Halit Çelenk'in anısına... TKP'den TİP'e, Zehra Kosova'dan kızıl tütün işçilerine...

TKP'den TİP'e, Zehra Kosova ve Boz Mehmet'ten Halit Çelenk'e, Samsun Sigara Fabrikası'nın kızıl tütün işçilerinin ve avukatlarının anısına saygıyla...
Belma Nur Kartal
Cuma, 05 Mayıs 2017 08:11

Tütün diyarı bu topraklarda Samsun Reji Fabrikası, 1887 yılında kuruldu. Fransız Reji Şirketi tarafından... Tapu kayıtlarında Samsun Reji Fabrikası şöyle geçer: "Sağı İshak, İlya, Nikoli, Panayi ve Gümüşhaneli Nikoli, Demirci Teofilos hane ve arsası, solu Reji ambarı, arkası ve önü tarik." 

Samsun’daki Reji fabrikası, İstanbul’daki fabrikadan sonra ikinci sıradaydı. 1887-1897 arasında bu fabrikada hemen hepsi sürekli kadroda olan 500 işçi çalıştı. Bu dönemde yılda ortalama 60 bin kg sigara, 400 bin kg tütün üretildi. Aynı fabrikanın 1905 yılındaki üretimi ise 1 milyon kilograma ulaştı.

Samsun’da ilk işçi sınıfı bilinci ve ilk işçi eylemleri Reji işçileri arasında ortaya çıktı. Samsun Reji işçileri tarihinde bilinen ilk grev, 1908'de yaşandı. Reji işçileri, Kavala’dan sonra Samsun’da da greve gittiler. Reji önüne gelen işçiler, rejideki memurların da greve katılmasını istediler, bunu reddeden memurlardan birini dövüp reji binasını taşa tuttular. Birkaç gün sonra işçiler, tekrar reji binasına saldırıya geçince reji kolcuları işçileri kurşunladı, üç işçi ağır yaralandı. Grev sonucu işçiler haklarını alıp % 30–40 zamlarla tekrar işbaşı yaptılar.

Grev sırasında Samsun Tütün İşçileri Sendikası da kuruldu. 1908'deki o grevde Samsun tütün işçileri, bir bildiriyle 12 kişilik bir yönetim kuruluna sahip bir sendika kurduklarını ilan ettiler. Reji İdaresi ve American Tobacco Company’nin yanı sıra, diğer tütün işletmelerinin de artık işçi taleplerini sendikaya bildirmek zorunda olduklarını, sendikasız işçilerin atölyelerde çalıştırılmasına izin verilmeyeceğini açıkladılar.

1921'de Anadolu Reji İdareleri, merkezi Samsun’da olan bir genel müdür tarafından yönetildi. Bu yıllarda cephede savaşan askerlere Samsun Sigara Fabrikası'nın ürettiği sigaralar gitti. 1920-1921 yıllarında, Anadolu'daki Kurtuluş Savaşına katkı sunan Kavalalı bir de tütün işçisi vardır.

Kavala'da bir komite kurup topladığı paraları Kurtuluş Savaşına yollayan Mehmet Bozışık, nam-ı diğer Boz Mehmet... Komünizmle tanışması, Kavala’da tütün işçiliği yaptığı yıllara denk düşen Boz Mehmet’in ve tütün işçisi ailesiyle 1923 Mübadelesinde 13 yaşında Türkiye’ye gelip Tokat, Samsun ve Bafra'da tütün mağazalarında çalışan, ağabeyleri kızıl sendikacı olan TKP'li Zehra Kosova’nın yolu, daha sonra Samsun’da kesişecektir.

Osmanlı Devleti'nin gerileme ve dağılma döneminde Karadeniz tütün ticaretini elinde bulunduran Fransız Reji İdaresinin, İkinci Abdülhamit'ten imtiyaz alarak o dönem belalılardan ve eski sabıkalılardan bir kolcu teşkilatı kurdurarak jandarma eşliğinde halka büyük baskı ve kıyım yaptırdığı kaynaklarda anlatıldı. 1883- 1923 tarihlerini kapsayan 41 yıl içinde 60 bin yurttaş, kolcularca tütün kaçakçılığı yaptığı ileri sürülerek katledildi.

Dönemin Türk basınında kolcuların, halktan haksız yere para topladığı, üzerinde az tütün bulunan köylüleri kadın erkek ayırmadan kurşuna dizdikleri, idam ettikleri, taciz ve ırza geçtikleri, sadece 1901'deki kayıtlarda katledilen insan sayısının 20 bine ulaştığı yazıldı. Cumhuriyetin kurulması ve tütün işletmelerinin kamulaştırılıp Reji'nin 1924'te ülkeden kovulmasına kadar sürdü bu durum.  

Samsun Reji işçileri, 16 Temmuz 1925'te yeniden örgütlenerek "Yaprak Tütün Ameleleri Rehberi Terakki Cemiyeti"ni kurdular. Samsun’da bu "Amele Birliği"nin kurulmasına öncülük edenler, Zehra Kosova gibi, Boz Mehmet gibi Rumeli'den mübadeleyle gelen komünist tütün işçileridir. Örgütlenmeye Kavala Amele Birlikleri'nde başlayan kızıl sendikacılardır.

Mübadeleyle Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen tütüncülerin çoğu, işçi sınıfına bağlılıkları ve mücadeleyi geliştirmede üstlendikleri görevlerle Samsun'da da örnek oldular. Sendikal haklar, 8 saatlik işgünü, grev vb. haklar için mücadele edenlerin en militanı tütüncülerden çıktı, işçi sınıfını uzun bir dönem tütün işçileri temsil etti. Yaprak Tütün Ameleleri Rehberi Terakki Cemiyeti’nin üç yüzden fazla üyesi vardı. Bu cemiyet gündeliklerini ve geçimlerini bile temin edemeyen işçilerin verdiği kaydiye ve aylık ile yaşatıldı. 

Cumhuriyet döneminde, Samsun Reji Fabrikası kamulaştırılınca 1927'de üretim kapasitesini arttırmak için Avrupa’dan makineler getirildi, fabrikada üretim kapasitesi arttırıldı, fabrika binası onarıldı. Ve fabrikadaki kızıl işçiler örgütlenmeye devam etti.

970’li yıllara kadar üretim düzeyi bakımından Cibali ve İzmir Sigara Fabrikalarından sonra üçüncü sırada olan Samsun Sigara Fabrikası, 1930- 1950 döneminde atılımına devam ederken Samsun'da bir hayalet dolaşmaya başladı. 1935'in 2. teşrininde (yani kasım ayında) polis takibi yüzünden yayınını durduran bir gazete yeniden gizlice elden ele dolaştı: Kızıl Samsun. "Türkiye Komünist Partisi'nin Samsun vilayet komitesi gazetesidir." yazdı kapağında...

O gazetede bir Rüştü vardır. Sigara fabrikasının müdürü...  Rüştü'den hareketle gazete, işçilere şöyle seslendi:

"Bravo amelelere... Samsun Cigara Fabrikasında toz borularının temizlenmesi lazım. Fakat parasız olarak. Saltanatın dünkü kelbi ( yani köpeği) ve soyguncular cumhuriyetinin bugünkü bekçi köpeği olan fabrika müdürü Rüştü alçakçasına, namussuzcasına bir hileye müracaat ediyor. Amma ameleler bu alçakçasına emrin aksine hareket ediyorlar ve iş terk ederek çalışmıyorlar.

Ertesi gün işbaşı yapan amele yoldaşlarımız tekrar Rüştü'nün karşısına çıkarılıyor. Müdür onlara namussuz herifler, eşek herifler ve bu gibi köpek müdürlerin ağzına yakışır küfürler savurduktan sonra çalışmadıklarının sebebini soruyor. Yoldaşlarımız köle olmadıklarını ve parasız çalışmayacaklarını bildiriyorlar. Amelelerin özür dileyeceğini zanneden bu alçak herif amelenin bu hareketini kırmak için tehdidini arttırıyor.

Ameleler de tehdide tehditle hareket ederek tam amelelere yakışır şekilde kahramanca işi terk ediyorlar. Bu sırada bir memur arkalarından koşa koşa gelerek müdürün kendilerini affettiğini söyledikten sonra yoldaşlarımız işe başlıyorlar. Amele arkadaşlarımızın bu hareketini takdirle karşılar ve kendilerini tebrik ederiz. Yalnız yoldaşlarımız bu muvaffakiyetten lazım olduğu kadar istifade edemediler. Müdürün sizi tekrar işbaşı davetine karşı bazı istekler ileri sürülmeliydi.

Mesela,

1- Parasız çalıştırmak için idare tarafından yapılan hilelerin, intrikaların katiyyen ortadan kaldırılması

2- Amirlerin keyfine göre ameleye paydos ettirilmesinin önüne geçilmesi

3- İşçilere fena muamele yapan amirlerin kovulması

4- Yevmiyelerin arttırılması

5- İş saatlerinin indirilmesi

6- Her türlü cezaların kaldırılması... vs

Ey Samsun ve Türkiye ameleleri, zenginler cumhuriyetinin ve Atatürk hükümetinin bizi köle yapmak istediğini bu vaka ile bir defa daha görünüz. Bizi köle yapmak isteyen zenginler, patronlar ve onların hükümetine karşı birleşelim. Kitlevi olarak mücadele edelim. Amele yoldaş, Kızıl Samsun senin gazetendir. Onu oku ve arkadaşlarına okut. Yoldaş, Kızıl Samsun'un polis eline geçmemesine dikkat et."

Cumhuriyetin ve Samsun Sigara Fabrikası'nın bu yılları, aynı zamanda kızıl işçilerin fabrikada etkin olduğu ve bu yüzden tutuklanıp yargılandığı yıllardır. Kavala'dan Türkiye'ye gelince 1927’de TKP’ye katılan Boz Mehmet, KIZIL SAMSUN'un gizlice dağıtıldığı 1935 yılında parti tarafından gönderildiği Samsun’da, bir yıl sonra, 6 Mayıs 1936’da tutuklanıp yargılandı ve dört yıl hapse mahkum oldu.

Komünist faaliyetinden dolayı dördüncü kez tutuklanan Boz Mehmet, tutuklanışını şöyle anlatır:

“Samsun kentinde illegal olarak faaliyet sürdüren TKP’nin Samsun İl Örgütü, 25 Nisan 1936’da Türkiye işçisi için 8 saatlik iş kanunu, sigortalarının oluşması, emekli sigortalarının kabulü, 1 Mayıs’ın serbestçe yapılması hakkının iktidar tarafından tanınması istekleriyle parti tarafından Samsun kent telgraf direklerine orak çekiçli kızıl bayrakların asılması, bu bayraklarda ‘Komünist Partisine Özgürlük’ ve daha başka işçi haklarının verilmesi sloganlarının dile getirilmesinin baş sorumlusu olarak tutuklanmış, yargılanmış ve 4 yıl cezaya çarptırılmıştım.

Bu olayda ben Boz Mehmet, Küçük Ali, Musevi olan Efraim, kardeşi Jako, tren lokomotif ateşçisi Faik yoldaş ve bağırsak fabrikasında çalışan Ömer ismindeki 6 kişi yakalanmıştık. İşkenceli sorgudan geçtikten sonra duruşmamız olmuş, Ömer’den başka hepimiz 4’er sene cezalandırılmıştık.

Beşinci kez tutuklanıp yargıç önüne çıkarılmam da 1939’da Amasya’da olmuştu. Suçum, hükümeti ve yargıcı tahkir. Bu olay da şöyle olmuştu: Samsun Ağır Ceza Mahkemesinin hakkımda verdiği 4 sene kararından sonra 300’e yakın vatandaşın bulunduğu salonda ayağa kalkmış, gür sesimle: ‘İşçi haklarının elde edilmesi için, komünizmin yurdumda kurulması için 4 sene değil, idam verseniz vız gelir!’ diye bağırmıştım. Bu hareketim salondaki bazı vatandaşlar tarafından alkışlanmıştı.”

Bozışık, 4 yıl hapsin ardından tahliye edildikten sonra bu kez ‘mahkemeye hakaretten’ yargılanır, aldığı 78 gün hapis cezasını çekmemek için İstanbul’a kaçar ama yakalanıp yeniden Samsun’a gönderilir.

"İşçi hakları ve komünizm için 4 yıl değil, idam verseniz vız gelir!" diye haykırışı boşa değildir Boz Mehmet’in… Çünkü, bugün amele pazarı olan Samsun Saathane Meydanı, o yıllarda idam sehpalarının kurulduğu alandır. On bir sokağıyla Samsun’da bütün yolların kendisine çıktığı, adını II. Abdülhamit zamanında bir Fransız mühendise yaptırılan Saathane’den alan bu meydanda, İstiklal Mahkemesi eliyle asılırmış idamlıklar… İzlemeye giden de çok olurmuş. ‘65 yılına dek idamlar halka açık büyük meydanlarda edilirmiş çünkü… 1965’ten sonradır, idamların sabaha karşı gözlerden ırak cezaevi avlularında yapılması...

 

İkinci Kavalalı kızıl tütün işçisi TKP'li Zehra Kosova'nın Samsun'a gelişi, 1937'ye yani Boz Mehmet'in TKP davasından tutuklu olduğu döneme denk gelir. Önce Tokat'ta, sonra İstanbul'da ağabeyiyle tütün işçiliği yapar. 1933'teki ilk 1 Mayıs'ını şöyle anlatır:

"Bir süre önce anlamını bilmediğim 1 Mayıs’ın da ne olduğunu öğrenmiştim. O yıl bir Mayıs’ta işçilerin bazısı birbirine kırmızı karanfil ve gül verdi. Sokaklarda sabahın erken saatlerinde bırakılan bildirilerde 1 Mayıs’ın ne olduğu, tarihçesi anlatılıyordu. O sabah bildiriler sanki ağaçlardan dökülen yapraklar gibi dört bir yana saçılmıştı."

Diğer işçilerle sendikal haklar için gizlice örgütlenirken TKP'yle tanışan Kosova, 1934'te partili arkadaşlarıyla birlikte TKP adına eğitim görmeye, Sovyetler Birliği’ndeki Doğu Halkları Komünist Üniversitesi’ne [KUTV] gider. 1937'de parti Kosova'yı Samsun'a gönderir. Bir hafta sonra Samsun’da tütün deposunda iş bulur.

Bu süreci şu sözlerle aktarır Kosova:

"Samsun’da tütün işçileri arasında iyi bir örgütlenmemiz vardı. Biz de kısa bir süre içinde buradaki arkadaşları tanıma imkânı bulduk, birlikte toplantılar yaptık, tütün işçilerinin sorunlarını çözme yolunda mücadele ettik. Gerçekten buradaki şartlar çok kötüydü, işçiler arasında tam bir birlik yoktu, işveren istediği zaman istediği işçiyi işten atabiliyor, kimsenin sesi çıkmıyordu. Bu arada gizlice yürütmüş olduğumuz Müstakil Tütüncüler Sendikası’nın da örgütsel çalışmalarını yapıyorduk."

Samsun ve Bafra'da tütün işçilerini örgütleyen, Türkiye'deki ilk kadın sendika yöneticisi olan Kosova, Samsun’da 11 ay kaldıktan sonra parti tarafından İstanbul’a çağrılır.

Savaşın etkilerinin de ülkeye çöktüğü, yoksulluk, işsizlik ve karaborsa koşullarının hüküm sürdüğü çok zor yıllardır. Kosova'nın deyimiyle, “Parayı kazanan köyde köy ağaları, şehirde de yeni türemiş cumhuriyet kapitalistleri, vurguncular; işçiler ise fakirlik içinde sürünüyor, köy ırgatları da perişan, işte o yılların durumu…”

1930’lu yılların başlarında yaklaşık 30 bin tütün işçisi vardır. Genellikle mevsimlik çalışan işçilerdir bunlar... Kadın ve çocuk işçilerin oranı, erkek işçilere oranla çok yüksek... İstanbul, Bursa, Samsun, İzmit ve Düzce yoğunluklu... Ve yoğun sömürüye maruz kalıp karın tokluğuna çalışan çocuk işçiler, erkek işçiler, kadın işçiler... Onlardan biri de benim tütün işçisi başörtülü anneannemdi.

1918 Samsun- Çarşamba doğumlu... Çarşamba'da hanı, Samsun Mecidiye'de o dönem kereste mağazası olan babası, birlikte ticaret yaptığı şu anda Samsun'un varsıllarından olan akrabalarıyla arasında anlaşmazlık çıkınca her şeyini satıp servetini hayvan sürüsüne yatırır ve ailesiyle birlikte Giresun- Alucra'daki köyüne, Koman'a  döner. Sürüsü de hastalıktan kırılınca anneannem için yoksulluk günleri başlar. 13 yaşında Koman'da evlendirilir.  Bebekleriyle oynarken anne olur. Bu evliliğinden iki çocuğu olur. Fakat, eşi ve ailesi tarafından maruz kaldığı dayak, işkence ve açlığa boyun eğmeyen anneannem, 20'li yaşlarında eşini terk eder. Çocukları eşinin ailesinde kalır, çünkü vermezler. Kendi ailesi de sahip çıkmaz anneanneme, onlar için kız çocuğunun hiçbir değeri yoktur. Anneannem tek başına Samsun'a gelir. Babası  "Git çalış ama namus olma!.." der, kızıyla vedalaşırken...

1940 yılına doğru savaş kapıya dayanır. Bu yıllarda parti çalışmaları durmuştur. Savaş, tutuklamalar partinin de elini kolunu bağlar. Ve kadro sıkıntısı... Dağınıklık her yere egemendir. Kıtlık yılları... Türkiye'nin  II. Dünya Savaşına girmediği halde savaşın sıkıntılarını yakından hissettiği yıllar... Savaşa girilmese de erkek nüfusun büyük ölçüde silah altına alınması buğday üretimini düşürür. Ülkedeki un üretimi azalınca bu kez buğday tüketimini kontrol altına almak için 13 Ocak 1942'de ekmek karnesi uygulaması başlatılır. Evinde ihtiyaçtan fazla ekmek bulunduranın Örfi İdare Mahkemesine verildiği yıllar...

Fırına gider anneannem, verilen ekmek kimseye yetmiyor; "Kimin hakkını kime vereceğim, hakkından fazlasını alamazsın!" der fırıncı... Aç kalınca doğup büyüdüğü Çarşamba'ya ekmek dilenmeye gider. Dönüş yolunda içinde ekmek olan sırtındaki torbasını jandarmaya kaptırmamak için "Çocuğum var içinde, dokunmayın!.." der ama alırlar ekmeğini... Buğdaylara el koyup stok eder devlet...  Ve stoktaki buğdaylar devletin ambarlarında bitlenir, denize dökerler. Tütün mağazalarında aç karnına kölelik koşullarında çalışırken bayılır. At pisliklerinden arpa ayıklayıp yediklerini anlatır yıllar sonra... Atatürk hayranı anneannem, "Ben sizi aç bıraktım ama babasız bırakmadım." diyen karneli yılların mimarı İsmet İnönü'yü hiç sevmez bu yüzden...

"Her akşam yorgun işten dönerken / Görürdüm onu yolumda ben/

Düşürmüştü gönlüme bir sızı / O üzüm gözlü işçi kızı

Ellerinde işten kalmış iz var / Tütün işlemiş o parmaklar

Allıksız yanaklarıyla ağzı / İzmir narı gibi kırmızı

O da işçi ben de işçi / Bir sınıfın evladıyız biz"

Kendisi de tütün mağazasında işçi olan Alucra'nın Yanos köyünden dedem, evlenmek ister anneannemle... Anneannem reddedince takip edip evini öğrenir, gizlice evine girer. Kimliğini ve birkaç eşyasını aldığı anneanneme sonrasında haber gönderir: "Emanetleri bende, aramasın boş yere... Ya benimle evlenir, ya da bunları kendisi verdi derim herkese, adı çıkar!.. " Anneannem "Çalış ama namus olma!" diyen baba korkusu ve çevre baskısıyla dedemle evlenir. Çok yoksulluk çekerler. Yemek yemeye tabağın olmadığı, tencerede pişen yemeğin kapakta yendiği günler... O evlilikten 1946'da annem dünyaya gelir, sonra teyzem... Annemin çocukluğu da tütün fabrikasında geçer. Annem 11 yaşındayken ev sahibi olurlar. Tekel, tütün işçilerini taksitle ev sahibi yapar. İşçi Evleri denilen o evlerden birinde dünyaya gelirim ben de...

Samsun Sigara Fabrikası, kimleri kaderine ortak etmedi ki... O yılların rüzgarı, bu kez ve nihayet, sevgili Halit Çelenk'i getirir Samsun'a 1948 yılında...

Mehmet Hakkı Bey de mübadele sonrası Türkiye'ye gelen ailelerden biridir. Öyle ki, komşularıyla tartıştığı bir gün evinin kapısına "Darwin teorisine inanmayan bu eve giremez!" ibaresini yazıp asacak kadar aydınlanmacı ve ilerici yanı güçlü bir insandır. Sayar ailesinden Mehmet Hakkı Bey İstanbul, Tokat, Bursa, Malatya'dan sonra en son Samsun'da Abdi Suat Akev Tütün Şirketi Müdürlüğünde bulunur. Kendisi gibi Selanikli Zeliha Hanım'la evlenir, o evlilikten doğan iki kızı da hukuk fakültesinden mezun olur. Onlardan biri Şekibe Sayar'dır.

1944'te İstanbul Hukuk Fakültesi'ndeki öğrencilik yıllarında Halit Çelenk'le evlenir. İki avukat stajlarını Antakya'da yapar, Şekibe Hanım stajı bitiremeden ilk çocuklarının doğumu için İstanbul'a gider ve sonrasında ver elini Samsun... Şekibe Çelenk'in babasının "Evlatlarım, burada Tekel idaresinin avukatlığı açık, isterseniz gelin burada avukatlığa başlayın, bir maaşınız olur." mektubuyla üç aylık Serpil'i de alıp Samsun'a gelirler. Eski adliyenin karşısında bir büro tutarlar. Tekel idaresinde başladığı avukatlık mesleğinde Halit Çelenk, ceza davalarına bakar. Adam öldürme, kız kaçırma, tecavüz, tütün kaçakçılığının bolca yaşandığı Samsun'da...

Halit Çelenk'in gelişiyle Samsun'da "Genç bir avukat gelmiş, aldığı tüm davaları kazanıyor, kazanamayacağı davayı almıyor." söylentileri yayılır. Bu arada, CHP ve DP'den gelen milletvekilliği tekliflerini hiç düşünmeden reddederler; o partilerin politikalarını beğenmedikleri, sosyalist siyasete yakın oldukları için...

Samsun’da 1949 yılında ilk ‘sosyalist’ savunmasını yapar  Halit Çelenk... Samsun Baro Başkanının uyarılarına aldırmadan komünizm propagandasından tutuklanan ve 142. maddeden dolayı haklarında dava açılan iki genç fıstıkçıyı, Ahmet ve Şevket Özparlak’ı savunur ve beraat ettirir.

Yaşamı boyunca işçilerin, gençlerin, yazarların, sanatçıların, parti, sendika ve dernek yöneticilerinin savunmalarını ücretsiz üstlenen hukukçu bir komünist olarak tarihe geçen Halit Çelenk'in davasını alıp savunduğu işçilerden biri de benim tütün işçisi anneannem Fatma Tütüncü idi. Samsun Tekel idaresinin avukatlığına atanan Halit Çelenk, sigara fabrikasında çalışan anneannemin davasına bakar ve mahkemeyi kazanır. Anneannem çok sevinir, "Ne kadar para alacak acaba benden?" diye ezile büzüle soluğu Halit Çelenk'in yanında alır ve sorar: "Borcum nedir beyim?" Halit Çelenk'in cevabı şudur: "İşçilerin avukatıyım, ben işçiden para almam! Borcun yok bana... "

"Herkes öldü, bütün arkadaşlarım öldü, ben hala yaşamaktan utanıyorum." diyen anneannemi üç yıl önce 96 yaşında kaybettik. Anneannemin Halit Çelenk'le ilgili bu anısını kaç kez dinlediğimi anımsamıyorum. Hep şöyle bitirirdi işçi sınıfının yoldaşı Halit Çelenk'le ilgili sözlerini anneannem: "Çok dürüst adamdı yavrum, paraya tamah etmezdi. Gerçek dostumuzdu o adam..."  "Önce insan, sonra avukat olacaksın" diyen Halit Çelenk'in özü de sözü gibiydi.  

Sonra Serpil okumak için Ankara'ya gider, ardından da ona destek olmak için anne ve babası... 1960 yılıdır, bir yıl sonra TİP kurulur. 1962'de Çelenk ailesi artık TİP'te örgütlüdür. Halit Çelenk, TİP Ankara İl Sekreterliği ve Genel Yönetim Kurulu üyesi, Şekibe Çelenk ise Ankara Merkez İlçe Başkanlığı ve Merkez Haysiyet Divanı üyesi olarak görev yapar TİP’te...

Ve 1963'te Halit Çelenk Samsun'a bir kez daha gelir. Bu kez Samsun il ve ilçelerinde TİP'i kurmak, örgütlemek  için düşer yollara. Ve onca açmaza karşın başarır da... Halit Çelenk'in o süreçte yaşadıklarını, "Yaşadıklarım" adlı anı kitabında bulabilirsiniz.    

Doğup büyüdüğüm, yaşadığım bu kentte Boz Mehmet'in, Zehra Kosova'nın, anneannemin, dedemin aynı sigara fabrikasında, aynı tütün depolarında, mağazalarında çalıştığını, mücadele ettiğini bilmek ve Halit Çelenk'in o fabrikada, depolarda, mağazalarda çalışan işçilerin boyun eğmez avukatı olduğunu bilmek beni hep heyecanlandırdı. Bu kentte bir dönem yaşamaları, komünist kimlikleriyle tütün işçilerinin hak ve özgürlükleri için savaşım vermeleri beni hep derinden sarstı. Bu güzel insanlar, komünist hareketin bu kente birer armağanıydı.

Samsun'da yıllar sonra AKP eliyle Ballıca Sigara Fabrikası,  British American Tobacco(BAT)'ya peşkeş çekilirken ve biz komünistler, sınıf kardeşlerimiz tütün işçileriyle  omuz omuza direnirken, mücadele ederken kendimi hiç yalnız hissetmedim. Çünkü, o direniş günlerimizde Zehra Kosova bizimleydi, Boz Mehmet bizimleydi, işçi sınıfının avukatı Halit Çelenk bizimle Samsun'daydı.  Tekel işçileri belki de bu yüzden en çok komünistlere inandı ve güvendi o büyük günlerde...

Tütün yetiştiriciliğinden gelen TKP'li öğretmen bir babanın kızı olarak, tütün mağazalarında ölesiye çalışan bir anneanne ve dedenin torunu olarak tütün işçilerinin birliği mücadelesine ömrünü vermiş ve yolları bu kentte buluşmuş bu güzel, bu yiğit kadın ve erkekleri anmak, onları ve mücadelesini geleceğe taşımak en çok da bu yüzden benim görevimdi.

Ve tarihin ne güzel bir akışıdır ki, yıllar sonra bugün Halit Çelenk'in kızı sevgili Sıdıka Serpil Güvenç'le ve değerli eşi, yoldaşımız, ağabeyimiz Kaya Güvenç'le yolları bir etmişiz. Denizlerle, Denizlerin avukatını aynı gün sonsuzluğa uğurladığımız 6 Mayıs yaklaşırken Samsun'daki Halit Çelenk'in öncesini ve sonrasını bu yazıyla selamlamak istedim. Ve halen bu kentte ona dair konuşabileceğim birileri mutlaka olmalı diye düşündüm.  

Bu yüzden Halit Çelenk'in "Yaşadıklarım" adlı anı kitabında adı geçen Samsunlulara, günlerce tek tek görüşerek partiyi ve örgütlenmeyi anlatarak ikna ettiği TİP Samsun İl Örgütü'nün kurucularına ulaşmak, onlar ya da çocukları aracılığıyla Halit Çelenk'e dair görüşmek için hatırı sayılır bir çaba harcasam da bilgi-belge toparlama konusunda çok da başarılı olamadım. Yazık ki elim kolum yetmedi diğerlerine dokunmaya...

Önce Samsunlu yerel tarihçi öğretmen arkadaşım Baki Sarısakal'la görüştüm. "TİP’in Samsun kurucularından Eczacı Oğuz Koyutürk yaşıyor" dedi bana... Araştırınca öldüğünü öğrendim. Kızı ve oğlunun adresine ise yeni ulaştım. Şu anda yaşamayan TİP İl Başkanı Dr. Sulhi Kutucu’ya dair ise elimde hiçbir veri yok.

Samsun İl Örgütü kurucularından Nazif  Dursun'u arayıp buldum, kızı Sevda'nın yardımıyla heyecan ve sevinç içinde ziyaretine gittim ama alzheimer hastası olan Nazif Dursun'un eşiyle kısa bir görüşme yapabildim.

Nazif Dursun'la konuşamasam da kardeşi Ağuş, kızı Sevda ve eşi Celal'le tanışmış, Halit Çelenk sayesinde yeni dostlar edinmiş oldum. Yine Halit Çelenkli yıllardan kitapçı Hüdaverdi'nin yaşamadığını, eski kitapçı şimdi büfe işletmecisi arkadaşı Yüksel Çakmaker'den öğrendim. Halit Çelenk sayesinde 85 yaşında bir dost daha edinmiş oldum.

Ve en son, Halit Çelenk'i yakınen tanıyan, kendisi de 1969'a dek TİP içinde örgütlenmiş 45 yıllık Samsunlu Avukat Mümin Karaoğlu'yla yaptığım görüşme kaydı.

Çelenk, kırk yılı aşkın avukatlık yaşamı boyunca, hep sınıfsız sömürüsüz bir toplum mücadelesi veren kişi ve örgütleri savunmuştur. Cemal Süreyya’nın söylediği gibi, "İnsanlığa gönderilmiş bir mektuptur Halit Çelenk." Bize düşen ise bu güzel mektuptan dersler çıkarmaktır. Dün o bizim savunmanımızdı, bugün biz onun savunmanıyız.

Denizlerin idam edilerek öldürüldüğü gün, 6 Mayıs'ta toprağa verilen Halit Çelenk'i Kızıl Samsunlular unutmadı, unutmayacak. Amele yoldaşlar bugün Komünist okuyor, Boyun Eğme okuyor, okutuyor. Mücadele devam ediyor, edecek; onuruyla bu dünyadan çekip giden Halit Çelenkler yerinde rahat yatsın diye...

Bekçi köpeği namussuz Rüştüler yok olsun diye... Tütün kokan elleriyle Boz Mehmet'e, Zehra Kosova'ya, Denizlerin ve işçi sınıfının avukatı Halit Çelenk'e, anneanneme ve binlerce tütün amelesine, alnımızı ak edenlere, yolumuza ışık tutanlara selam olsun!