemen ardından aşağıdaki cümleleri kurdu;

1- “… bazı uyuşmazlıklar yargıya intikal etmeden alternatif çözüm yöntemleriyle sonlandırılmalıdır…”

2- “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle güçlü, hızlı ve istikrarlı bir yönetim anlayışı hedeflenmiştir. Bu hedeflere ulaşabilmek için devletin üç temel erki, bir çarkın dişlileri gibi kendi alanlarında etkili, uyumlu ve süratli bir biçimde çalışmalıdır… Yargı ile yasama ve yürütme arasında, iş bölümüne dayalı, uyumlu bir anlayış geliştirilmelidir…”

3- “Cumhurbaşkanının yürütmenin başı sıfatıyla aldığı kararlardan hangisinin devletin yüksek yönetimine ilişkin olduğu, hangisinin idari fonksiyon kapsamında olduğu, yargı içtihatları ile belirlenecektir… Takdir yetkisi, ölçülülük, üstün kamu yararı gibi kavramların yanında, devletin yüksek siyaseti, siyasi tasarruf, devletin hükümranlık hakkı gibi kriterlerin de göz önünde bulundurulması önemli ve gereklidir.”

Şimdi yukarıdaki sırayla bu sözlerin ne anlama geldiğine bakalım;

1- Alternatif Çözüm Yöntemlerinin yaygınlaştırılması

Tahkim, uzlaşma ve arabuluculuk, yargıya alternatif çözüm yöntemleridir. Mahkemelerdeki dosya sayısı azalsın diye taraflara aralarında anlaşmaları öğütlenir. Bu yöntem, sorunların barışçıl ortamda çözümlenmesini sağlayacağı gerekçesiyle savunulur. Öyle örnekler bulunabilir belki. Ancak temel işlevi, güçlü olana cezadan kurtulma olanağı sunmaktır. En önemli sakıncası ise yargısal içtihat kaynağını kurutmasıdır.

Alternatif çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması, Yargı Reformu Strateji Belgesinin 9’uncu hedefidir. Belgede alternatif çözüm yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla ortaya çıkacak arz yetersizliğine karşı alınacak önlemler de unutulmamış, faaliyetler arasına; “…uzlaştırma bürolarının kapasiteleri artırılacaktır…” yazılmıştır.

Yargı, toplumsal yaşamı düzenlemekten adım adım uzaklaştırılmakta; doğacak boşluğun uzlaştırma/arabuluculuk büroları aracılığıyla doldurulması hedeflenmekte, adaletin sadece “ikna odalarında” aranabileceği ortam hazırlanmaktadır.

Ve bir yüksek mahkeme başkanı, yargı dışı çözümlerin yaygınlaştırılmasını önerebilmektedir.

Ticaret hukukunda tahkim/uzlaşma yöntemleri öteden beri uygulanagelmektedir. Tahkim kurumu, büyük ticari işletmeler arasındaki uyuşmazlıklarda mahkemelerle boy ölçüşecek düzeye ulaşmıştır. Patronlar arasındaki uyuşmazlıklarda bu yöntem sakıncalı görülmeyebilir. Ne de olsa çatışma eşitler arasındadır.

Ancak başka alanlar için aynı sözler edilemez.

Ceza hukukunda, şikâyete bağlı suçlarda (cinsel vb. dışında) zaten uygulanmaktadır. Kasten yaralama, dolandırıcılık gibi suçlar bile uzlaşma kapsamındadır. Uzlaşmanın olduğu yerde, eylemin suç olup olmamasının önemi kalmamakta, önemsizleştirilmektedir. Yaygınlaştırılmasını istemek, kapsama yeni suçlar eklensin demektir.

Suç ve ceza arasında “kamu hukuku” aracılığıyla kurulan ilişki, mağdurun en önemli güvencesidir. Bunun aynı zamanda potansiyel suçları caydırmak gibi önemli bir işlevi vardır. Bu ilişkinin koparılmasının vahim sonuçları olur. Zarar göreni ikna ederse cezadan kurtulacağını bilen sanığın, ne gibi yöntemlere başvuracağını kestirebilmek kolay değildir.

Aile hukukunda da yaygınlaştırılması hedefler arasındadır. Strateji belgesinde; “mahkeme temelli aile arabuluculuğu uygulaması getirilecek… uzlaştırma öngören hükümlerin kapsamı genişletilecektir…” denilmektedir. Bu sözler AKP terminolojisinde; “aile hukukunda imamların karışacağı yeni alanlar açılacaktır” anlamına gelmektedir.

İş uyuşmazlıklarında geçtiğimiz yıl uygulanmaya başlanmıştır. İşçi, dava açmadan önce arabulucunun ofisinde patronuyla pazarlığa oturmak zorundadır. Böylelikle devletin güç ve moral etkisi kullanılarak işçinin ikna edileceği bir ortam oluşturulmakta, patrona bir fırsat daha sunulmaktadır.

Kamunun taraf olduğu uyuşmazlıklarda uzlaşmanın, dava koşulu olarak öngörüleceği anlaşılmaktadır. Belgenin 9/4 Faaliyet kaleminde şöyle denilmektedir: “İdare ile birey arasındaki uyuşmazlıklar ile farklı kurumlar arasındaki kamu hukuku ve özel hukuktan kaynaklanan uyuşmazlıklarda, sulh müessesesine başvuru zorunlu kılınacaktır.”

Devlet yurttaşına; mahkemeye başvurmadan önce bürokratımla son bir kez daha görüş, demektedir.

2- İdareyle yargının uyum içinde çalışması

Strateji belgesine göre güçler ayrılığı, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte pekişmiştir. Danıştay Başkanı da aynı görüşte olduğunu belirtmiş, hemen ardından; “devletin üç temel erkinin bir çarkın dişlileri gibi kendi alanlarında etkili, uyumlu… iş bölümüne dayalı ve süratli bir biçimde…” çalışması gerektiğini vurgulamıştır.

Güçler ayrılığının güçlendirildiği savlarını ciddiye almak ve öyle olmadığını anlatmaya çalışmak gereksizdir. Ancak, Danıştay başkanının yargının yürütmeyle uyum içinde kardeş kardeş geçineceği sözleri, dehşetle karşılanmalıdır.

Çünkü, yargıya yasaklanmış, yargının denetleyemeyeceği, ulaşamayacağı alanlar oluşturulması önerilmektedir.

3- Yargıya yasak alanlar

Danıştay başkanı, “Cumhurbaşkanının devletin yüksek yönetimine, yüksek siyasetine, devletin hükümranlık hakkına ilişkin olan kararlarının…” iptali için yapılan başvuruların baştan reddedileceğini söylemiştir. Başkana göre CB kararlarının hangisinin devletin yüksek yönetimine ilişkin olduğu, yargı içtihatları ile belirlenecektir.

Bu kavramların yasalarda tanımı yapılmamıştır. Mahkemelerin ne tür bir kurala/düzenlemeye ne tür bir ilkeye/ölçüte dayanarak içtihat oluşturacağı sorusunu yanıtlayabilmek olanaksızdır.

Takdir yetkisi – Üstün kamu yararı

Danıştay Başkanı, Devletin yüksek yönetimine ilişkin olmayan “idari fonksiyon kapsamındaki” kararlar konusunda da benzeri bir yaklaşım sergilemiştir. Yargının, “takdir ve üstün kamu yararı” yetkilerini kullanma biçimini, İdareyle bir çarkın dişlileri gibi uyum içinde olduğunu unutmadan denetlenmesi gerektiğini söylemiştir.

İdare elbette takdir yetkisi kullanacaktır. Ancak hangi seçenekleri değerlendirdikten sonra ve neden o doğrultuda kullandığının hesabını vermek zorundadır.

Yargının İdareyi denetleme yetkisi 2010 yılında Anayasada yapılan değişiklikle “yerindelik denetimi yapılamaz” denilerek yasalara aykırı işlemler dışında yasaklanmış; benzeri kurallar Danıştay ve Sayıştay Yasalarına da konulmuştur.

Takdir yetkisinin nasıl kullanıldığı 2010 yılından bu yana zaten denetlenmemektedir. Dokuz yıl önce kaldırılmış olan bir yetkiyi Danıştay başkanının, “uyum içinde çalışmak” vurgusuyla gündeme taşımasının bir anlamı olmalıdır. Belki de yasaya aykırı uygulamaların bir bölümünün daha, takdir yetkisi kapsamında değerlendirilmesi için ortam hazırlanmaya çalışılmaktadır.

Hazırlıkların işaretleri, kamu kurum ve kuruluşları yetkililerinin Sayıştay sorgularına verdiği yanıtlarda görülebilmektedir. Milyarlarca liralık işler, Kamu İhale Yasasına aykırı biçimde pazarlık yöntemiyle ihalesiz yandaşlara verilmekte; Sayıştay sorguları “idarenin takdir yetkisine karışamazsın” sözleriyle yanıtlanmaktadır.

Üstün kamu yararı, birden fazla kamu yararının çakıştığı/çeliştiği alanlar için kullanılır. Üstün olanının tercih edilmesi anlamına gelir. Çok kararlı bir duruş sergilemese de Danıştay ve İdare Mahkemeleri bugüne değin genellikle HES, maden, turizmin geliştirilmesi ile doğanın korunması arasındaki çekişmeleri doğanın korunması doğrultusunda çözmüştür.

Danıştay başkanının sözleri belki de bundan böyle para babalarının çıkarları doğrultusunda çözümleneceğinin bir işaretidir.

Daha çok bilgili yargıç ve avukat… daha hızlı adalet… ucuz hizmet… gibi sözlere aldanmayalım.

Sorun bunların ötesinde bir yerlerde, çözümü de öyle…

ÖNCEKİ YAZILARI

Siz deli misiniz? 07/08/2019 Çarşamba
Yolsuzluğun geleceği 31/07/2019 Çarşamba
Planlamanın sefaleti 24/07/2019 Çarşamba
ODTÜ'de vandallık kol geziyor 10/07/2019 Çarşamba
Böyle devlet mi olur? 03/07/2019 Çarşamba
Seçim bağımlılığını aşmak 26/06/2019 Çarşamba
Yargıda reform derken? 05/06/2019 Çarşamba