Portreler II - Feliks Edmundoviç Cerjinski

26/09/2018 Çarşamba
Portreler II - Feliks Edmundoviç Cerjinski

Felix Edmundovic Dzherzhinsky ya da bizim dilimize çevirirsek Edmund’un oğlu Felix Cerjinski; dostlarının ve düşmanlarının “demir yumruk Felix”i...

Yukarıdaki fotoğraflar Okhrana’nın (Çarlık gizli polisi) onu tutukladıktan sonra çektiği fotoğraflardır. Her bir satır farklı bir tarihteki tutuklamadan veya mahpusluktan kalmadır. İlk sıra 1909 yılın aittir; mağrurdur. İkinci sıra ise 1914 yılına yani I. Dünya Savaşı’nın başladığı yıla aittir; bakışlar sertleşmiş ve bir nebze hüzün çökmüştür. Son sıra fotoğraflar ise 1916 yılına aittir; hınzır bir gülümsemeyle birlikte sanki “bir yıla kadar göreceksiniz…” demektedir bakışları.

Okhrana’nın elinde Cerjnski’nin ait daha fazla fotoğrafı olsa gerektir. 1917 Şubat Devrimi’ne kadar Okhrana ve çarlık polisi ile oynadığı oyun muazzam bir senaryoya dönüştürülebilir. Defalarca tutuklanır ve Sibirya’ya ya da güvenlikli bir hapishaneye yollanır ve pek çoğunda kaçar. 1917 Şubat devrimi patlak verdiğinde Moskova yakınlarında, Oryol hapishanesinde mahpusluktadır. Soluğu Moskova’da alır. Ayağının tozuyla yeni kurulan Moskova İşçi-Köylü Sovyeti kongresinde bir konuşma yapar. Konuşma sırasında hapishane üniforması hala üstündedir. Ancak çok hastadır, babasını götüren ince hastalık mahpusluğu sırasında ona da tebelleş olmuştur. Moskova’da Bolşevik Parti merkez komitesi üyesi olarak Sovyet organizasyonu içinde sorumlu görevler üstlenir. Sonra Lenin’i karşılamak üzere 1917 Mart’ında Leningrad’a gider.

Lenin sürgünde yaşadığı İsviçre’den Rusya’ya geldi ve bizim takvimimizle 16 Nisan’da Finlandiya İstasyonu’nda trenden indi (yıllar boyunca bir Alman treninin arka vagonlarından birinde seyahat etmesi karşı-devrimciler tarafından bir Alman ajanı olmasının kanıtı olarak sunuldu). Tren garının önünde toplanan partililere ve işçilere bir konuşma yaptı. Onu bekleyen önde gelen Bolşevikleri bile şok edecek şekilde, burjuva Geçici Hükümet’i suçladı, onun savaşı sürdürme gayretinin işçilere ve köylülere karşı ihanet olduğunu vurguladı. Rusya’nın yenilmesi gerektiğini ve yenilginin toplumsal devrime yol açacağını belirtti. Devrimin burjuva aşamasının bittiğini ve proleter aşamasının başladığını ilan etti. Diğer tüm Bolşevikler dehşet içinde dinlediler onu. Bolşeviklerin büyük bir çoğunluğu devrimin burjuva karakterinin sürdüğünü ve dolayısıyla Geçici Hükümet’in desteklenmesi gerektiğini düşünürken Lenin’in konuşması bir yıldırım gibi tepelerine düştü. Daha sonra yazılan anılardan şokun boyutlarını anlıyoruz. Cerjinski mi; herhalde o da şok olmuştu. Ancak fırtına daha dinmemişti; asıl büyük olanı olan ertesi gün genişletilmiş Merkez Komite toplantısında koptu. Lenin’in daha sonra “Nisan tezleri” olarak adlandırılacak tezleri komitenin ana gündemiydi. Toplantıdaki Bolşeviklerden biri Lenin hakkında “çıldırmış olmalı” diyecekti. Ancak söz konusu neredeyse yürüyen bir devrimci irade olan Lenin’di ve uzun tartışmaların ve pek çok oylamanın ardından tezlerini çoğunluğa kabul ettirdi. Uzun tartışmaların ardından yelkenleri suya indirenlerden biriydi Cerjinski.

Cerjinski 1902’den beri, yani Menşeviklerle Bolşevikler arasındaki ilk ayrışmadan bu yana Bolşevikti. Bu süre zarfında Lenin’in kuramsal ve siyasal otoritesini kabul etmişti. Ancak itirazı olmayan bir öğrenci ya da takipçi de değildi. Yeri geldiğinde Lenin ile ayrı saflarda bulunabilecek kadar da cesur ve başına buyruktu. Bu türden iki önemli tarihsel moment tespit edebiliyoruz. Birincisi Brest-Litovsk anlaşmasının onaylandığı Merkez Komitesi toplantısıydı. Almanlar ateşkes isteyen Bolşeviklerden önce Polonya’nın Rus hakimiyetindeki parçası ile Ukrayna’yı istemişlerdi. Daha sonra Beyaz Rusya’yı da talep ettiler. Bolşevik Merkez Komitesi Toplantısı anlaşma şartlarını görüşmek için toplandığında Lenin başta oldukça yalnızdı. Diğer üyeler bu kadar büyük bir toprak paçasının verilmesini bir tür ihanet olarak görmekteydi. Sadece Lenin toprak karşılığında henüz oldukça güçsüz ve yalnız devrime nefes alma şansının yaratılmasının şart olduğunu düşünüyordu. Lenin yürüyen, ele geçiren ve dönüştüren devrimci iradeydi. Merkez Komitesi toplantısının sonunda anlaşma 7 lehte, bir çekimser ve 5 aleyhte oyla kabul edildi. Aleyhte oy verenlerden biriydi Cerjinski. Böylece Bolşevik hükümet nerdeyse Almanya’nın üç katı büyüklüğünde bit toprak parçası karılığında devrime nefes aldırmış oldu. İkinci moment ise ünlü self-determinasyon, yani ulusların kendi kaderini tayin hakkı ile ilgili tartışmada çıktı. Lenin ısrarla özellikle Eski Çarlık toprakları içinde yaşayan tüm uluslara kendi kaderini tayin hakkının tanınmasını istiyordu. İlkesel ya da kuramsal bir nedenden dolayı da istemiyordu bunu. Batıdan beklenen proleter devrimin gelmeyeceği anlaşılmıştı. Lenin Sovyet iktidarının oldukça yalnız ve saldırıya açık olduğuna inanmaktaydı. Bu nedenle en azından Sovyet rejiminin sınırlarında emperyalizmin ağına düşmemiş ve burjuva da olsa, Sovyet dostu iktidarlar istiyordu. Eğer Çarlığın cenderesi altında inleyen uluslara kendi devletlerini kurma hakkını verirse bu türden dost rejimlerin kurulabileceğine inanıyordu. Kısacası ulusların kendi kaderini tayin hakkı kuramsal ya da ideolojik bir ilkeden değil günün gereklerinden çıktı (ne yazık ki SBKP’nin de katkısıyla bu dönemsel ödün bir tür kanun seviyesine yükseltildi). Kendisi de Polonya-Litvanya kökenli olan Cerjinski, tıpkı başka bir Polonyalı, Rosa Luxemburg, gibi, bu türden bir politikanın enternasyonalizme ihanet olacağını düşünmekteydi. Tarihin ironisi buydu herhalde, Rus Lenin Polonyalılara ve diğerlerine kendi devletlerini kurma hakkı vermek isterken, Polonyalı Cerjinski Ruslardan ayrı bir kurtuluşu istemiyordu.

Ekim Devrimi Bolşevikleri iktidara getirdi. Böylece yıllarca bir devletin kovuşturmasından, takibinden ve sürgünlerinden kurtulmaya çalışan komünistler kucaklarında bir devlet buldular. Evet devlet zaman içinde yok olacak ve sınıflı topluma birlikte tarihin derinliklerine karışacaktı ancak daha o günlere çok vardı. Şimdi sosyalizme giden bir toplumun isteklerine göre şekillendirilmesi gereken bir devlet mekanizmasına ihtiyaçları vardı; ve açıkçası çok ama çok hazırlıksızdılar. İlk Svonarkom (Halk komiserleri kurulu) Sol Soyalist Devimcilerin katılımıyla oluşturuldu. Hiçbir halk komiseri tepesine atandığı kurumla ne yapacağını bilmiyordu. Örneğin Dış İşleri Halk komiserliğine atanan Troçki anılarında görevi aldıktan sonra bakanlık binasına ilk gidişini anlatır. Bir ekiple birlikte çarlık dönemi dış işleri bakanlığına giderler. Tüm dünya emekçilerine ve halklarına yönelik birkaç bildiri yayınlarlar. Daha sonra yapacak bir şey bulamazlar ve çıkar giderler. Troçki “yapacak bir şey yoktu, dükkanı kapattık” der. O kadar. Cerjinski devrimin planlanması ve yürütülmesi ile görevlendirilen Askeri Devrimci Komite üyesidir. Devrimden sonra ise sabotaj, vurgunculuk ve karşı devrimci aktivitelerle mücadele etmesi için kurulan VÇeka ya da Çeka’nın başına getirilir. Bu da tarihin başka bir ironisidir; yıllarca polis ve istihbarat örgütlerinden kaçan Cerjinski devrimci rejimin istihbarat örgütünün tepesine oturtulur. Av, avcıya dönüşür. Belki de bir avcının nasıl düşündüğünü ve hareket ettiğini artık iyice söktüğü için olsa gerek iyi bir avcı, iyi bir istihbaratçı olur. Sovyet Rejimi iç savaş sürecine girerken Cerjinski etkin bir mekanizma yaratır. Çeka özellikle iç savaş sürecinde beyazların ve diğer muhalif grupların en korkulu rüyasına dönüşür. Cerjinski bir dönem iç işleri bakanlığı da yapar. 1926 yılında parti içi mücadele yükselirken Troçki-Kamanev-Zinoviev blokuna karşı yaptığı iki saatlik bir konuşmanın ardından kalp krizi geçirir. Yıllarca süren hapislik, sürgünlük ve hapishanelerdeki işkence naif bedenini güçten düşürmüştür. Kalp krizi Çarlık polisinin yapamadığını yapar.