Oğuz Oyan
Programlar bir karşılaştırmaya dayanır mı?
Yayın Tarihi: 16.09.2025 , 10:31 Güncelleme Tarihi: 16.09.2025 , 10:37
Çok eskiye gitmeyelim; karşılaştırmayı Şimşek dönemiyle sınırlayalım. Malum, Şimşek ekibi şimdiye kadar üç Orta Vadeli Program (OVP) ve bir Beş Yıllık kalkınma Planı (12. Plan: 2024-2028) hazırladı. OVP’lerin ilki 2024-26 dönemini, ikincisi 2025-27 dönemini ve nihayet geçen hafta açıklanan en yenisi 2026-28 dönemini “programlıyor” gözüküyor. Dikkat edilirse, bu üç OVP’nin ortak olarak kapsadığı iki yıl var: 2025 ve 2026 yılları. O halde, bu iki yıla ilişkin olarak her üç OVP’de yer verilen tahmin ve gerçekleşmeleri karşılaştırarak bu programların ciddiye alınabilirlik derecesini anlamaya çalışabiliriz.
Ön saptamalar yararsız olmayabilir. Üç OVP ile 12. Kalkınma Planı aslında aynı (köhnemiş) neoliberal anlayışların uzantısında. Bu anlayış, esas olarak IMF telkinlerine çok açık ve zaten IMF programlarının kimi yaklaşımlarını amentü gibi benimsemiş durumda. Buna rağmen bunların ciddi plan/program hazırlıklarına karşılık gelmediği, yasal ve anayasal zorunluluklar gereği oluşturulan metinlerden ibaret kaldığı saptamasını yaparsak çok da haksızlık etmiş olmayız.
İkinci saptama şu olabilir: Üç OVP ile 12. Plan arasında bir genel yaklaşım/felsefe uyumu var olmakla birlikte programların yürürlükteki Kalkınma Planına göre şekillenmesi gereğine uyulduğu söylenemez. Başlangıçları tesadüfen aynı yıla denk gelen ve üstelik aynı yıl ekonomi yönetimindeki değişiklikle çakışan OVP 2024-26 ile 12. Plan (2024-28) kuşkusuz daha fazla benzeşmekteydi. Ancak beş yıllık Plan hedefleri sabit kalıp her yıl yenilenen OVP’ler gerçekleşme ve hedefleri bakımından ciddi sapmalar ortaya koydukça, Plan-Program uyumu giderek bozulmakta. Kuşkusuz bu durum 2024’te ortaya çıkmadı, öncesinde de benzer uyumsuzluklar hep vardı. Ama Şimşek ekibinin “teknik becerisine” atfedilen abartılı önyargılar anımsanırsa, 2024 sonrasının eleştirel değerlendirmesinin daha fazla önem taşıdığı söylenebilir.
Belki buradan bir üçüncü saptamaya da yer açılabilir: Bakan Şimşek, henüz devir teslim töreninde, önceki ekonomi yönetiminin (Bakan Nebati, MB Başkanı Kavcıoğlu ve kuşkusuz CB Erdoğan üçlüsü) irrasyonel politikalarını sürdürme olanağının kalmadığını itiraf etmişti. Kendisinden önceki dönemde kur artışlarını ve dolayısıyla enflasyonu dizginleme aracı olarak kullanılan kimi icatları (KKM) ve faizleri aşırı baskılamayı da dolaylı olarak bu irrasyonel politikalara örnek olarak göstermiş ve buradan çıkışa yönelmişti. (Gerçi bu “hızlı” frenler KKM’de etkisini ancak 2025 yılı sonlarına doğru gösterebilecekti; faizlerde ise çalkantılar fazlaydı ve hala belirsizlik egemendi). Şimdi bu “irrasyonel” terimi üzerinde duralım: Sermayenin çeşitli kesimlerinin çıkarları ekseninden bakıldığında burada gerek 2024 gerekse 2024 sonrası dönemler açısından herhangi bir irrasyonellik göremezsiniz. Sistemin egemenleri her türlü zıt ekonomik politika kararlarına karşı gemilerini yüzdürmeyi becerebiliyor ve durumdan kârlı çıkmayı başarıyorlardı. (Elbette istisnalar var ama bunlar kuralı bozacak büyüklükte olmaz). Dolayısıyla, buradaki irrasyonele sınıfsal açıdan bakmak gerekir: Emekçi sınıflar açısından kapitalist sistemin kendisi irrasyoneldir ve böyle kavranması gerekir. Günlük/ yıllık politika değişiklikleri sistemin geniş halk kitleleri açısından bu irrasyonel yüzünü ancak biraz da pekiştirebilir veya aldatıcı refah etkileriyle sisteme bağlama etkileri yaratır.
Son saptama şu olsun: OVP’lerin ilk yılın ötesindeki yıllara ait öngörülerini bir eğilim ve niyet beyanı olmak dışında pek ciddiye almamak gerekiyor, çünkü sapma oranı çok yüksek oluyor. Zaten her şekilde izleyen yılın OVP’sinde bu “uzak” öngörülerin yerini yeni öngörüler alıyor. Örneğin bu yılın OVP’sinde (2026-2028) döneminin 2026 yılına ilişkin verileri ile bitimine 4 ay kadar kalmış olan içinde bulunulan yıla (2025 yılına) ait son gerçekleşme tahminleri önem taşıyor. O kadar ki, içinde bulunulan yılın sonuna ait gerçekleşme tahminleri bile oldukça sapabiliyor. Özellikle de siyasi gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkilerinin çok yoğun olabildiği son zamanlarda.
OVP’lerde 2025 ve 2026’nın Enflasyon ve Büyüme Hedefleri

Ekteki çizelge bize ilk bakışta şunu söylüyor: 2025 ve 2026 ortak yılları bakımından her OVP döneminde hedefler yukarı taşınıyor. Öyle az-buz da değil: 2025 için TÜFE hedefi yüzde 15,2’den yüzde 28,5’e çıkıyor; ki 2025 sonunda 28,5’un da üzerinde gerçekleşme olasılığı güçlü! Aynı şey 2026 enflasyonu için de geçerli: Yüzde 16 hedefi, yüzde 8,5 hedefinin neredeyse iki katı. Kaldı ki, TCMB’ye göre 2026’nın üst tahmin aralığı yüzde 19 ve şimdiden daha gerçekçi duruyor! Sonuçta, yürürlükteki dezenflasyonist program, başlangıçta çok iyimser veya iddialı hedeflerle yola çıkmış ama yol alırken bunlardan önemli ölçüde sapmış gibi duruyor.
Gerçi bu çizelgede görünmeyen 2023 ve 2024 yılsonu TÜFE’lerinin sırasıyla yüzde 64,77 ve 44,38 olduğu anımsanırsa, Şimşek yönetiminin başlangıçta enflasyonu zıplatan “düzeltme” politikaları uyguladığını ve aslında bunu aynı zamanda halkın talebini sınırlamanın bir aracı olarak devrede tuttuğunu vurgulamak olanağı doğar. Daha önemlisi şudur: Enflasyon hedeflerinin bilerek düşük gösterilmesi uygulanan politikanın bir gereğidir. Çünkü bu manipülasyonlar, ücret artışlarını sınırlamanın, bu artışları gerçek enflasyonun altında tutmanın “teknik gerekçesi” olarak hep tedavülde tutulmalıdır. Yandaş sendikalara tutunacakları bir dal uzatılmalıdır. TÜİK, bölüşüm ilişkilerini emek aleyhine düzenleyen en kritik kamu kurumu niteliğini AKP döneminde bileğinin hakkıyla kazanmıştır.
GSYH büyümesi bakımından ilk OVP’nin sonrakilerden ayrıldığı görülmektedir. İddialı büyüme hedefleri, geçen yılın OVP’sinden (2025-27) itibaren ortadan kalkmıştır. 2027 yılı kapsansa bile durum böyledir. (2028’i dikkate almamak gerekir). OVP 2025-27’den itibaren, büyüme hedefleri Türkiye’nin yüzde 4,5 civarında olan çok uzun vadeli ortalama yıllık büyüme gerçekleşmelerinin altında kalmaktadır. AKP’nin yüksek büyüme heveslerine rağmen durum böyledir. Ama bu hedefler, IMF’nin birkaç yıldır Türkiye için uygun gördüğü uzun vadede yüzde 3-3,5 büyüme temposuyla uyumludur. Daha iddiasız bir Türkiye ekonomisi beklentisine de pek uygundur. Nitekim 12. Kalkınma Planının temel sektör ağırlıklarına bakıldığında beş yılda hiçbir ağırlık kayması olmaması, sanayinin ve imalat sanayiinin katma değerinin hiç kımıldamadan beş yıl boyunca sabit kalmasının öngörülmesi ne menem bir kalkınmanın amaçlandığını da ele vermektedir.
Çizelgede yer vermedik ama kamu maliyesinin büyüklüklerindeki değişmeler veya hedefler de önemli elbette. Bunlardan sadece Merkezi Yönetim Bütçesi’nin 2025 ve 2026 yıllarına ilişkin bütçe dengesi (Türkiye söz konusu olunca bütçe açıkları) verilerini ele alalım.
2025 ve 2026 Yıllarına İlişkin Bütçe Açıkları/GSYH Öngörüleri (%)

Bütçe açıklarının 2023 ve 2024 yıllarında büyük sıçrama yaptığını, GSYH’ye oranla 2023’te yüzde 5,2 ve 2024’te yüzde 4,7 düzeylerine çıktığı bilgisiyle bu çizelgeyi değerlendirmek gerekir. Bununla birlikte, bütçe açıklarını daraltmak için özellikle kamu personelinin ücretlerini ve sosyal güvenlik/ sosyal hizmet harcamalarını baskılamak ve kamu yatırımlarını daraltmak üzerinden yapılan basınçlara rağmen bütçe açığı/GSYH oranını yüzde 3’ün altına düşürme hedefleri tökezlemektedir. Hatta bu oranın yüzde 3,5’in bile altına geriletilememesi önemli bir başarısızlık göstergesi olarak görülmelidir.
Sonuç
Yeni OVP üzerine söyleyeceklerimizi tüketmiş değiliz ama onları başka yazılara bırakmak durumundayız. Şimdilik şu kadarını ekleyebiliriz: Planlar ve programlar, tıpkı bütçeler gibi, ekonomide üretim ilişkilerinin olduğu kadar birincil ve ikincil bölüşüm ilişkilerinin de aynasıdır. Önemli olan emekçi sınıfların bu belgelere doğrudan müdahil olabildiği bir siyasal ortamın sağlanmasıdır. Bu da devrimci bir süreci gerektirir.