Serdal Bahçe
Ada ve İran
Yayın Tarihi: 08.02.2026 , 23:42 Güncelleme Tarihi: 09.02.2026 , 00:02
ABD Adalet Bakanlığı üç milyona yakın belgeyi daha önce ilan ettiği tarihten biraz daha geç olsa da yayınladı. Epstein ve adasıyla ilgili kocaman bir buzdağı, gerçekle söylencenin birbirine karıştığı korkutucu bir hikaye, ve “senin de adın geçiyor”larla süslenmiş kocaman bir tehdit ve parmak sallama ortaya çıktı. Bazen insanların bu çağda, bu sistemde bazı şeylere neden şaşırdıklarına çok şaşırıyorum. Eğer söylencenin binde biri bile doğru ise ortada duran pislik yığınının kokusu giderek tüm dünyayı saracak gibi. Ama bu ölçüde büyük pislik ve gaita yığınına gerçekten neden şaşırıyorlar ben de ona şaşırıyorum. Zenginler giderek yüzsüzleşiyorlar ve dahası yedikçe acıkıyorlar, acıktıkça yiyorlar.
Bir zamanlar, yurt dışından ilk kaçak glikoz şurupları getirildiğinde, bunlar maliyet avantajından yararlanmak isteyen gıda imalathanelerinde ayan beyan kullanılmaya başlandığında sorumlu gıda mühendisleri ve ziraatçılar açıklama yapmışlardı. Açıklamaya göre glikoz şurubu, kanserojen olması bir yana, doyma hissini öteleyip daha da çok tükettiriyordu. Kısacası yedikçe acıkıyordunuz, acıktıkça yiyordunuz. Bugün zenginlerin durumu budur. Yedikçe acıkıyorlar. Karşı konulmaz bir yeme, ele geçirme, el koyma duygusunu gemleyemiyorlar, ancak yedikçe, el koydukça, ele geçirdikçe daha fazlasını istiyorlar. Tıpkı glikoz şurubunun yaptığı gibi. Sınırları kalmadı, sınırlayacak bir şey de kalmadı. Çocuk bedeni, insan organı, kadın bedeni, her türden zevk unsuru, adalar, ovalar, uzay, kozmos; her şeyi tüketiyorlar, tükettikçe daha fazlasını istiyorlar. Doymuyorlar.
Epstein adası, açık adıyla ABD’ye ait Virgin Adaları’nda Saint Little James adası, tüm hikayenin döndüğü adaymış. Öncelikle dediğimiz gibi artık zenginlerin sınırı yoktur. Olayla biraz daha yakından ilgilenince fark ettim ki Pasifik’te, Karayipler’de, Antiller’de, ve hatta Akdeniz’de pek çok küçük ada özel mülke dönüşmüş durumdadır. Parası bol olanlar bir adayı alarak onu dışarıdan erişime kapatmaktadırlar. Üstelik bu adaların pek çoğu açık olarak herhangi bir devletin meşru hukuk alanına bile girmemektedirler. Böylece zenginler her türden yasal ve siyasal düzenlemeden muaf, sadece kedilerine ait bir özgürlük alanı yaratmış olmaktadırlar. Bu onların ebedi hayaliydi sanırım.
Bu hayal peşinde oldukça yol aldılar. Önce yaşam alanlarını ayırdılar. Gözde yeni lüks semtler, güvenlikli siteler, akıllı rezidanslar, spalı, spor merkezli yaşam alanları derken kendi kentlerini yarattılar, ya da yaşam alanlarını dönüştürerek yoksul ve sefillerin girmesini engellediler (inanmayan Bodrum’a baksın). Kendi ilkokulları, liseleri ve hatta üniversiteleri oldu (Türkiye’de büyük sermaye gruplarına ait ve onların adlarını taşıyan üniversitelerin harçları ne kadar?). Kendi hastaneleri ve sağlık merkezleri oldu. Tatil alanlarını ayırdılar, ayırdılar derken sadece konaklama düzeyinden bahsetmiyorum, sahil şeridini veya adaları parsellemekten bahsediyorum.
Şimdi dünyanın zenginleri kendi sağlık sistemlerini yarattılar, kendilerini sıradan insanlardan ayırdılar. Sadece tedavi mekanları değişmedi, aynı zamanda zenginler için yepyeni, onların herkesinkinden daha kutsal bedenlerini koruyacak, başka ilkeler üzerinden işleyen bir yeni sağlık sistemi yaratıldı. İşin ironik bir tarafı da var. Malum sermayenin karşı saldırıyla birlikte sağlık sistemi hem metalaştırıldı hem de içeriği değiştirildi. Örneğin kamunun sağlık harcamaları kısılırken ilk kurban koruyucu hekimlik oldu, sağlık ocakları ya da benzerleri sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada kapatıldılar. Şimdi ensesi kalınların, zenginlerin yeni sağlık sistemi koruyucu hekimliğe dayanıyor (sürekli taramalar, testler, evde hizmet, yolculuklar sırasında eşlik eden özel doktorlar falan). Kısacası zenginler uzun yaşasın gerisi mısır sapı yesin politikası halk sınıflarına çok görülen koruyucu hekimliği zenginler için hayata geçirmektedir.
Konuya geri dönelim. Jeffrey Epstein’ın yaşamıyla ilgili detaylar sökün ediyorlar; detay derken yarım kalmış fragmanlar gibi çoğu. Arada boşluklar var ve dönemin ürünü, yürüyen bir erdemsizlik ve ahlaksızlık abidesi bu adamın hayatını bu boşluklar daha da gizemli hale getiriyorlar. Basit bir öğretmenlikten ultra zenginliğe giden yolu doğru insanlar, doğru zamanlar, doğru siyasi ve ekonomik bağlantılar yarattı. Buradaki “doğru”luk yasallık anlamına gelmiyor tabii ki. Ancak zenginleşme şekli Amerika’yı bir fırsatlar ülkesi gibi görenleri kıskandıracak kadar çarpıcı.
Ama bu kadar sınırsız bir hırsla, ve bu kadar çabuk zenginleşen anti-kahraman pek tabii ki arzularını, şehvetini ve dinmeyecek açlığını bir nebze giderecek yeni şeyler denemeye karar vermiş gibi görünüyor. Küçük yaştaki çocuklara olan ilgisi sadece bireysel bir ilgi değil anlaşılan. Zenginleşme hikayesinin kötü adamı daha erken dönemlerde kendisini büyütecek, ve kendisiyle birlikte sıra dışı arzularını ve açlığını deneyimleyecek bir geniş ağ kurmuş gibi görünüyor. Bu ağ o kadar geniş ki; Wall Street finansörlerinden, Hollywood yıldızlarına, üst düzey siyasetçilerden bilişim dünyasının yeni starlarına, gözde ve güzide entelektüellerden medya dünyasının gediklilerine kadar herkes var. Hatta Noam Chomsky bile var (Bu arada Chomsky ile ilgili Nevzat Evrim Önal’ın yazısını tavsiye ederim). Ve hatta Avrupa’nın köhne monarşilerinin saygın gibi görünen sapkın üyeleri bile var. Bu geniş ağ içinde kimlerin pedofili fırtınasına yakalandığını bilmiyoruz. Ancak iddialar ciddi.
Pedofili, pornografi, çocuk, kadın ve erkek bedeninin metalaşması bir tür kasırga gibi. Zenginleşme, ekonomik ve siyasal güç biriktirme kadim olgular; yeni olan artık bunlardan kaynaklanan pervasızlığı, utanmazlığı, doymazlığı kontrol altında tutacak ahlaki, kurumsal ve yasal hiçbir engelin kalamamış olması. Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi Vatikan’a ve Katolik Kilisesi’ne sinmiş pedofili bilinen bir vaka. Dedikodu mahiyetinde, ancak doğru olduğu biliniyor; çok uzunca bir süredir gelişmiş batının zenginleri ve hali vakti yerinde olanları Güney Doğu Asya’ya sadece bu amaçla geziler düzenlemekteler.
Pornografi tarihin kendisi kadar eski ancak artık tüm yasal önlemlere rağmen resmiyet ve yasallık kazanmış gibi. Kadın bedeni tarihin hiçbir döneminde bu ölçüde metalaşmamıştı. Üstelik şimdi daha da ilginci erkek bedeninin de hızla metalaşması. Görselliğin ve gösteri toplumunun gündelik yaşamı istila etmelerinin pek tabii ki büyük bir katkısı var. Görsellik içi boş arzuları ve şehveti tetikliyor; görselliğin kendisinin ahlaki sınırı, dur noktası olmuyor. Görsellik insan zihnindeki son kontrol noktalarını da havaya uçuruyor ve her şeyin bir tatmin ve arzu nesnesine dönüştüğü bilinmeyen ve fakat erdemsiz topraklara geçit veriyor. Çocukların bedenlerini ve kendilerini basit ve masumane reklam unsurları haline getiren, masum bir başlangıca sahip hikayenin sonu da işte böyle bitiyor. Zenginlik, ekonomik ve siyasi güç; bunlar ahlaki, yasal ve toplumsal olarak en dokunulmaz olana ulaşıyor, ele geçiriyor, ve kirletiyor.
Epstein’ın belgeleri bize başta bunları hatırlatıyor, çünkü Epstein’ın küresel ahlaksızlar çetesi bunlardan -zenginlik, ekonomik ve siyasi güç- en az birine sahip olanlardan oluşuyor. Bill Clinton, ve Trump; bu ağ en azından iki ABD başkanını içeriyor. Tony Blair de varmış listede; öyleyse ağda bir de eski bir Whitehall sakini İngiliz Başbakanı var. Hayırsever Bill Gates’in hastalığı Epstein’ın adasında “değişik” şeyler denerken kaptığı vurgulanıyor. İngiliz Kraliyet Ailesi’nin fertlerinin de adanın müdavimi olduğu anlaşılıyor. Epstein’ın adası anlaşılan monarşiyi, burjuvaziyi, kleptokrasiyi, bürokrasiyi, oligarşiyi, plütokrasiyi birleştirmiş. Biz tüm dünyanın işçileri birleşsin şiarıyla yola çıkmıştık, tüm dünyanın işçileri birleşemedikçe dünyanın tüm rezilleri birleşiyor.
Ada belki de bir metafor; tüm hukuksal, yasal ve siyasi kontrolden uzaklık, izolasyon anlamına geliyor. Vergi cennetleri diyorlar, zenginlerin ekmeğini yedikleri, sömürdükleri topluma en küçük bir katkıdan bile kaçınmak için servetlerini aktardıkları adaları anlatıyor. Epstein’ın adası başka bir kötücüllüğün simgesi haline geldi. Ada tarih boyunca da hayırlı bir rol oynamamıştı zaten. Örneğin eninde sonunda Filistin’den, Lübnan’dan ve Suriye’den kovulan katliamcı ve yağmacı Haçlılar Kıbrıs’ı ele geçirip çok uzunca bir süre Akdeniz’i talan ettiler. Keza kendisi bir fesat yuvası haline gelen Rodos adasını elinde tutan haydut ve korsan şövalyelerden kurtulmak için Osmanlı çok uzun süre uğraşmıştı. 1949 Çin Devrimi’nde karşı-devrimci Çankayşek ve Kuomintang birlikleri Tayvan’a sığındılar ve burayı emperyalizmin açık üssüne dönüştürdüler. Kısacası ada pek hayırlı bir şey değil. Bu nedenle artık devrimcilerimize Adalılar demeyi bırakalım.
Epstein’ın adası ile ilgili pislikler açıklanmaya devam ediyor. Epstein’ın ahlaksız ağının çok büyük olduğu anlaşılıyor. Bu arada Epstein’ın yaşamı ile ilgili sisler perdesi altında kalan hikaye de ortaya çıkıyor yavaş yavaş. İlginç bir şekilde ortalara dökülen her yeni fragman bir lanetli kurumu işaret ediyor galiba: MOSSAD.
Epstein’ın, gücünün zirvesindeyken, Ehud Barak’ın başkanlığını yaptığı özel güvenlik şirketine ciddi bir yatırım yaptığı biliniyor. Dahası İsrailli politikacılar ile ilişkisi de biliniyor. Gerçi daha iki gün önce Netanyahu Epstein’ın İsrail için çalışmadığını açıkladı ve Barak’ı suçladı. Ama Epstein’ın yediği diğer herzeler -şantaj, yasadışı ses kayıtları, rüşvet- neredeyse bütünüyle ABD’deki pro-İsrail mevziinin işine yaramış gibi görünüyor. Örneğin 2017’de Hindistan’ın aşırı sağcı Başbakanı Modi, Hindistan’ın Kongre Partisi iktidarlarından kalma geleneksel Arap-Filistin yanlısı tutumunu delerek, İsrail’e resmi ziyarette bulundu. ABD-İsrail-Hindistan üçgeni de bu görüşmede önemli ölçüde kuruldu. Şimdi belgeler Epstein’ın bu konudaki rolünün önemli olduğunu gösteriyor. Ancak bir yerde Epstein’dan kurtulmuş olmalılar. Neden, artık işlerine yaramıyor muydu?1
Üç milyon belgenin açıklanması ve bir bu kadar daha belgenin gelecek olması, üst düzey siyaset ve ekonomi cephelerinde ciddi bir sarsıntı yarattı. Sahi bu operasyon neden şimdi ve bu şekilde başlatıldı? Casus romanlarını andırır bir arka plan ortaya çıkıyor. Siyonizmin ve emperyalizmin her yanından pedofil Epstein fışkırıyor.
Peki gerçekten zamanlama neden önemli? Normalde devletleri bir tür kıskanç bireylere dönüştüren ve içlerinde hiçbir yapısal analizi barındırmayan komplo teorilerini sevmem, ama Epstein ifşasının zamanı ilginç çünkü İran’a saldırı kuvvetle muhtemel.
İran’a saldırı olasılığı yükselince hem ülkemizde hem de Batıda bir solcu-liberal ittifakı doğdu. Bu ittifak açıkça Amerikan emperyalizminin ve İsrail faşizminin yanında olamıyor ama İran’da rejimi yıkacak bir dış müdahaleden de mutlu olacak gibi görünüyor. Aslında bu türden bir tavrı biz 2003 Irak işgali sırasında da görmüştük. O vakitler de liberallerin tamamı, solcuların da önemli bir bölümü “despotik” ve “eli kanlı” Baas/Saddam rejiminin yıkılmasına, nasıl yıkılacağından bağımsız olarak, seviniyordu. Sorduğunuzda baskıcılığı, Halepçe ve diğer pek çok şey arka arkaya sıralanıyordu. Şimdi de aynı kesim İran’daki kadınların durumunu ve İran’ı yöneten Mollarşiyi mazeret olarak gösteriyorlar.
Öncelikle insanlığın esenliği için Amerikan emperyalizminin ve agresif İsrail faşizminin yenilmesi iyidir. Dolayısıyla İran’a askeri bir emperyalist müdahalenin karşısında durulmalıdır. İkincisi, İran kendi ilerici yolunu kendisi bulabilecek kadar derin bir tarihe sahiptir, dışarıdan müdahale yardakçılığı İran halkının aleyhinedir. Üçüncüsü solun kitle kuyrukçusu saflığından arınması gerekmektedir. Üç kişi eylem yapsa, sokaklara çıksa “devrim” zanneden bir sol ile karşı karşıyayız. Tahrir eylemleri zamanında “Arap Baharı” diye veryansın etti bu sol, şimdi Arap Kışı olduğu ortaya çıktı. Bütünüyle bölgedeki radikal seküler rejimleri temizleme operasyonuydu, yerlerini gerici, İslamcı ve emperyalizmin güdümünde, İsrail’e direnemeyecek yönetimler aldı, ülkeler haritadan silindi. İran’ı demokrasiye gelsin diye dövmeyecekler, İran’ı diz çöktürmek için dövecekler.
İran rejimi gerici bir rejimdir. En büyük ceremesini İranlı Komünistler (TUDEH) çekmiştir, bunu biliyoruz tabii ki. Ama İran rejiminin alternatifi Amerikan-İsrail saldırganlığının tasarladığı başka bir kukla rejim olamaz. Bu nedenle İran’a emperyalist müdahaleye karşı çıkılmalıdır.
- 1
Drop Site diye bağımsız bir haber kanalı siteyi salık veririm, Epstein-İsrail bağlantısıyla ilgili bir dizi yazı var. İlginç.