Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Oğuz Oyan

Oğuz Oyan

İşsizlik Sigortası Fonu kime çalışıyor?

Ama sıkı durun; giderek büyüyen Fon Varlığının nasıl değerlendiğini hesaba katmadan Fon üzerinden sürdürülen mali sömürüyü tam olarak yansıtmak mümkün değildir. İSF’nin büyüyen Fon Varlığı, büyük sermayenin kamu bankalarını ucuz kredilerle sömürmesi, sermayenin vergiden kaçınması için ilave bir sigorta oluşturmaktadır.

Yayın Tarihi: 14.10.2025 , 00:29 Güncelleme Tarihi: 14.10.2025 , 10:06

Aslında sorunun yanıtı epeydir biliniyor, en azından bu fonun işsiz emekçiye çalışmadığı konusunda yaygın olarak paylaşılan bir algı epeydir oluşmuş durumda. Ama algıların ötesine geçip zaman zaman resmi verilerle olayı kanıtlamak gerekiyor ki kuşkular ortadan kalksın ve gerçekler tüm boyutlarıyla ortaya çıksın.

Bu konuda soL Haber’de daha önce defalarca yazdık. Daha kapsamlı makaleler biçiminde birçok başka yayına da katkıda bulunduk. Ama veriler donup kalmıyor, zamanla değişiyor ve yorumlamak gereken yeni nüanslar ortaya çıkıyor. Bu konuyla ilgili yaptığımız son tabloda verileri Mayıs 2021’e kadar getirebilmiştik. Kovid-19 pandemisinin tam ortasındaydık yani. Dört küsur yıl sonra acaba hangi noktadayız?

Biraz tarihçe

Önce geçmişin bir özetini yapalım. İşsizlik Sigortası Fonu (İSF) 2000 yılı Haziran ayında kuruldu. Aslında bir tasfiyeyle yeniden doğmuş oldu: İSF kesintilerine karşı olan patronlar, Çalışanların Tasarrufunu Teşvik Fonu’nun (ÇTTF veya Zorunlu Tasarruf Fonunun) tasfiyesi ve bunun için yapılan kesintilerin sona erdirilip işçiler bakımından (memurların kesintisi tamamen bitirildi) İSF’ye aktarılması üzerinden ikna edildiler. Muhtemelen kapalı kapılar ardında İSF kaynaklarının (bakiye nakit fon varlığının) sermayeye de kullandırılacağını da bir ikna argümanı olarak kullanmışlardır. Her durumda süreç tam da böyle çalıştı.

İSF için prim kesintileri Haziran 2000’de başladı ama Fondan İşsizlik Ödemeleri (İÖ) Mart 2002’de başladı. Yani Fon iki yıl boyunca biriktirdi ama harcamadı. Harcamadı dediysek, paraları atıl tutmadı! Hazine’nin Fon kaynaklarını uzun vadeli düşük faizli olarak kullanmasına yaradı. Bunun böyle olacağı belliydi ve bunu başından itibaren ifade etmiştik: ÇTTH kaynakları nasıl Hazine’ye uygun koşullu borçlanma imkanı sağlıyorsa İSF’nin de onu ikame edeceği apaçıktı. İSF kaynakları, sermayeye de doğrudan ve dolaylı olarak kullandırıldı ve giderek sermayenin “payı” işsizin payını aştı. “Azgelişmiş” kapitalizmin doğasına pek uygundu. Azgelişmişlik aslında ekonomik sistemin azgelişmişliğinden ziyade işçi sınıfının örgütsüzlüğü ve sistem tarafından aşırı baskılanmış olmasından ötürüydü. 2000 yılında başlatılan IMF/DB programına ciddi tepkiler veremeyen, işçiler için kurulduğu iddia edilen bir Fonda sendikal temsil oranını yükseltemeyen, bunun mücadelesi içine bile girmeyen bir işçi sendikacılığından bahsediyoruz.

Fon o kadar çok Hazine borçlanması ve sermayenin semirmesi için kullanıldı ki, 25 yıldır bu Fonda işçi veya işsiz lehine hiçbir yasal düzeltme yapılmasına izin verilmedi. Fon, işçi açısından üç bakımdan sorunluydu: 1) İÖ’den yararlanmak için gereken koşullar son derece ağırdı. Nitekim uzun dönemde hak sahiplerinin ancak yarısı ödeneğe hak kazanabiliyordu; son yıllarda ise başvuru sahiplerinin ancak yüzde 40-45’i İÖ’ye hak kazanabilmekte. 2) İşsizlik ödenekleri çok düşüktü ve yaklaşık olarak asgari ücretin yarısı ile tamamı arasında belirleniyordu. Asgari ücret üzerinden prim ödeyenler -ki bunlar çoğunluğu oluşturuyor- asgari ücretin yarısı kadar bir İÖ’yü hak edebiliyordu. İsterseniz asgari ücretin üç katı üzerinden prim ödeyin, İÖ asgari ücreti geçemiyordu. 3) İÖ’ye hak kazanmak zordu ama sistem içinde uzun süre kalmak daha da zordu. İÖ alabilmek 10 ayın ötesine geçemiyordu… Muhalefet milletvekillerinin bu uzun süre içinde bu konularda düzeltme öngören çok sayıda kanun teklifi dikkate bile alınmadı. Çünkü ne sermayenin ne iktidarın işine geliyordu.

Burada uzun bir tarihçe yazmak gerekmiyor. Önceki çalışmalarımızı güncelleyerek özet bilgiler verelim. İSF’ye prim (şu ana için işçi %1, işveren %2 devlet %1 ödemektedir) ve nema olarak toplam girişler (gelirler) 2000-2015 yıllarının tamamında kümülatif olarak 128,7 milyar TL’dir. Bu, cari fiyatlar üzerinden bir toplam olduğu için yanıltıcıdır. Sonraki daha enflasyonist dönemlerle kıyaslanması bu bakımdan daha da sorunludur. Örneğin Ocak 2016 ile Mayıs 2025 arasında Fona toplam girişler 1 trilyon 232,8 milyar TL’dir. Bunlar enflasyon düzeltmesi yapılmadan karşılaştırılabilir büyüklükler değildir. Ama amacımız burada zaten bu değildir. İSF’ye toplam girişler ile çıkışlar (gelirler ile giderler) toplamı arasındaki fark, 25 yıllık dönem sonunda giderek büyümüştür. Toplam girişler (prim artı nema gelirleri) 1 trilyon 361,5 milyar TL tutarken, toplam çıkışlar (giderler) 770,4 milyar TL’dir. (Çıkışlar veya giderler toplamı, hak sahibi işçilere, sermayeye ödenenler ile bazı yıllar istisnai olarak Bütçeye aktarılanlardır). Aradaki fark 591,1 milyar TL’dir: Gerçi bu bizim yıllardır sürdürdüğümüz hesabımıza göre böyle; İŞKUR’un İSF Bülteni’ne göreyse İSF’nin “Menkul Kıymet ve Fon Nakit Varlığı” toplamı Mayıs 2025’te 541,2 milyar TL’dir. O kadar fark olur (!) deyip geçelim.

Asıl dikkati çekmek istediğimiz mesele başka. Fondan çıkışlar ile Fona girişler arasındaki ilişkinin süreç boyunca ciddi değişimlere konu olması. 2002-2015 arasında fondan toplam çıkışların fona girişlere oranı sadece yüzde 27,7 düzeyinde. Bunun anlamı, Fonun varlıklarını korumak ve sarf etmemek için aşırı nekes bir tavır sergilenmiş olması. Bir başka anlamı da büyüyen fon bakiyesinin devlet tahvillerine ve devlet bankalarına daha fazla yatırılıyor olması. Yani hem kamu bankaları fonlanmış oluyor hem de Hazine iç borçlarının vade ve faiz yapısı düzeltilebilmiş oluyor. (İSF kaynakları olmasa, Hazine’nin uzun vadeli kaynak bulması neredeyse olanaksız). Bankaların fonlanmasının sermayenin bankalardan fonlanmasını kolaylaştırıcı etkilerini dikkate almak gerekir. Ayrıca, Hazine’nin mali piyasalardan değil de İSF’den borçlanabiliyor olması, özel sektör açısından dışlama etkisinin zayıflaması ve borçlanma imkanlarının artması anlamındadır.

Daha yakına gelirsek

Çıkışlar/girişler (veya harcamalar/gelirler) arasında kurduğumuz bu ilişkinin izini sürmeye devam edersek, 2016-2018 döneminde ortaya çıkan oranın yüzde 50 ile yüzde 68,5 arasına yükseldiğini görürüz. 2019-2021 arası ayrı bir hikayedir: 2019’da yüzde 90,3 oranına çıkmışken 2020’de yüzde 173,8 oranına 2021’de ise yüzde 127,2 oranına yükselmektedir. Çünkü Covid-19 salgını yıllarıdır ve Fon ilk kez cari girişlerin üzerinde cari harcama yapmaktadır, yani eski birikimlerinden yemektedir. Ama 2022 yılından itibaren hemen eskiye dönüş başlayacaktır: 2022-2025 döneminde bu oran yeniden yüzde 62 - yüzde 50 arasına yerleşecektir.

İlişikteki çizelgede gösterilmese de gelirlerin yapısı açısından bakıldığında, bunun yaklaşık yüzde 60-64’lük bir bölümünün işçi işveren primleri artı devlet katkısından oluştuğu, kalan yüzde 36-40’lık bölümün faiz gelirleri ve diğer gelirlerden yani fon varlığının değerlendirilmesinden elde edildiği görülecektir. Fon varlığının düşük getirilerle değerlendirildiği hesaba katılırsa, gerçekte bu son oranın potansiyel olarak yüzde 40’ın epey üzerine yükselebileceği çıkarımı da yapılabilir.

Bizim burada asıl üzerinde durmak isteyeceğiz konu ise, fon giderlerinin (fondan çıkışların) yapısı ve değişimi olacaktır. Emek kesimine olan desteklerin yapısı pandemi döneminde köklü olarak değişmektedir. 2020 ve 2021 yıllarında İÖ yerine Kısa Çalışma Ödeneği (KÇÖ) geçmektedir. Hemen sonrasında yeniden KÇÖ zayıflamakta (2023) ve sonra da silinmektedir. Sermaye alacağını almış, pandemi krizinin yükünü KÇÖ üzerinden işçi sınıfına yansıtmıştır.

Ama daha ilginç gelişmeler yaşanmaktadır: Sermaye yönlü dolaysız destekler sadece pandemi döneminde yani 2020 ve 2021 yıllarında emek yönlü destekleri aşmaktadır. Gerçi dolaylı destekleri ekleyince 2021 yılında bile sermaye destekleri emek desteklerini aşmaktadır. Kaldı ki, Aktif İşgücü Programları ve İşbaşı Eğitim Programları üzerinden sermayeye yapılan ucuz istihdam destekleri (dolaylı destekler) olsun, dolaysız destekler olsun bunlar izleyen yıllarda iyice çığrından çıkmakta ve sermaye kayırmacılığı müstehcen bir görünüm almaktadır.

Ama sıkı durun; giderek büyüyen Fon Varlığının nasıl değerlendiğini hesaba katmadan Fon üzerinden sürdürülen mali sömürüyü tam olarak yansıtmak mümkün değildir. İSF’nin büyüyen Fon Varlığı, büyük sermayenin kamu bankalarını ucuz kredilerle sömürmesi, sermayenin vergiden kaçınması için ilave bir sigorta oluşturmaktadır. Ama şimdi bununla da yetinmeyip, İSF gibi çalışacak bir Tamamlayıcı Emeklilik Sigortası veya bir nevi kıdem tazminatı fonu oluşturma hevesleri depreşmiştir. İşçi sınıfı örgütlenip işbirlikçi sendikacılığı aşmadıkça ve sermaye tahakkümüne meydan okumadıkça “vurun abalıya” siyaseti yani bu katmerli mali sömürü devam edecektir.

Oğuz Oyan 'ın Son Yazıları