Yasemin Gedik
Sınıf Mücadelesinin Önündeki Bazı Engeller
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:35 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:35
Savaş, önce yoksulları, emekçileri vurur.
Savaş, sınıf çelişkilerini perdeler ve sınıf mücadelelerini engeller. Tersi de doğrudur savaş, iktidarı yıpratır ve toplumsal sınıflar arasındaki çelişkilerin keskinleşmesini, çatışmanın yoğunlaşmasını, hattâ iktidarın el değiştirmesini zorunlu hâle getirir, ama bunun olabilmesi için soldan bilinçli ve örgütlü bir müdahalenin olması şarttır. Bu müdahalenin yokluğunda ya da yetersizliğinde savaşın tüm toplumun insanî, ahlâkî, kültürel değerlerini kemirmesi, çürütmesi kaçınılmazdır. Sürekli endişe, ölüm korkusu, güvensizlik ve çaresizlik, hem toplumu temel sorunları üzerine düşünme, tavır alma ve örgütlenmeden alıkoyar hem de kapitalist sistemin sömürü ve denetimine sonuna kadar açık halde tutar.
Bu topraklarda, 12 Eylül dönemi gözardı edilecek olursa, fiilî olarak 24 yıldır devam eden ve on binlerce insanın hayatını kaybetmesine, milyonlarcasının topraklarından sürülerek dört bir yana savrulmasına yol açan bir savaş var. Bu savaşın Kürt halkında yarattığı acılar belli oranda biliniyor, ancak Türkiye halkı üzerinde yarattığı insanî tahribattan pek söz edilmiyor. Oysa bu toplumun büyük çoğunluğu, özellikle emekçiler savaş kurbanı ve bunun travmalarını yaşıyor.
Savaşın ne kadar geniş bir toplumsal kesimi doğrudan etkilediğini anlamak için bu 24 yıl içinde bölgede Türk ordusu saflarında askerlik yapan gençlerin sayısına bakmak yeterli görünüyor.
1984 yılından bu yana bölgede zorunlu askerlik yapan gençlerle ilgili resmî veriler bilinmiyor, ancak bu yıllarda ordunun bölgedeki asker gücünün 200 binin altında olmadığı söylenebilir. Bu süre içinde askerlik süresi sürekli olarak değiştirildi. 5 Nisan 1984-1 Mart 1985 tarihleri arasında yasal olarak 20 ay olan askerlik süresi, bir ay izinle fiilen 19 ay olarak uygulandı. 1 Mart 1985-10 Eylül 1992 tarihleri arasında bu süre 18 aydı. 10 Eylül 1992-20 Aralık 1993 tarihleri arasında 15 ay, 20 Aralık 1993-10 Ekim 1994 arası fiili olarak 19 ay, 26 Aralık 1994-23 Haziran 2003 tarihleri arasında 18 ay, 15 Temmuz 2003'ten itibaren de 15 ay olarak uygulanmaya devam ediyor.
Askerlik süresindeki bu değişikliklere rağmen, her askerlik devresi ortalama 16 ay olarak kabul edilecek olursa, 1984 yılından bu yana 3 milyon 600 bin gencin bölgede, savaş ortamında askerlik yaptığı sonucuna ulaşmak mümkün. Savaşa er olarak gönderilen gençlerin hemen hepsi yoksul, emekçi ailelerin çocukları, dolayısıyla çok çocuklu ailelerden geliyorlar, ama yine de ailelerin ortalama 5 kişiden oluştuğu varsayıldığında 18 milyon insanın savaştan doğrudan etkilendiği sonucu çıkıyor ortaya.
Bu rakama ordu içindeki profesyonel askerler, kısa dönem gidenler, önce savaş bölgesine gidip sonra diğer bölgelere dağıtıma gönderilenler dahil değil.
Bu rakama bu askerlerin dayı, teyze, amca, hala, kuzen gibi ikinci dereceden akrabaları dahil değil.
Bu rakama, savaşa gitmeden önce veya döndükten sonra evlenenlerin eşleri, çocukları ve eş durumuyla edindiği akrabaları dahil değil.
Bu rakama devletin diğer silahlı gücü, polis örgütünde ve idarî kadrolarda görev yapanlar ve bunların yakınları dahil değil.
Bu rakama PKK saflarındaki Kürt gençleri ve aileleri dahil değil.
Burada sadece Türk ordusu saflarında bölgede bulunup da savaşan, savaşta ölen, sakat kalan veya savaş ortamının psikolojik travmasını hayat boyu yaşayan askerlerden ve onların birinci dereceden yakınlarından söz ediyoruz.
Bu tablo bir hayli ürkütücü ve düşündürücüdür. Türkiye nüfusunun en az yüzde 25'i savaştan doğrudan etkilenen insanlardan oluşuyor. Eşler, çocuklar, ikinci dereceden akrabalar da eklendiğinde bu rakam en iyimser tahminle ikiye katlanmak durumundadır.
Bunlara yıllardır en ağır işkenceler altında yaşayan, köylerini, evlerini terk etmek zorunda bırakılan, tamamen yabancısı oldukları metropollerin kenarlarına savrularak vahşi kapitalizmin insafına terk edilen milyonlarca Kürt emekçisi ile savaş nedeniyle gözaltına alınan, tutuklanan, öldürülen insanlar ve onların akrabaları da dahil edildiğinde tablo iyice ağırlaşıyor. Dağlara çıkan veya yurtdışında yaşamaya zorlananları ve onların akrabalarını saymıyoruz bile.
Bu kaba hesapla, 72 milyonluk Türkiye'de bu savaştan doğrudan etkilenenlerin sayısı yaklaşık olarak 50-55 milyonu buluyor.
Bir toplumun çok büyük çoğunluğu devlet tarafından ısrarla sürdürülmekte olan bir savaşın acılarını doğrudan yaşamış, sürekli korku ve endişe içinde ölüm haberleri beklemiş, gelecek umudunu neredeyse kaybetmişse üstelik tarihinde büyük sınıf mücadeleleri yok ve sınıf kişiliği tam olarak şekillenmemiş, dolayısıyla sınıf bilinci oluşmamış ise, istediği kadar objektif olarak emekçi sınıf içinde yer alsın, ciddî bir politik-örgütsel müdahale olmadığı taktirde, orada sınıf mücadelesinin yükselme şansı zayıftır.
Bu noktada bu savaşa karşı çıkmak ile emekçileri örgütlemek ve sınıf mücadelesini yükseltmek arasındaki yakın ilişkiyi görmek ve bu kısır döngüyü ortadan kaldıracak politika ve araçları yaratmak en temel görevlerden biri olarak görünüyor.
19.06.2008