Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Oğuz Oyan

Oğuz Oyan

Yeni CHP programı üzerine

Aslında programın CHP açısından temel sorununu, kendi tarihi köklerinden ziyade kapitalizmin ve emperyalizmin yedek gücü olarak çalışan sosyal demokrasiye olan bağlılığına vurgu yapmasında aramak gerekir.

Yayın Tarihi: 25.11.2025 , 10:36 Güncelleme Tarihi: 25.11.2025 , 10:37

CHP 1992’de yeniden açıldığında elinde olan program metni 1976’da yazılmış olandı. Elbette SHP’nin 1985 Programı da aradaki boşluğu bir biçimde doldurmuştu. 1992 yılı itibariyle bakıldığında, 1976 sonrasındaki dönemde 1980 faşist darbesi yaşanmış, 24 Ocak Kararları ve ANAP iktidarı marifetiyle ülke ekonomisi IMF politikaları çerçevesinde önemli bir neoliberal altüst oluş sürecine zorlanmış, CHP’nin boşluğunu dolduracak olan SHP kurulmuş ve 1991 seçimleri sonucunda eski rakip DYP ile koalisyon hükümeti kurmuştu. CHP bu koşullarda yeniden kurulduktan sonra kendi 1994 Programını yazacak ve SHP ile 1995’teki birleşmesinden sonra da bu Program geçerli kalmaya devam edecekti.

1994’ten 14 yıl sonra 2008 yılında değişen koşullar gerekçesiyle CHP Programı yeniden yazılacak ve Kurultay onayından geçirilecekti. Şimdi 21 Kasım 2025 kamuoyuna duyurulan ve 29-30 Kasım 2025 Olağan Kurultayında onaylanması beklenen yeni bir Program taslağı oluşturulmuş durumda… Bu yazıda bu Programın kısa bir içerik analizi yapılmaya çalışılacak, 2008 Programı ile bazı açılardan karşılaştırılmasına da (ilgili program metninin sayfalarına göndermeler de yapılmaya çalışılarak) yer verilecektir.

Kapsam 

2008 ile 1994 Programları (ve hatta SHP’nin 1985 Programı) kapsamları ve sistematikleri bakımından birbirlerine benzer programlardı. Elbette her biri kendi dönemlerinin dinamiklerini daha fazla yansıtan özellikler taşıyordu. 2008’den 17 yıl sonra yazılan 2025 Programının da elbette kendi döneminin ruhunu daha fazla yansıtıyor olması doğaldır. Ancak 2025 Programı ile kendisinden önceki programlar arasında bir kere önemli bir nicelik farkı bulunuyor. 2025 Programı öncüllerine göre oldukça kısa bir metin. “İçindekiler” ile birlikte yalnızca 130 sayfa. Oysa 2008 programı 344 sayfa. Sayfa uzunlukları ve yoğunlukları farklı olduğu için, daha gevşek yapılı 344 programı ölçütlerine göre 2025 programının yaklaşık 160 sayfa boyutunda olduğu da söylenebilir. Her durumda 2008 Programının yüzde 45’i boyutunda bir metinle karşı karşıyayız.

Öyle olunca bazı başlıkların metne hiç girmemesi veya çok özet biçimde ele alınması kaçınılmaz oluyor. Sektör politikalarında bu durum daha net ortaya çıkıyor. Yalnızca iki örnek verelim. 2025 Programında “Aktif sanayi politikaları” (s.44-45), 2008 Programında yer verilen sanayi bölümüne (s.188-215) kıyasla aşırı hacimsiz kalıyor.  2 sayfaya 27 sayfa! (İlkini 2 ile çarpsanız dahi arada 7 kat fark var). 2025 Programında, “Kırsal kalkınma, tarım, hayvancılık, ormancılık, gıda güvenliği ve güvencesi” başlıklarını içeren bölüm (s.46-49) yalnızca 4 sayfayken, 2008 Programında aynı konulara (s.215-240) 25 sayfa ayrılmıştı. Yoğunluk farkları giderilse bile, 2025’te 2008’in dörtte biri boyutunda bir tarım bölümü epey güdük görünüyor. Üstelik tarım sorunları azalmayıp katlanırken! (Bu arada bazı sistematik sorunları da yok değil: 2025 Programında “enerji ve madencilik” başlığı neden “sanayi” ve “tarım” gibi üretken sektörler başlıklarını izlemez de, araya turizm, kültür ve spor politikaları konulduktan sonra sıra ona gelir anlamak zor).

Buna karşılık dönemin koşulları gereği, birinci bölümde “demokrasi, yönetim, adalet” başlığına oldukça geniş yer ayrılmış. Adalet alt başlığına önemli bir yer ayrılması elbette anlaşılır; bunca adaletsizliğin biriktiği, özellikle de CHP belediyelerinin. Cumhurbaşkanı adayının ve bizzat Partinin kurumsal kimliğinin hedef alındığı bir ortamda başka ne beklenebilirdi? Giriş bölümünde de “CHP’nin temel ideolojik kaynakları”, “Neden yeni bir Program?” sorusu, “Hedefler” ve “Altı Ok”un yeni açılımlarına genişçe yer ayırma ihtiyacı hissedilmiş. Altı Ok bahsi her programda yer aldığı için karşılaştırmak ilginç olabilir: 2025 Programı bu alt-başlığa 2008 Programından daha fazla yer vermiş durumda…

İçerik

2008 ve 2025 Programlarının her ikisi de AKP dönemi içinde yazılmış olmaları bakımından bir ilki temsil ediyor. Şimdiye kadar hiçbir CHP programı aynı partinin uzun iktidar dönemi içinde yenilenmeye konu olmamıştı. İlginç olan şudur: AKP’nin siyasal İslamcı ve despotik kimliği 2008 yılında dahi gören gözler bakımından aşikar olmasına rağmen bu kimliğin sanki 2025 yılında keşfediliyor olması gibi bir siyasi miyoplukla karşı karşıyayız.

2025 Programı sonuçta AKP’nin uzun yıllardır derinleştirdiği hukuki, siyasi, iktisadi, toplumsal tahribata karşı yazılmış bir metin özelliğini taşımakta. Bu Program aslında tamamen AKP döneminin aşırılıklarının, tek adamcı yönetim biçiminin, eş-dost kayırmacılığının, yolsuzlukların, ahlaki çürümenin, çeteleşmenin, genelleştirilmiş baskı sisteminin bir panzehiri olarak kurgulanmaya ve Anayasanın 2.maddesindeki devlet tanımına uygun mevzuat düzenlemelerini pekiştirmeye çalışıyor. Dolayısıyla Programın daha fazla hukukçu katkısı almış görünmesi boşuna sayılmaz.

Yukarıda 2025 ile 2008 Programlarının bazı farklılıklarına değinmiştik. İlginç bir benzerlik ise 2025 Programı ile 30 Ocak 2023’te Altılı Masa’nın “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” arasında kurulabilir. Başka deyişle, 2025 Programı 2008 Programından daha fazla “2023 Mutabakat Metni” ile benzerlikler içermektedir. Ortak payda ekonomide neoliberalizm, siyasette liberalizm, dış politikada Batı ittifakı kurumlarına (AB, NATO) sıkıca sarılmaktır.

Uzun AKP döneminin yarattığı tahribatının gerektirdiği köklü dönüşümlere çoğunlukla yer verilemiyor oluşunu da bu ayak bağlarında veya Programın sermaye yönlü sınıfsal temellerinde aramak gerekir:

-“Türkiye Saray’dan değil TBMM’den yönetilecek” formülünün dayanağı olabilecek bir idari düzenlemenin köşe taşlarını açıklamayan, dolayısıyla bildiğimiz parlamenter sistem dışına çıkamayan, hatta tıpkı 2023 Mutabakat Metni’nde olduğu gibi Cumhurbaşkanının TBMM içinden seçilmesini öneremeyen;

-Milletvekillerinin parti değiştirmesinin yasaklanmasını gündemine almayan;

-Seçim barajını yüzde 3’e indirirken, Hazine yardımı eşiğini yüzde1’e indiren (s.31-32); oysa her ikisinin de yüzde 1’e indirilmesinin hiç olmazsa Programın tutarlılığı açısından daha isabetli olacağını öngöremeyen;

-2008 programında (s.231) tarımsal destekler için GSYH’nın yüzde 2’si hedefi varken (bu, bugünkü desteklerin 9 kat arttırılması anlamındadır ve çok radikal kabul edilebilir), 2025 Programında tarımsal destekleme için nicel bir hedef dahi veremeyen; 2008 Programında tarımsal girdilerde ÖTV kaldırılırken 2025 Programında buna değinmeyen;

-Anayasa hükmü (m.73) olduğu halde uygulanamayan “vergide adalet”i, sermaye sınıfına karşı hangi sınıfsal programla uygulayabileceğine dair hiçbir ipucu taşımayan; maliye politikalarının tamamını 3,5 sayfada geçiştiren;

-“Özelleştirmeler sınırlandırılacak” derken (s.63), özelleştirilen kuruluşların (en azından stratejik olanlarının) devletleştirilmesinden hiç söz etmeyen; keza KÖİ projelerini sürdürmeyeceğini söylerken (s. 50) bunların geri alınmasından hiç bahsetmeyen;

-“Kalkınma ve ekonomi politikalarını” (s. 39) sermayenin etkisine tamamen açık bir çizgide tanımlayan; “para ve finansal istikrar politikalarını” (s. 64-65) neoliberal yaklaşımla betimleyen;

- Savunma sanayi (s. 118…) bağlamında kamuya neredeyse hiçbir rol vermeyen;

-Çeşitli hizmet alanları veya sektör politikalarında genel ifadelerin ötesine geçemeyen;

-“Temel vatandaşlık geliri” (s. 88) kavramıyla maddi bir yanlış da yapabilen; (Programda önerilen mekanizma, istisnasız her vatandaşa bir temel gelir uygulaması olmayıp (bereket böyle değil),  “yoksulluk sınırının altında kalanlara bir destek” yani bir Asgari Gelir Desteği olmasına rağmen (Bkz. Aziz Çelik, Birgün Gazetesi,  24.11.2025), siyasi kullanıma uygun bir kavramın tercih edilmesi programın ciddiyetini sarsmaktadır);

- “Doğurganlık oranının düşüşü (…) Türkiye’nin demografisini önümüzdeki yıllarda dönüştürecektir” (s.124) diyerek, bu dönüşümün zaten gerçekleşmiş olduğunu değerlendiremeyen (Türkiye son çeyrek yüzyılda Avrupa’nın 1,5 yüzyılda gerçekleştirdiği demografik dönüşümü gerçekleştirerek büyük bir demografik şok yaşamışken);

-Göç yönetimi konusunda (s. 122), AB ile yapılmış “geri dönüş anlaşması”nın iptal edilmesini (AB’yi karşıya almamak adına) Programına alamayan;

-Dış politikada Türkiye’nin “öngörülebilir bir ülke” (s. 115) olmasına, yani “Batı ittifakı’nın çatı kuruluşlarına” AKP’den daha fazla sadık kalınacağı imalarına sürekli atıfta bulunan;

-Kıbrıs konusunda neredeyse hiçbir tavır almıyor gibi gözüken (s.115), ama Rum/Yunan ve AB tezlerine yani federasyona daha yakın durduğu izlenimi veren;

-Bütün bu Programda TÜSİAD gibi sermaye çevrelerini rahatsız edebilecek tek konu olarak “sendikalaşma hakkı”nı (s. 71) savunan paragraflar olduğu görülen, ancak anayasaların bile rafa kaldırıldığı bir ülkede bunun gerçek bir tedirginliğe yol açıp açmayacağı dahi tartışmalı olan,

bir program metniyle karşı karşıyayız. 

Kuşkusuz bu programda itiraz edilmeyecek, önceki programlara kıyasla daha ileri sayılabilecek bazı adımlar yok değildir. Ama önemli olan programın bütününün neyi temsil ettiğidir. Bu bakımdan Program açısından öncelikli olanın bir bütün olarak ve esas itibariyle iç ve dış sermaye çevrelerinin talepleriyle ters düşmemek olduğu söylenebilir.

İdeolojik kopuş

Aslında Programın CHP açısından temel sorununu, kendi tarihi köklerinden ziyade kapitalizmin ve emperyalizmin yedek gücü olarak çalışan sosyal demokrasiye olan bağlılığına vurgu yapmasında aramak gerekir.

CHP’nin emperyalizme karşı bağımsız savaşı verilen bir konjonktürde kurulmuş olmasını hiçbir zaman unutmadan kendi kuruluş ilkelerini sahiplenmesi ve emperyalizmin yönetici partilerine dönüşmüş bulunan sosyal demokrat partilere öykünmekten vazgeçmesi beklenirken, “sosyal demokrasinin evrensel değerleri ile buluşmak” gibi bir takım geri mevzileri topluma “yenilik” ve “ilericilik” olarak sunmasına şiddetle itiraz etmeyi sürdürmek durumundayız.

Aydınlanmacı Cumhuriyet dinamiklerini lafzen veya kendi kuruluş ilkeleri gereği usulen savunup içeriğine ilişkin bir ayrıntılandırmadan özenle kaçınan; hâlâ feodal Ortaçağın “Anadolu Aydınlanması” fantezisi üzerinden kapitalist çağın sorunlarına ışık tutulabileceğini varsayan, CHP’nin beslendiği üç ana kaynaktan birinin 13. Yüzyıl felsefesi olduğunu iddia eden veya bu yönde bir fikri pazarlamanın siyasi oportünitesini yüksek gören bir anlayışın Türkiye’nin sınıf temelli sorunlarını kavraması ve çözmesi beklenemez.

Kurtuluş Programı

CHP Programından çok farklı bir yaklaşımı görmek isteyenler Cumhuriyetçiler Kurultayı’nın 23 Kasım 2025’te Ankara’da toplanan Danışma Kurulu’nun KURTULUŞ PROGRAMI ÇALIŞTAYI toplantısında tartışıp olgunlaştırdığı metne başvurabilirler. Bu metin toplamda 90 sayfadan oluşmaktadır. CHP 2025 Programı sayfa boyutlarıyla bakıldığında şimdiden 100 sayfayı aşan bir metindir. Bu metinde tarım-hayvancılık, kamu maliyesi, sağlık, sanayi-enerji, savunma ve dış politika, Kürt sorunu, emek kaynakları gibi birçok başlıkta CHP Programından daha ayrıntılı, daha somut ve elbette sınıf temelli öneriler sunulduğu gibi, bundan daha önemlisi “devrimci cumhuriyetin ilkeleri” ve “cumhuriyetçi bir halk hareketinin temelleri ve karakteristik özellikleri” konularında yepyeni bir ideolojik hat çizilmektedir.

Bu bakımdan çok kısa sürede çok sınırlı bir kadroyla oluşturulan Cumhuriyetçiler Kurultayı’nın Kurtuluş Programı ile CHP’nin 2025 Programı arasında dağlar kadar nitelik farkı olduğunu belirtmek durumundayım. 

Oğuz Oyan 'ın Son Yazıları