Nevzat Evrim Önal
Noam Chomsky ve Jeffrey Epstein
Yayın Tarihi: 04.02.2026 , 22:36 Güncelleme Tarihi: 05.02.2026 , 00:27
Jeffrey Epstein’in lain cesedi, eski bir Anadolu deyişiyle “toprağın kabul etmeyeceği” bir şeydi ve hücresinde öldüğü (ya da öldürüldüğü) 2019 yılından bu yana çürüyordu. Geçtiğimiz hafta sonu bu şişmiş ceset büyük bir gürültüyle yırtıldı ve o günden beri emperyalizmin merkezinden dünyaya yayılan kokudan durulmuyor.
Mesele çok boyutlu ve bu boyutlar arasında derhal bir önem hiyerarşisi kurulup “işte en önemli kısmı bu” denemeyecek kadar karmaşık, ayrıca karanlık. Bu yüzden ben bu yazıda, görece netleşmiş bir konuyu, liberal anarşist Noam Chomsky’nin bu iğrenç herifle olan kankalığını ve bunun solda yarattığı hayal kırıklığını tartışacağım.
Ama oraya geçmeden önce çok kısa bir not düşmek istiyorum: Ortaya saçılanlar kuşkusuz vicdanlı her insanı şoke edici boyutta; ama ne şaşırtıcı, ne de islamcıların çok sevdiği tabirle “münferit.” Körfez şeyhlerinin haremlerinden Latin Amerika’nın uyuşturucu baronlarının malikanelerine, Avrupa’nın nezih, soylu zenginlerinin şatolarından Asya’nın türedi zenginlerinin görgüsüz saraylarına kadar dünya çapında onlarca, yüzlerce benzer “network” var, işliyor. Hepsinde benzer şeyler oluyor, sermaye düzenin dokunulmaz egemenleri yoksul, savunmasız, biçare çocuklara el uzatıyor.
Bunu söylemek Epstein’in adasında olanları hafife almak değil, aksine bunu yadsımak sermaye düzeninin çürümüşlüğünü hafife almak. İnsanların ölçüsüzce zengin olabildiği bu düzen işledikçe, çocuklar güvende olmayacak. Adil bir dünya için kimse zengin olamamalı.
Ama biz konumuza gelelim. Kendisi de bu dünyayı kıyasıya eleştiren büyük muhalif, anarşist Chomsky’ye…
***
Şöyle özetlesek, herhalde pek itiraz eden olmayacaktır: Chomsky’nin tüm kariyeri, düzen karşıtı toplumsal mücadeleyi iktidar olmaya değil iktidarı eleştirmeye odaklamak, ona bu yönde akıl vermek üzerine kuruluydu.
Chomsky’ye göre devlet, tek fonksiyonu insanın yaratıcı doğasını zapturapt altına almak olan bir baskı makinasıydı ve iktidar, iktidarda olan açısından çürütücüydü. Öyle ki Chomsky, “tüm siyasi kurumların ortadan kalkmadığı bir devrimin solun hümanist ideallerini gerçekleştirme ihtimalinin çok zayıf” olduğunu söylüyor1, buradan yola çıkarak, sosyalizmin tüm iktidar deneyimlerini ve daha önemlisi, iktidar arayışını reddediyordu. Bu düşüncenin mantıksal sonucu olarak Chomsky’ye göre Sovyetler Birliği’ni kuran Bolşevikler ve onların önderi Lenin “sosyalist hareketten bir sağ sapmaydı”; Ekim Devrimi de bir devrim değil “darbe”ydi. Lenin bu darbeyi “kendiliğinden yükselen, liberter ve sosyalist halk hareketine, aynı Amerika’da anketlere bakıp siyaset yapan politikacılar gibi, duymak istediklerini söyleyerek” yapmış ve insanların tepesine onları “Çarcı sistemlerle” yöneten bir devlet kurmuştu.2
Bu fikirlerinde öyle “tutarlı”ydı ki, ABD’nin kuşatması altındaki Küba’ya bakarken dahi “insan hakları ihlallerinden” bahsedebiliyor ve bunu, başta Yugoslavya’nın dağıtılması olmak üzere bir sürü emperyalist operasyona aparatlık etmiş Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne referans vererek yapıyordu. Eline terazi almış özgürlük tartan Chomsky’ye göre Küba Latin Amerika’nın geri kalanına göre çok daha iyi durumda olmasına rağmen, hâlâ kat edecek yolu vardı.3
(Bu arada, Chomsky tabii bu insan hakları örgütlerini de eleştiriyordu, çünkü yöntemi buydu: Her şeyi eleştiriyle eşitlemek.)
Chomsky ile aynı konuyu çalışan ve onun meşhur Rızanın İmalatı kitabından iki yıl önce İcat Edilen Gerçek isimli çok iyi bir kitap4 yayınlamış olan, geçtiğimiz haftalarda kaybettiğimiz ABD’li Marksist Parenti, Chomsky’nin pozisyonunun nasıl devrimci mücadeleden kaçış anlamına geldiğini birkaç yerde yazmıştı. Bunların birinden şu çok doğru tespiti alıntılamak istiyorum:
Chomsky, ister anarko-özgürlükçü, ister özgürlükçü-sosyalist, ister anarko-sendikalist-sosyalist, isterse sadece anarşist olsun pek çok kişiye çekici geliyor. Çünkü örgütlü mücadele, devrimci bir yol arayışı, kitlesel bir direniş geliştirme ve bunu kalıcı kılma ihtiyacı, kapitalist karşı devrimci saldırı karşısında kendini savunabilecek silahlı bir sosyalist devlet gücü kurmanın gerekliliği ve bununla bağlantılı tüm zor soruları geçiştirebiliyor.5
Sermaye sınıfının iktidarına karşı devrimci işçi iktidarları kurulmayacaksa, emperyalist devletlere karşı sosyalist devletler kurulmayacaksa insanlığın bütün kurtuluş mücadelesi boşunadır; çünkü her zafer nihayetinde askeri güçle ezilir, hiçbir kazanım korunamaz. Chomsky, kariyeri boyunca, mücadele eden herkese bu zorunluluktan ve bu zorunlulukla beraber gelen sorumluluktan kaçmayı önerdi.
***
Peki, yine de bu, liberter anarşist Chomsky’nin siyonist Epstein alçağıyla sadece tanıdık falan değil bayağı kanka olmasını, evinde yatıya falan kalmasını açıklar mı?
Kendi başına tabii ki hayır, sonuçta salt soyut bir noktadan bakarsak Chomsky’nin Epstein ile yakın ilişkisi bol keseden savunduğu düşünceleriyle çelişkili. Ama yukarıda vurguladığımız mücadele kaçkınlığının bu çelişkiyi yaşanabilir, sürdürülebilir kıldığının altını çizmek gerekiyor. Chomsky, başka pek çok batılı solcu entelektüel gibi, dünyayı değiştirmeye değil eleştirmeye çalışıyordu. Düşüncelerinizi bu şekilde eylemsizlikle sınırladığınızda, pekâlâ eleştirdiğinizle kucak kucağa olabilir, hatta bunu yaparken eleştirmeye devam bile edebilirsiniz.
Krallık geleneğidir, sarayın soytarısı başka kimsenin söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri söylemekte serbesttir.
Bu ideolojik köprünün liberalizm tarafından kurulduğunun farkındayız, değil mi? Epstein gibi maddi gücünün yettiği her şeyi sınırsızca yapabilmeyi kendilerine hak görenler açısından en büyük öcü onları hizaya sokacak bir devlet otoritesidir. Chomsky’nin yazdıklarına bütünlüklü olarak baktığımızda da, tarihteki en büyük kötülüklerden birinin sosyalist devletlerin bireysel zenginleşmeyi sınırlayan otoritesi olduğunu görüyoruz.
Bir yanda tamamına ermiş ve çocuk bedeni ticaretine girişmiş anarko-kapitalizm, diğer yanda toplumsal kuralları uygulamaya yönelik her türlü kurumsallaşmanın özgürlük ihlali olacağını savunan liberter anarşizm. Bu ideolojik eklemlenmeyi asıl kolaylaştıran şey ise aydının, entelektüelin örgütsüzlüğünün erdem olduğu, örgütlü olmanın düşünce ve eleştiri özgürlüğünü baskılayıp aydını kısırlaştıracağı safsatasıdır. Yani, yine liberalizm.
20. yüzyıl boyunca çok sayıda solcu aydın bu düşüncenin peşinden gitti, ille Epstein gibi grotesk tiplerle olmasa da düzenle benzer bağlar kurdu ve Sovyetler Birliği karşıtı, antikomünist koroya örgütlendi. André Gide, Arthur Koestler, Elia Kazan, Albert Camus, antikomünist anarşizmin en önemli temsilcisi George Orwell…
Aynı yolun Türkiye’deki yolcuları arasında Ufuk Uras, Baskın Oran, Murat Belge, Ömer Laçiner ve bütün Birikim dergisi tayfası vardı.
Ama aklıma asıl gelen isim, çalışma alanlarımızın benzerliğinden olsa gerek, James C. Scott. Antropoloji alanında anarşizmin önemli temsilcilerinden biriydi. Anarşizmin insanlığın tarımsal üretime geçişi ve sınıflı toplumların ortaya çıkışı konusundaki tezlerine önemli katkılar yaptı. Koç Üniversitesi Yayınları’ndan Türkçeye çevrilen iki kitabının (Tahıla Karşı ve Devlet Gibi Görmek) çeviri editörlüğünü ben yapmıştım. 6
O da, ölmeden kısa bir süre önce, 1960’larda Burma ve Endonezya’daki sosyalist gençlik örgütleri içinde CIA muhbiri olarak çalıştığını açıklamıştı.7 Dolayısıyla 1965-66 yılları arasında Endonezya’da, aralarında Endonezya Komünist Partisi’nin yüz binlerce üyesinin bulunduğu bir milyonun üzerinde insanın öldürüldüğü Suharto katliamına istihbarat düzeyinde katkısı olmuştu.
***
Epstein dosyaları ortaya döküldükten sonra, sol hareketin dünya çapındaki önemli isimlerinden Vijay Prashad bir yazı yayınladı.8 Chomsky’yle birlikte iki kitap yazmış olan Prashad hayli duygusal bir tonla kaleme aldığı bu yazıda, bu kitapların yayınlandığı süre zarfında Chomsky’nin Epstein ile yakın münasebetinin sürdüğünü ve kendisinin bundan haberdar olmadığını söylüyor.
Prashad’a inanmamak için şu anda bir sebebimiz yok, en azından benim yok. Ama Prashad, artık ne bir şey duyacak ne de yanıt verebilecek durumdaki Chomsky’ye “nasıl yapabildin?” sorusunu soran çok sayıda solcudan yalnızca biri ve buradaki sorunun ne olduğunu göstermemiz gerekiyor.
Sorun örgütsüzlük. İdollerinin çocuk tecavüzcüsü bir siyonistle düşüp kalktığını öğrendiğinde şoke olan tüm solcular için Chomsky duayen bir entelektüeldi ama görünüşe göre kimse bu insanla ortak bir örgütlenme içine girmemiş, yoldaş olmamıştı. Chomsky’nin Epstein’la, ortaya dökülen fotoğraflara bakılırsa pek de saklamaya çalışmadığı ilişkisinin başka türlü gizli kalması mümkün değildi; zira örgütlü olmak, bir kolektifin parçası olmak, önemli bir bölümü yazışılarak yürütülen bireysel entelektüel ilişkilere, ortak kitap yazmaya benzemez. Örgütlü insanın hayatı, örgütüyle birlikte devinir. Kuşkusuz gizlisi saklısı olabilir, ama örgütlü bir insan böylesine Doktor Jekyll ve Bay Hyde gibi ikili bir hayat yaşayamaz.
Demek ki, buradan çıkartılacak bir ders var. Sermaye düzeninin yalan dünyasında böyle hayal kırıklıkları yaşamak istemiyorsak, bizimle aynı yolun yolcusu olduğunu omuz omuza yürüyerek görmediğimiz kimse hakkında iyi niyetli varsayımlarda bulunmayacağız. Örgütlü mücadeleye dışarıdan, örgütsüz bir hayattan yalnızca akıl vererek “katkı” koymaya çalışan ayrıcalıklı entelektüellere nadide cevher muamelesi yapmayacağız; mutlaka düşüncelerini eyleme geçirmelerini bekleyeceğiz ve bunu ısrarla yapmıyorlarsa, güvenmeyeceğiz.
Bir insanın düşüncelerini dikkate almakla ona güvenmek başka şeylerdir. Tarihte düşünceleri dikkate alınması gereken pek çok sağcı, gerici, karşı devrimci ve dönek de var. Anlaşılan o ki, Chomsky bunlardan biriymiş.
Örgütsüzlüğü özgürlük zanneden herkese ders olsun.
- 1
N. Chomsky, “Government in the Future” [Gelecekte Hükümet], 16 Şubat 1970’te Wisconsin Üniversitesi’nde verilen seminer, https://chomsky.info/government-in-the-future.
- 2
N. Chomsky, “Manufacturing Consent: The Political Economy of the Mass Media” [Rızanın İmalatı – Kitle Medyasının Ekonomi Politiği], 15 Mart 1989’da Wisconsin Üniversitesi’nde verilen seminer, https://chomsky.info/19890315/.
- 3
N. Chomsky, “Discussion on the Cuban Five” [Küba Beşlisi Hakkında Tartışma], 8 Şubat 2006’da MIT’de yapılmış sohbet, https://chomsky.info/19890315/.
- 4
İki kitap neredeyse aynı alt başlığı paylaşıyordu: Parenti’ninki Inventing Reality: The Politics of the Mass Media, Chomsky’ninki ise Manufacturing Consent: The Political Economy of the Mass Media’ydı. Parenti’nin kitabı Türkçeye (her niyeyse) “Kirli Gerçekler” gibi çok “serbest” bir isimle tercüme edildi.
- 5
M. Parenti, “Another View of Chomsky” [Chomsky’ye Başka Bir Bakış], Nature, Society, and Thought, Cilt 12, Sayı 2, ss.203-207 (1999)
- 6
Sonrasında Scott’ın düşüncelerine yönelik şu eleştiriyi kaleme almıştım: “Anarşizmin Anti-Tarihselliği ve Neolitik Devrim”, Madde, Diyalektik ve Toplum, Cilt 3, Sayı 3, ss.258-264, https://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc3s3/anarsizmin-anti-tarihselciligi-ve-neolitik-devrim.pdf.
- 7
- 8
Yazı GazeteBilim’de, Elifnur Durduran çevirisiyle yayınlandı: https://gazetebilim.com.tr/chomskynin-epsteinla-olan-arkadasligindan-midem-bulandi/.