Orhun Kılıçbeyli
Adana’ya Yılmaz Güney Müzesi !! Geç kalınmadı mı?
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
KENTİN SESİ - ADANA Yazıları
Geçen yazının sonunda Adana'daki güzelliklerden de söz edebilmek temennisini dile getirmiştik.
16. Altın Koza Film Festivali de sadece dışardan izlediğim kadarıyla ve perde arkası ve içyüzü hakkında hiç bir şey bilmeden, Adana'ya kültürel ve sosyal anlamda kısıtlı bir süre içinde de de olsa hareketlilik ve canlılık kazandıran, desteklenmesi ve geliştirilmesi ve daha da fazla kitlelere ulaşabilmesi için yapılabilecek çalışmaların önerilmesi ve desteklenmesi gereken bir etkinlik bence.
Bu festival kapsamında çok fazla etkinliğe katılamadım ama Nuri Bilge Ceylan'ın sinemasının tartışılacağı, kendisinin ve filimlerinde rol alan kişilerin de katılacağı söyleyişi kaçırmamak için elimden geleni yaptım.
Adana'da büyük kitleleri alabilecek çok az sayıdaki salonlardan biri olan ve Cumhuriyetin ilk yıllarında inşa edilmiş olup, bugüne kadar yapılan tamirat ve yenilemelerle kullanılabilir durumda olmasına özen gösterilen!! , Esin Afşar'ın yıllar önce, kışın bu mekanda verdiği bir konserde donmadan sanatını icra edebilmek için izleyicilerin birisinin kendisine kürk mantosunu verdiği ( ama yenileri nedense eklenemiyor bir türlü) Büyükşehir Belediyesi Tiyatro salonunda olacağı ilan edilmişti bu etkinliğin. Geç gittiğim için ancak balkonda yer bulabildim.
Balkon sanırım geç kalanların sürüldüğü ve cezalandırıldığı bir mekan olarak da kullanılıyor anladığım ve hissettiğim kadarıyla. Sonradan eklenmiş klimaların yetersiz kalması, havalandırmanın olmaması, aşağının tüm sıcak havasının balkonda birikmesi nedeniyle Adana sıcağını 3 saat boyunca karesini alarak hissettim. Ayrıca söyleşiden önce yapılmış olan film gösterisinin tüm taşıma ve ortalığı düzenleme işini de sanırım nasıl olsa geç kaldılar müstahak bunlara diyerek etkinlik boyunca önümüzden filim makaraları taşıyarak ifa ettiler.
Salon doluydu. İlgi ve katılımın fazla olması etkinlik adına sevindirici bir durumdu. Etkinliğin soru ve cevap olarak yapılacağı söylendi. Seyirciler soru soracak ve Nuri Bilge ve oyuncular yanıtlayacaktı. Soruları Nuri Bilge aşağıda ve sahnede olmasına karşın çoğu kez duyamadı, anlayamadı. Biz ise hiç duymadık, sadece cevaplardan soruların ne olabileceğini tahmin etmeye çalıştık.
Soru sormanın çok zor bir zenaat olduğundan bihaber olan bazı arkadaşlar orada kendi birikimlerini sergilemeye çalışarak, hiçbir zaman tam olarak soru soramayıp moderatör tarafından sık sık uyarıldılar.
Adana fotoğraf camiasının 'saygın' ve 'tanınan ' şahsiyetlerinden birisi Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğraf geçmişi ve sineması arasındaki ilişkiyi ve aralarında ki etkileşimi yönetmenin kendisine değil de oyunculara ve senariste soracağını beyan ederek soruyu sorunca Nuri Bilge 'den ' O sorunun asıl bana yöneltilmesi gerek, oyuncuların bu konuyla ilgisi olmaz ki' cevabını alarak çok 'sempati' ve 'alkış' topladı. Bunlara karşın güzel ve iyi bir etkinlik oldu.
Asıl ilgimi çeken ve bu yazıda değinmeyi istediğim konu ise Nuri Bilge'nin ödül töreninde aşağıya olduğu gibi alacağım 16.06.2009 tarihli Yusuf Baştuğ'un Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanmış olan haberinden alıntıladığım şu sözleri oldu:
Yarışma sonuçları açıklanmadan önce Yılmaz Güney Ödülü'nün ona yakışır bir filme verilmesini isteyen Jüri Başkanı Ceylan da yeni bir öneri gündeme getirdi. Yabancı ülkelere gittiğinde oralarda yetişen şairler, edebiyatçılar ve sanatçıların adlarına müze açıldığını gördüğünü anımsatan Ceylan, "Mesela Çehov adına müze açılıyor. Oraya gidenler müzeleri geziyor. Bu çok önemli bir şey. Yılmaz Güney'in memleketi Adana'da da Yılmaz Güney Müzesi açılmasını diliyorum" dedi.
Bu sözler üzerine aklıma hemen on bir yılımı geçirmiş olduğum o zamanki Sovyetler Birliği ve Moskova'da ki Dom Muzei ( Ev Müze) ler geldi zira Nuri Bilge'nin önerisinde anlatmaya çalıştığı müzeler bu tür müzeler idi eğer yanılmıyorsam.
Kronolojk bilgilerimi tazelemek ve bir yanlış yapmamak amacıyla internette küçücük bir gezinti yapıverdim. Bu gezintinin sonuçlarından iki kısa örnek vermeye çalışacağım.
Ünlü Rus filozofu, şairi, piyanisti ve bestecisi Aleksander Nikolayeviç Skryabin'in, 1912-1915 yılları arasında Moskova'da oturmuş olduğu ve çağdaşlarınca çok iyi bilinen ve o dönemin kültürel olarak etkili buluşma noktalarından biri olan ve bestecinin en ünlü eserlerini üretmiş olduğu binanın Ulusal Kültür Hazinesi olarak tescil edilip Ev Müze haline getirilmesi kararı Rusya Federasyonu yönetimince 1918 yılında alınıyor ve 1922 yılında bina Ev Müze olarak ziyaret açılıyor.Skryabin'in ölüm tarihi ise 1914. Arada geçen süreyi ve yapılanları siz hesaplayın.
Ünlü Rus 19 yy yazarı Anton Çehov'un ailesi ile birlikte 1886-1890 yılları arasında Moskova'da yaşamış olduğu ev ise 1912 yılında Ev Müze haline getiriliyor ve 1954 yılında halkın ziyaretine açılıyor. Ünlü yazarın ölüm tarihi ise bilindiği üzere 15 Temmuz 1904. Aradan geçen süreyi ve yapılmış olanları gene siz hesaplayın.
Yılmaz Güney'in ölüm tarihi ise 1984 ve mide kanserinden sürgün olarak yaşadığı Paris'te yaşamını yitirdi. Ölümünden günümüze kadar geçmiş olan sure ise 25 yıl sanırım.Paris'te sürgünde ölmüş olması ise cabası.
Sözü fazla uzatmadan yazının başında betimlemeye çalıştığım ortam, etkinliğin yapıldığı bina, binanın ne şekilde ayakta tutulmaya çalışıldığı ve günümüzdeki çağdaş bir konser salonu olmaktan uzak eklektik görünümü, etkinlik sırasında burada aktarmaya yüreğimin gene elvermeyeceği ve 16 Altın Koza Film Festivali ismi ve bu isimli festival kapsamında ve kaçıncısının yapılıyor olmasıyla bana göre hiç de bağdaşmayan söz alanların yönelttikleri daha nice sorular ve daha sonra kısaca özetlemeye çalıştığım Sovyetler Birliği'indeki Ev Müzeler ve yurdumuzdaki durum.
Tüm bunlara bir bütünlük ve diğer ülkelerle kıyaslayıcı bir tutum içinde yaklaşınca, yapılanların aslında bir anlamda çok yüzeysel kaldığı ve Cumhuriyet'in kuruluş tarihiyle ters orantılı kültürel ve sosyal altypapı koşullarında yapıldığı ve aslında diğer bir anlamda da tüm bu gerekçelerden dolayı da bir tür samimiyetsizlik içerdiğini düşünüyorum.
Adana'da yetişmiş ulusal ve uluslararası ölçekte değerli o kadar çok sanat ve bilim insanımız var ki Yılmaz Güney ile birlikte bu insanlarında çoktan gündemde olmuş olması ve hak ettikleri müze ve değerbilirliğe kavuşmuş olmaları gerekmez miydi?
Gene mi karamsar bir yazı oldu yoksa?
Bazı arkadaşlar ise romantik diye niteliyorlardı yazıların içindeki bazı tanımlamaları!!!!