Demos’un heyulasına karşı burjuvazinin kratos’u: seçimler üzerine

23/05/2015 Cumartesi
Demos’un heyulasına karşı burjuvazinin kratos’u: seçimler üzerine

Temisili burjuva demokrasileri giderek yozlaşmakta ve çürümekteler. Temsili sıfatının gerekleri bir bir yok edilmektedir. Temsili burjuva demokrasisi bir tarihsel vaadin üstüne oturtulan bir tür perdedir. Vaat ilk telaffuz edildiğinde oldukça ilerici ve cezbediciydi. Soyuna, sopuna, cinsiyetine, inancına ve ırkına bakılmaksızın herkese seçme ve seçilme hakkının verileceği vaadi tarih sahnesine ilk çıktığında gerçekten radikal bir çağrıydı. Burjuvazi, tepesinde oturduğu sistemin yarattığı ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri gidermeye söz vermedi ama bir burjuva anayasasının şemsiyesi altında herkesi siyasete katılmaya ve toplumun kaderini belirlemeye çağırmıştı. Ancak tercih edilecek kader ve yol burjuvazinin mülk edinme, mülkü muhafaza etme ve sermayesini çoğaltma özgürlüklerini engellemeyecekti; oyunun kuralı buydu. Gelgelelim bu vaat doğası gereği kifayetsiz ve ciddiyetsizdi. Bu vaade kananların verdiği toplumsal karar ve seçimler sermaye sahibi sınıfın çıkarlarına uymadığında, yola taş konulduğunda, kapitalist devlet özüne dönmekteydi. Açık ya da gizli müdahale ile balans ayarı yapılmaktaydı. Toplumun hayalleri ise Allende ile birlikte Başkanlık Sarayı’nda katledilmekteydi. Dolayısıyla daha baştan boş bir vaat idi.

Son 30 yıldır başka bir gelişme bu vaadin artık söylem düzeyinde bile terk edildiğini göstermektedir. Kapitalist devlet yapıları dönüştürülmektedir. Bu dönüşüm seçimle gelenlerin yetki ve haklarını daraltmaktadır. Yasama, yargı ve hatta yürütme gücü önemini kaybetmektedir. Kapitalist devletin içine sinmiş faşizm her yerde hortlamaktadır. Devletin yönetsel aygıtı parçalanarak küçük kurumsal adacıklardan oluşan bir ağa dönüşmektedir. Bu kurumsal adacıklar politika yapan toplumun erişiminin dışına çıkarılmaktadır. Her adacık böylece toplumun erişiminden uzak bir şekilde burjuvazinin aklına ve ufkuna teslim edilmektedir. Örneğin kapitalist devlet yapıları içinde artık merkez bankalarının hükümetler değişse bile değişmeyecek bir politikaları vardır. Bu toplumun özelikle çalışan sınıflarının para politikalarını etkileyemeyeceği anlamına gelmektedir. Enerji politikasını yürütecek kurumlar da erişimin dışındadır; burjuvazi dışındaki toplumsal sınıfların enerji politikasının oluşturulması ve yürütülmesi sürecine dahli olamayacaktır. Dış politika ise emperyalist merkezlere endekslenmiştir, seçimle gelenlerin bu politikaları etkileme şansları nerde ise hiç yoktur. Kamunun kaynaklarının dağıtılması ve kamu gelir politikaları ise ulusötesi/ulus üstü, her ne halt ise, işte o kurumların sıkı denetimi altındadır. IMF’ye borcun tamamı ödense ne yazar, IMF programı ilga edildi mi? Son 30 yıldır aynı program farklı hükümetler tarafından kıskançlıkla ve ısrarla uygulanmıyor mu? Çalışan sınıfların ücretlerde veya kamu harcamalarında artış talebi “ekonomik ve mali istikrar”ın bozulacağı kaygısıyla çabucak reddedilimektedir. Bugün için “istikrar” burjuvazinin mottosudur, sloganıdır. İstikrar arayışı, “istikrar” adı altında yaratılan fosseptik çukurundaki yüksek düzeyde sömürgen düzeneğin sarsılmadan, olduğu gibi kalması inadının adıdır. AKP muhalefetin ücret veya kamu yardımlarının arttırılması vaatlerine “kaynak nerede?” diye karşı çıkarken tam da burjuvazinin istikrar histerisi ve sapkınlığının sözcülüğünü yapmaktadır. Düzen partileri için kuraldır; iktidara adayken sermaye birikiminin sınırlarını çizdiği kapalı bir alan içinde güdük reformların peşine düşerler, iktidara gelince kör gözlü burjuva gerçekçiliğinin saksağanı olurlar. Bunca kelamdan sonra sormak gerekiyor; peki toplum neyi seçecek? 

Elbette seçimler komünistler ve sosyalistler açısından her şey değildir, ancak hiçbir şey de değildir. Kadim bir tartışmaya geri dönelim. Minimalist program, maksimalist program için yürürken gerekli bir ara uğraktır. Minimalist programda ortaya konulan hedeflerin gerçekleştirilmesi özgüven yaratacaktır; ve bu aralar komünistlerin de işçi sınıfının da buna fazlası ile ihtiyacı vardır.  Seçimleri böyle değerlendirmek ve buna göre davranmak gerekiyor. Sorun emekçi demos’un heyulasını büyütmek ve burjuvazinin mutlak kratos’unun karşısına dikmektir.