Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tunç Sipahi

Sosyalizm nedir?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:17 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:17

Sosyalizm bir kurtuluş teolojisi olarak siyasi işlev kazandı. Bugün bile “bize sosyalizm gerek” denildiğinde anlatılan budur: “Kurtuluşumuza verdiğimiz isim”. Ancak “tam olarak nedir?” diye sorulunca iş değişiyor. Aşağıdaki tanımı, tarihi ve somut referanslardan mümkün mertebe uzak, dolayısıyla soyut ve yararlı bir tanım olarak görüyorum.

Sosyalizm nedir? Sosyalizm, insana-bireye sosyal statü, politikaya katılmak ve kendisini dilediği şekilde gerçekleştirmek için gerekli maddi refahı –sosyal açıdan iktisadi etkinliği sağlayan dağılımlar kümesi içinde maksimum gelir dağılımı adaletiyle- sağlayabilecek olan bir kurumlar/teşvikler sistemidir. “Reel Sosyalizm” kamu mülkiyeti (üretim araçları üzerinde özel mülkiyetsizlik), tek parti sistemi (rekabetsiz politika) ve merkezi planlamanın (piyasasız ekonomi) oluşturduğu bir bileşke olarak görülebilir. Bu bileşkenin soyut düzeyde, sosyalizmin ideal tanımı için bu haliyle, bir bileşke olarak korunmasının gerekli olduğunu düşünmeli miyiz?

Mantıksal açıdan, “sosyalizm tek parti sistemi olmadan olmaz” veya “merkezi plan yoksa sosyalizm de yoktur” denemez. Üretim araçlarının kamunun mülkiyetinde olması –KİT olabilir, kooperatif olabilir, işçi şirketi olabilir vb- ise kanımca sosyalizm tanımının olmazsa olmazıdır. Planlama haliyle var olacaktır fakat eski usül bir SSCB tipi planlama evrensel geçerliliği olan bir model de değildir, sosyalizm tanımının zorunlu bir öğesi de değildir. Pek çok ülkede, zamanında da, zaten bu model uygulanabilir değildi. Tek parti de, ağır sanayiye dayalı merkezi planlama da sosyalizmin içsel, ayrıştırılamaz unsurları oldukları için değil, Batı’nın 150 yılda yaptığını –sanayi devrimi- on yılda gerçekleştirmek zorunda kalan bir imparatorluk-ülkenin acil ihtiyaçlarından doğdukları için modele dahil edildiler. Zaten ortada Almanya’nın I. Dünya Savaşı dönemindeki merkezi-askeri provizyonizmi dışında model de yoktu.

Soyuttan somuta daha fazla düzlem değiştirmeyelim ve soyutta kalalım. Bir başka soru şu olabilir: Sosyalizm için evrensel bir altrüizm (diğerkâmlık) gerekiyor mu? Egoizmden arınmış, kendisini diğeriyle “aynı” gören –eşit demiyorum çünkü zaten eşit görmek zorunda- “bireyler” sosyalizmin olmazsa olmazı mıdır? Belli bir komün ruhu şarttır ama nereye kadar? Çok soyut bir tanım vereceğim.

Sosyalizmin olanaklılığı, rasyonel aktörlere dayalı “şartlı kooperasyonu” kararlı bir denge olarak ortaya çıkarabilen bir kurumsal tasarımın olanaklılığı ile eşdeğerdir. Bu tanımın ifade edilmemiş varsayımlarını açalım. Sosyalizm rasyonel aktörlerin tercih ve davranışlarına dayalı kararlı bir denge oluşturamıyorsa (a) diktatoryal tercihlere dayalıdır (b) insanın rasyonel davranış terimi içinde ifade edilen fayda/kâr maksimizasyonu yapan bir varlık olmaktan çıkıp altrüistçe davranan bir varlığa dönüşeceği tezine yaslanmaktadır. Demokrasiyi –katılım demeyi tercih ederim, yani tercihleri ve seçişi, ciddiye alanlar sosyalizmi bu temelde reddedebilirler. İnsanın “yeni bir insana” dönüşeceği görüşünü gerçekçi bulmayanlar da ikinci şık bazında sosyalizmi inandırıcı bir proje olarak görmeyebilirler. Gerçekten de, insan doğasının değişeceği varsayımı, a priori olarak ne kabul ne de reddedilebilse de, bir toplumsal projenin temeli olamaz. Tam tersine, bu varsayım mevcut sorunları kenara süpüren bir varsayımdır. Bu durumda, sosyalizmi rasyonel davranan aktörlerin serbest –fakat sisteme içsel- belirlenen tercihleri doğrultusunda ortaya çıkabilecek bir kararlı denge olarak görmek gerekiyor.

Sosyalizm, kapitalizmden farklı türde bir sosyallik ve, kapitalizmin tersine, aşikar ve belirgin bir dayanışma öğesi içermek durumunda olduğuna göre, aktörlerin kooperatif davranmasını sağlayacak bir kurum/teşvik sistemi dizayn edilebilmelidir. Başka türlü ifade edersek, sosyalizm iktisat ve sosyal teoride temel sorulardan birisi olan kollektif aksiyon probleminin bir çözümü olmak zorundadır. Rasyonel davranan ajanlar bu davranışlarının sonucu olarak kooperasyona gitmelidirler. Bu soyutluk düzeyinde kalırsak, sosyal demokrat bir “ideal” kapitalizmden sosyalizmi ayıran öğe dayanışma ve kooperasyon öğesinin sistemin köşetaşı olmasıdır. Sistemin kuruluşuna, tasarımına büyük bir açıklıkla işlenmeleri gerekiyor.

Kooperasyon, kurumlara ve teşviklere özel ve koopere edileceği beklentisine şartlı bir kooperasyondur. Kooperasyon, gelir dağılımında sosyal açıdan optimal bir eşitlik –veya eşitsizliği- çağrıştırmakta ve insana kendisini geliştirebileceği maddi seviyeyi verebilecek bir denge için de, gelir dağılımı eşitliğinin iktisadi etkinliği sağlayan gelir dağılımları kümesi içinde adil olması gerekmektedir. “Hangi adalet kuramına göre adil olmalı” sorusunu sosyalizm tanımına dahil edemeyeceğimiz kanısındayım. Çok spesifikleştirir. Sosyal statü ve politik varlık olma şartları katılımcı bir sistemi çağrıştırıyor. Her düzeyde aktif katılım olmadan özgürlük olmaz.

Kooperasyon –ve dayanışma- sosyalizm için gerekli şart ise, kooperasyonun hangi şartlar altında olanaklı olduğu sorusu kritik önem kazanıyor. Oyun teorisi bize aşağıdaki genel şartları kabaca veriyor. Kooperasyon (1) oyun uzun dönemli ve tekrarlı bir oyunsa (2) tam enformasyon varsa (3) az sayıda oyuncu varsa daha fazla olanaklıdır. Bu tespitlerin sosyalizm ile ilişkisini biraz daha açık hale getirebiliriz: Sosyalizm az sayıda aktörün tam enformasyon ortamında uzun süre beraber olması ile mümkün olabilir. Bu bir dar grup tanımı olmak zorunda değildir. Matematiksel olarak sonlu, pratikte makul bir sayı. Kültürel bir homojenliği tam enformasyon için gerekli varsayıyorum ve az sayıda oyuncu varsayımına bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

Enternasyonalizmin varlığı bir veri olarak alınamıyorsa, yukarıdaki tanıma uygun bir sosyalizmin işleyebilmesi olasılığı kültürel açıdan homojen, rasyonel, görece küçük bir komünitede daha yüksektir. Küçük ve homojen bir ülke.. Söz konusu cemaatin dünyanın geri kalanıyla ilişkisi sorunu yukarıdaki çerçevede yer almamaktadır. Yan yana küçük “sosyalizmlerden” bahsedilebilir belki ama tam bir evrenselleşmeden söz edilemez.

Bu kadarı, belli bir mantık ve belli bir sosyal bilim anlayışı ile düşünülebilecek olan bir soyutluk. Yukarıdaki şartlara tam uymayan ama yine de istenebilir ve yapılabilir bir “ikinci en iyi” sosyalizmi mümkün müdür? Bu sorunun cevabı, “ikinci en iyinin” doğası gereği, genel bir cevap olamaz.

Fakat kapitalizmin, iddia edilen doğruysa, 14 milyara kadar çıkabilecek bir dünya nüfusunun çoğuna sadece yoksulluk ve yıkım vaad ettiği ortada iken, soyut tanımlara ne kadar ihtiyacımız var? Elbette var. Aksi takdirde “sosyalizm kurtuluşumuzdur” yerine “sosyalizm 50 yıl sonra dünya nüfusunun çoğunu açlık sınırının üzerinde yaşatacak düzenlemenin adıdır” veya “sosyalizm kapitalizmin tersidir” deriz, olur biter. Bu kadarı yeterli veya anlamlı olur mu sizce?

Tunç Sipahi 'ın Son Yazıları