Serdal Bahçe
Personanın yıkımı
Yayın Tarihi: 12.10.2025 , 23:39 Güncelleme Tarihi: 13.10.2025 , 00:15
Garip, şaşılası derecede itici ama bir o kadar da komik bir dönemden geçtiğimiz hissine kapılmadan edemiyoruz hiç birimiz. Bu gibi durumlarda “bildiğimiz dünyanın sonu” ifadesini kullanmayı pek severiz; ama bence ifade içinde yaşadığımız keşmekeşi pek anlatmıyor. Öncelikle bu gerçekten bir “son” mu? Sanki kuyunun dibi yok gibi. Dahası sona ereni gerçekten biliyor muyuz? Altta yatan insani, sosyal ve ekonomik maliyeti unutsak gerçekten sirk gibi bir ortamda zannederiz kendimizi. Oysa durum vahim. Ürpertici, kıştan daha vahşi bir hazan mevsimindeyiz. Her cephede gerileyen, her kazanımı budanan, her hassasiyetiyle dalga geçilen, her erdemi ısrarla yok edilen bir insanlıkla karşı karşıyayız. Kimilerine göre iki savaş arası (1919-1939) dönemdeyiz yeniden. Eğer öyleyse arafın sonunda, saîrin babındayız (cehennemin kapısındayız).
Jung ve persona kavramı sirkleşen dünyayı anlatmak için elverişli olacaktır. Jung’a göre persona şöyle tanımlanabilir: “Bu maskeye, yani ad hoc [maksatlı] benimsenen tutuma persona diyorum, antik dönemde oyuncuların taktıkları maskenin adıydı bu. Bu maskeyle özdeşleşen insana "birey"in karşıtı anlamında "persona" diyorum”.1 Jung insanların kendilerini kabul ettirmek ya da sosyal normlara uyduklarını göstermek için takındıkları tutuma, maskeye “persona” demiş. Persona perdenin ardındakileri, bir yerde gerçek kişiliği göstermemek için takılan bir maske esasında. Persona hem karşıdakini ikna etme hem de kendini gizleme amacını da taşıyor. Böylece ikiyüzlü bir toplumda her yer persona kaynıyor aslında.
Günümüzde maskelerin, personaların hepsi, ama istisnasız hepsi, yıkılıyor birer birer. Burjuva demokrasisi kapitalist toplumsal eşitsizliğin personasıydı, şimdi bitmiştir. Birleşmiş Milletler ve kurumları emperyalizmin personası idiler, şimdi ölüdürler. IMF ve Dünya Bankası kapitalist küresel dayanışma ve danışmanın personalarıydı, şimdi kaba birer aygıttırlar. ABD başkanlığı hem ulusal hem de küresel düzeyde küresel emperyalist hiyerarşinin en tepe noktasının, aslında sürecin oldukça adil ve demokratikmiş gibi lanse edilmesine yarayan personasıydı, şimdi ukala, kaba, küfürbaz ve hoyrat bir emlakçı bu personayı yıktı. Avrupa Birliği bir üst emperyalist kuruluş olarak anayasaya, kurumlara, kurumsal demokrasiye sahip gibi görünen bir persona idi, herkes ne kadar da severdi bir vakitler. Şimdi bu persona yok olmuş durumda. Önce İngiltere kaçtı, geride kalanların tamamında (nerdeyse iki savaş arası dönemi anımsatacak bir hızla) faşizm yükseliyor. Avrupa’nın genelinde yükselen faşizan sağ aslında kendisini yaratan kurum ve kuralları hiçe sayacağını çekinmeden ilan ediyor. Anlaşmalar ve sözde herkesin tanıdığı sınırlar, emperyalist sömürü ve egemenlik ilişkilerinin personasıydı, şimdi kimsenin bu anlaşmaları ve sınırları umursadığı yok (inanmayan İsrail’e baksın); persona ölü vaziyette. Burjuvazinin erken dönemlerinde ilan ettiği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile sonrasında onu güçlendiren diğer anlaşmalar özellikle ikiyüzlü Batı kapitalizminin insancıl, saygılı ve çoğulcu personasını yaratmıştı. Oysa İsrail’in kitlesel katliamına açıkça sahip çıkan Batılı devletler bu personanın da sonunun geldiğini göstermektedirler.
Kısacası içinde yaşadığımız dünyada ikiyüzlü olma zorunluluğu ortadan kalkmış gibi görünmektedir. Artık nezakete gerek yoktur. İkiyüzlülüğü suçlayacak ve cezalandıracak mekanizmaların tümü yok edilmiştir. Çocukları öldürmekteler Gazze’de. Eskiden olsa en azından “yanlışlıkla oldu” diye başlayan ikiyüzlü bir özrün arkasına sığınırlardı. Şimdilerde “yanlışlıkla” değil “bile isteye” yapıyoruz demekteler. Şimdilerde ağzını açanlar “onlar da büyüyünce terörist” olacak demekteler. Artık hiçbir şeyi saklamıyorlar. Eskiden olsa “herkese aş, herkese iş veremedikleri” hatırlatıldığına en azından üzülürlerdi görüntüde; şimdi “açlıktan aç, işsizlikten işsiz suçludur” diyorlar. Artık ikiyüzlü değiller. Dürüstler; ama hayvanlar.
Bu ortamda Trump’a, Putin’e, Milei’ye ve aynı şürekâdan diğerlerine neden kızıyorlar, onlara neden şaşırıyorlar, anlamış değilim. Trump personanın yıkımıdır. Ama sadece Trump suçlu değil ki, onun rolü ne kadardır? Milei normal gibi görünmemektedir, ağzı köpürmüş, halkın kazanımlarını tarumar eden piyasa mekanizmasının kişileşmiş hali gibidir. Trump Amerikan emperyalizminin gaddarlığının ve nobranlığının ve dinmeyen ihtiraslarının kişileşmiş hali gibidir. Şimdi İngiltere’de adım adım iktidara giden Nigel Farage İngiltere’de II. Savaş öncesinde Sir Oswald Mosley tarafından bile açığa çıkartılamamış yabancı düşmanlığının bedene gelmiş hali gibidir, pervasız. Fransa’da yükselen Bardella, Almanya’da büyüyen AFD de aynı patikada ilerliyorlar. Hiçbir gizleyişleri saklayışları; personaları yok. Apaçık ilan ediyor ve iktidara geliyorlar.
Trump Grönland’ı istedi, Kanada ABD toprağı olsun dedi. Gazze’yi bize verin orayı boşaltır sayfiye yeri yaparız dedi. Şaka yapmıyordu bu arada. Ukrayna ile Rusya savaşı bitirmezse tepelerine ineceğim dedi. Buluştuğu her devlet başkanını, müttefik ve dost demeden, aşağıladı. İç politikada ve yönetsel yapıda değişikliğe gitmeye çalışırken binlerce çam devirdi. Ağzını her açtığında, geçtik bir başkanı, sokaktakinden beklemeyeceğiniz kabalık, patavatsızlık ve küfürbazlık sökün etti. İran’ı İsrail ile birlikte bombaladı, bombalarken temsilciler meclisine sormadı. Hamaney bana dua etsin, nerede kaldığını biliyordum ama İsraillilere söylemedim, hayatta kaldı dedi. Bombalarken BM Güvenlik Konseyi’nin geçmişte aldığı en az bir düzine kararı ihlâl ettiğini biliyordu, ama takmadı. ABD’yi UNESCO’dan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nden ve Dünya Sağlık Örgütü’nden çıkardı. Böylece Amerikan emperyalizminin dünyaya karşı sorumluluklarını simgeleyen sahte personayı yıkmış oldu, artık bu türden bir takiyeye Amerikan emperyalizmin ihtiyacının olmadığı ilan etmiş oldu.
Persona, bir maske, asıl süreçleri ve eğilimleri gizleyen bir sığınak olarak aslında bir vakitler kapitalizmin çok ihtiyaç duyduğu bir şeydi. Malum; siyasi eşitlik mavalına rağmen giderek dallanıp budaklanan ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri yaratarak ayakta kalabilen bir sistemdir. Persona onu devrimci ve reformu taleplerden koruyordu; hatta bu talepler ne kadar güçlü ise maske de o kadar sağlam oluyordu. Persona bir birey için kişilik değil, kişiliğin maskesidir. Topluma uyum, personayı gerekli kılar. Ancak buradaki toplum kapitalist bir toplum olduğu için mahkemeye çıkardığımız personayı suçsuz bulabiliriz bir yere kadar. Bireysel yalnızlaşma, haset ve fesat ile yüzleşme gerekliliği, insanlıktan çıkaran bir rekabet... Tüm bunlar persona için hafifletici nedenler. Kapitalist toplumlarda bireylerin bilinçaltları işkencehane gibidir. Persona bir yere kadar dizginler işkenceyi; ama sahtedir işte. Dolayısıyla personanın yıkımı ikiyüzlü olmaktan vazgeçen bir barbarlığın hortlamasıdır. Bugün cümbür cemaat bunu yaşıyoruz.
Bir şeyi daha vurgulayarak bitireyim. Bir zamanlar bazı düşünürler kapitalizmi anlamadan faşizmi anlamanın zor olduğunu vaaz ettiler; o vakit doğru gibi göründüler. Oysa o vakit için de günümüz için de hatalı bir yargıdır bu. Bugün artık faşizmi anlamadan kapitalizmi anlamanın mümkün olmadığını daha net bir şekilde görebiliyoruz. Kapitalizm ilerledikçe ve direniş öbeklerini yok ettikçe kendi personasına, burjuva demokrasisi ve onun güdük ideallerine, ihtiyaç duymaz hale gelir. Bu türden bir ikiyüzlülük bile fazla gelmeye başlar. Faşizm açık, ayan ve beyan olur. Şimdilerde siyaset bilimci dostlarımız yukarıda adları zikredilen paçavraları yaratan süreçler için pek çok farklı ve şık kavram ürettiler. “Sağ otoriter popülizm, yeni liberal popülizm, otoriter piyasacılık, piyasacı otoriteryanizm…”. Hoş ama boş kavramlar; faşizm damarı iyice kabarıyor. Artık faşizm kapitalizmin varoluş koşuludur. Faşizmi yok etmenin de tek bir yolu vardır.
- 1
Carl G. Jung (2016) Analitik Psikoloji Sözlüğü (çev. N. Nirven), Pinhan, s.56.