Ali Desiderolara...

Teoride desen zehir gibi pratik dersen sallanmakta Bazen ben hümanistim diyor, bazen rasyonalist oluyor Değişik bir psikoloji, bir felsefe: İdiotloji
Çarşamba, 09 Temmuz 2008 13:51

Yaşananların bir bölümü çok anlaşılır.

Bugün devletin önemli tüm kademelerinde kümelenmiş olan dinci-fethullahçı kadrolar ve onların kalemşörleri şimdi bu zamana kadar kendilerine yönelen suçlamaları büyük bir operasyon ile karşı taraftaki kokuşmuşluğa yönlendiriyorlar. Daha zayıf ve her anlamda birikimsiz oldukları dönemde gerçekleşen ve okların kendilerine yönelmesine neden olan Sivas Katliamı'nda, Onat Kutlar cinayetinde dinci-fettullahçı basın hep kendi dışında karanlık mihraklara işaret ederek "müslümanların masumiyeti"ni ispata çalışmıştı. Şimdi ise dün ismi zikredilemeyen mihrak bulundu ve bu mihrakın başına neler geldiği ortada... İslamcı-feminist ve allame-i cihan Nihal Bengisu Karaca "Biraz da sen hesap ver..." demiş. Cümlede kullanılan bağlacın cümleye nasıl bir anlam kattığı açık olsa gerek. Dediğimiz gibi bu işin anlaşılır kısmı.

Bir de anlaşılamayan kısım var:

Fettullahçı-dinci örgütlenmenin hâlâ iktidar sarhoşu vaziyette dolaşıyor olması anlaşılmaz. Operasyonun pek çok adımını çok profesyonel yürütüyor olsalar da meselenin bu kısmından bakınca her yanlarına sinen "sonradan görme" tavır kendini açıkça gösteriyor. Bu cenahın "akil adamları" zaman zaman "rövanşist yaklaşım" özeleştirisi yapsalar da bunlar hâkim kudurganlığın içinde eriyip gidiyor. Zaten söz konusu uyarıların göstermelik olduğu, bunu yazanların ertesi gün ağızlarından köpükler saçması ile belli oluyor.

Zaman'dan Abdülhamit Bilici'nin şu yazdıklarının sonradan görmelik ya da hazımsızlık dışında bir açıklaması var mı biz bulamadık: "Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar'ın yazdığı Ergenekon kitabının satışı bir haftada yüzde 100 artmış. Küçük, Eruygur, Tolon ve Aygün gibi önde gelen ulusalcıların tutuklanması, ulusalcı çevrelerin başucu kitabı Çılgın Türkler'i de zirveden etmiş."

Çılgın Türkler'in en çok satan olmaktan çıkması -ki muhtemelen çoktandır değil zaten- bir sevinç sebebi olsa bile Çılgın Türkler'i tartışmalı tahtından indirenin Şamil Tayyar olması esas sevinç sebebi Bilici'nin. Tebrikler!.. Bunların karşısında insanın MFÖ'nün "Peki Peki Anladık" şarkısını mırıldanası geliyor: En güzel kızı sen kaptın, en iyi dalgıç sensin, en iyi filmi sen çektin, en güzel tumbayı sen çaldın... Fethullah'ı ahir zaman entelektüeli ilan ettirmek için klavyeye abananları yalnızca takkeli küçük veletler zannedenler, kerli ferli bir köşe yazarının bu satır arası sevinci karşısında vaziyeti bir kez daha düşünmek durumundalar...

Bir de bu hazımsız yobaz güruhun yanında bu dönemde götürdüklerini ömrü hayatları boyunca hazmedemeyecek olanlar var... Ergun Babahan bunlardan bir tanesi. Sabah'a TMSF tarafından el konulmasını akabinde Fatih Altaylı'nın "siz beni kovamazsınız, ben istifa ediyorum" tavrı ile sahneden çekilişi sonrasında gazetenin genel yayın yönetmeni olan Babahan'ın adını, Sabah'ın ismi ile müsemma Çalık grubuna peşkeşinin ardından daha sık duyar olduk. Hatırlayacaksınızdır Sabah'ın manşetleri ve ilk sayfa haberleri Hıncal Uluç'u bile isyan ettirmişti de genel yayın yönetmeni Ergun Babahan, tetikçisi Emre Aköz aracılığıyla saldırmıştı Uluç'a. 7 Temmuz'da darbe olacağı iddiası da malumunuz Sabah'ın manşetinden ve muhtemelen Stanford tedrisatlı Babahan'ın kaleminden çıkmıştı. Çıkmıştı çıkmasına da sürmanşetteki Turkcell reklamı unutulmuş ve sonuçta ortaya çıkan manşet şu oluvermişti: "Recep'in Tavuğu Diyo ki: 7 Temmuz Kaos Planı".

Bugün ise Babahan pazara çıkan ipliğine daha fazla müşteri bulmak için olsa gerek üfürmelerine devam etmiş. Başlık çok çarpıcı: "Bomba Kardeşliği".

Recep'in tavuğunun yazısı şöyle başlıyor:

"Telefonumun dinlendiğini ben de biliyorum. Kimin veya kimlerin dinlediği konusunda tahminlerim de var ama telefonda konuşurken hâlâ çok dikkatli davranıyorum. Çünkü telefonda ne darbe planlıyorum, ne tezgâhlar kuruyorum."

Ne demek istiyor Recep'in tavuğu?

Bizim bu cümleden anladığımız kadarıyla Babahan telefonunun dinlendiğinden emin ve kimlerin dinlediğini de tahmin ediyor. Fakat mesele bundan sonra karışıyor: "ama telefonda konuşurken hâlâ çok dikkatli davranıyorum." Demek ki Babahan yandaşı olduğu odak tarafından dinlendiğini tahmin ediyor ki cümleyi ama ile bağlayıp yine de dikkatli olduğunu anlatmaya çalışıyor. Neden dikkatli davranıyor Babahan? Çünkü darbe planlayıp, tezgâhlar kurmuyor! Anlayan beri gelsin. Şimdi bir kez daha altını çizelim bu satırlar çok satan bir gazetenin genel yayın yönetmeni tarafından yazılıyor.

Bu peşrevin ardından başlıyor Recep'in tavuğu yumurtlamaya: Canım, yasadışı dinleme var ama bu iktidarla başlamamış ki. Babahan'a göre bütün bu ithamlar mahkeme emri ile yasal biçimde yapılan dinlemeler sonucu kurulan Ergenekon şeyini (neyini olduğunu biz de bilemiyoruz) karalamak, savcıyı gözden düşürmek için yapılıyormuş. Babahan, savcının avukatlığını sürdürdüğü satırlarına bir ima ile devam ediyor. Zaten bu imaya Sabah gazetesinde Mehmet Barlas ve Nazlı Ilıcak'ta da sık sık rastlıyoruz: "Ergenekon medyada da örgütlü" ya da "kimi gazeteciler tesir altında". Recep'in tavuğu yumurtlamaya başlar da onun tetikçisi, Sabah'ın devekuşu Emre Aköz boş durur mu? Babahan'ın bıraktığı yerden o başlıyor: Apoletli medya, Ergenekon medyası, muvazzaf medya, darbe medyası... Aköz, Ergenekonculara bu apoletli medyanın nasıl bu kadar bağlandığını anlayamamış. Soruyor: "Ne vaat edildi acaba? Bu nasıl bir aşktır ki Ergenekoncuları ısrarla destekliyorlar?"

Medyada birilerine mutlaka bir şeyler vaat edilmiştir vaat edilmesine de bunları Recep'in tavuğu diye anılmaya başlayan, bindiği makam arabasına kadar haber olan bir genel yayın yönetmeni ile onun tetikçisi yazınca komik olmuyor mu?

Ne diyelim, şecaat arz ederken merd-i Kıpti sirkatin söylermiş...

Komik olduklarının acaba ne kadar farkındalar? Sermaye ile bu denli iç içe girmiş ve her yanından karanlık fışkıran bir medyada kim kimi neyle suçluyor? Aköz ve Babahan "zaferlerinden" son derece emin oldukları için mi "kimi gazeteciler tesir altında da siz neyin altındasınız acaba?" diye sorulmayacağından eminler? Kimilerine bir şeyler vaat edilmiş de kendilerine vaat edilenlerin kalan yarısı iş bitiminde teslim edileceği için mi bu denli militan ve aceleciler?

Sorular çeşitlendirilebilir ancak bu kadarı kâfi... Birkaç noktaya dikkat çekerek bugüne son noktayı koyalım. Sol için kimi hazır olamayan, büyük emekle işlenmesi gereken fırsatlar sunabilme potansiyeli taşıyan bu dönem, esasen, çok büyük tehlikeleri bünyesinde barındırıyor. Kemal Okuyan, bir süre önce yazmıştı o denli önemli iddialar o kadar fazla ve kolay biçimde telaffuz edildi ve vakayı adiye haline geldi ki bu toplumda bir deformasyona sebep olacaktır diye. Etkili bir şekilde müdahale edilmezse ideolojik kodlar, Pax Americana ilan edildiğinde bu kavganın tozu dumanı altında beliren nüveler üzerinden şekillenecek ve toplumdan toplum-olmayana geçiş o denli hızlanacaktır. İşte o yüzden bugün tavuğuna da Recep'e de kimin ne zaman kışt diyeceği muazzam derecede önemlidir. Burada dikkat çekilmesi gereken husus şudur: Yürürlüğe konmaya çalışılan plan kâğıt üzerinde büyük bir mükemmeliyet gösterse de pratikte acelecilik ve taraflar arası mücadele nedeniyle aksamalarla ilerlemektedir. Böyle planlarda zemberek en fazla teorinin iyi, pratiğin zayıf olduğu noktalarda boşalma potansiyeli taşıyor diyip bu yazıyı Ali Desiderolara yazdığımızı belirterek bitirelim:

Teoride desen zehir gibi pratik dersen sallanmakta

Bazen ben hümanistim diyor, bazen rasyonalist oluyor

Değişik bir psikoloji, bir felsefe: İdiotloji

Galip Munzam

Not:
Evrim düşmanı, akıllı tasarım şampiyonu Mustafa Akyol (Taha Akyol'un oğlu) Star'da "Kürdistan'ı nasıl bilirsiniz?" diye bir yazı yazmış. Fethullah'ın Abant toplantısında Kürdistan deyince kendisine dönük "bölücülük" suçlamaları gelmiş ve küçük Akyol bir hayli endişelenmiş. Hazret her şeyi biliyor ya yıllar önce Yalçın Küçük tarafından mahkemede yapılan savunmayı alıp kendisinden satır bahsetmeden titreye titreye "Kürtlerin yaşadığı yere Kürdistan denir, Osmanlı'da bile böyleydi" demiş telaşla... Haklı zira bir avuç inciri mahvetmek de var değil mi?