Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Oğuz Oyan

Oğuz Oyan

Cumhuriyetin bağımsız ulaşım politikası

Serdar Şahinkaya hem ele aldığı döneme hem de bugünlere ışık tutan çok yararlı bir çalışma ortaya çıkarmış. Bu kitap, bir çekirge sürüsü gibi ülkenin üzerine çöken yağmacı zihniyetin iyice gemi azıya aldığı bir dönemde çıkarken tam zamanında gelmektedir diyebiliriz

Yayın Tarihi: 24.06.2025 , 02:03 Güncelleme Tarihi: 24.06.2025 , 02:03

“Bir karış fazla şimendifer”! İşte 1920’lerin bağımsız ulaşım politikasının Cumhuriyetin kurucu önderlerinin ağzından henüz o dönemlerde ifade ediliş biçimi. Erken Cumhuriyet dönemi iktisat tarihi üzerine çalışmalarıyla bilinen sevgili meslektaşım Serdar Şahinkaya, 2017’de 15. Sosyal Bilimler Kongresi’nde sunduğu bildiriyi genişleterek artık bir kitap boyutuna taşımış bulunuyor: “Başvekil İsmet Paşa’nın 30 Ağustos 1930 Sivas Nutku ışığında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e demiryolları meselesi. Bir Karış Fazla Şimendifer. ‘Ekmeğimizi kurtardık, gömleğimizi de kurtaracağız’” (Telgrafhane Yayınları, Nisan 2025). Şahinkaya böylece 1920-1930 döneminin kritik dönüm noktaları (Halkçılık Programı-1920; 1923 Türkiye İktisat Kongresi, 1930 Sanayi Kongresi, 1930 Sivas Demiryolu açılışı) üzerine dört kitap çıkarmış oldu. Türkiye İktisat Kongresi üzerine yaptığı çalışmayı daha önce (4 Nisan 2023 tarihli yazımızda) bu sütunlarda değerlendirmiştik.

Şahinkaya’nın son çalışması birçok açıdan ilgiyi hak ediyor. Bunu da her zamanki gibi en iyi şekilde bu döneme ilişkin yetkin eserleriyle tanınan değerli hocamız Bilsay Kuruç özetliyor. Prof. Kuruç’un kitaba yazdığı Önsöz’den alıntılayalım: “Avrupa’nın gönderdiği ordu 1922’nin 30 Ağustos’unda darmadağın edilmişti. Askeri senaryo bitmişti. İktisat senaryosu başlıyordu. Bunun da cepheleri ve muharebeleri olacaktı. 1923’ten sonra Avrupa’nın orantısız güç kullanabileceği ilk ve öneme sahip cephe demiryolu idi. Dünya demiryolları emperyalizme ait değil miydi? Rakipsizdi. 
Aşiret mi, bağımsız yeni devlet mi, o cephede belli olacaktır. ‘Haydi bakalım’ın ilk adımı Cumhuriyet’in ilanından sadece üç ay sonra TBMM’ne getirdiği Kayseri ve Sivas’a uzanacak demiryolu inşaatı tasarısıdır. (…) Orada, 28 Ocak 1924’te Başvekil olarak vurgulayacaktır: ‘İnşaat politikamız ‘Bir karış fazla şimendifer’dir! Yabancı şirketler koşullarımız kabul eder, gelirlerse yaptırırız. Gelmezlerse, kendim yapacağım! Vakit yok. Hemen!’ Aynı vurguyu, daha da güçlendirerek, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal 1 Mart 2024’te Meclis açış konuşmasında yapacak: ‘Her vasıta ile Bir karış fazla şimendifer’!” (s.15).

Osmanlı’dan kalan demiryolları tipik bir sömürge ağı modelidir. Ülkenin zenginliklerine, tarım, madencilik ve zanaat ürünlerine kolayca ulaşmak, buna karşılık Batı Avrupa’nın erken sanayileşmiş ülkelerinin sınai ürünlerinin ülke içindeki önemli pazarlara sorunsuz ulaşmasını sağlamak temel amaçtır. Elbette diğer iktisadi, siyasi, stratejik hedeflere ulaşmak bakımından da emperyalizmin kontrolündeki demiryolları her zaman kritik araçlar olmuştur. Bu demiryolları, ülkenin gerçek ihtiyaçlarını karşılamak için tasarlanmadığından, aralarındaki bağlantılar eksiktir, Karadeniz ve Doğu Anadolu gibi bölgeler ise hiç kapsanmamıştır. Yeni demiryolu politikası bunları da düzeltmek zorundadır. Yeni demiryolları yapmak yanında, önemli bir ek mali yük getirmesine rağmen, yabancı sermayenin sahipliğinde ve işletiminde olan demiryollarının millileştirilmesi/devletleştirilmesi meselesi de öncelikli olarak ele alınacaktır. Üstelik, bütçenin üçte birini sağlayan aşar gibi temel bir verginin 1925 yılında kaldırılmasına rağmen… İnönü’nün, 30 Ağustos zaferinin sekizinci yıldönümünde Sivas demiryollarının açılış konuşmasında yaptığı çok önemli konuşmada bütün bunlara değinilmektedir. Kıyaslamaları da hiç eksik etmeden: ‘1860-1912 arasında yılda ortalama 66 km. demiryolu yapılmışken, 1920’den bugüne senede 180 km. yapmışız’ notunu da düşerek (s.161). Aslında Ankara-Sivas hattı daha da kısa bir dönemin, yedi yıllık yoğun bir çabanın ürünüdür.

İnönü’nün 1930 Sivas Nutku, önemli bir tarihi belge olmak yanında döneminin siyasi ilişkilerini anlamlandırmak bakımından da önemlidir. Bu tarihi nutkun en önemli özelliklerinden biri, 12 Ağustos- 17 Kasım 1930 tarihleri arasında tarih sahnesine çıkan Serbest Cumhuriyet Fırkası lideri Fethi Okyar’ın liberal görüşlerine bir yanıt niteliği taşımasıdır. Aslında İnönü’nün bu nutku hem bir savunma hem bir yanıt hem de siyasi muarızlarına karşı bir yüklenmedir. Türkiye’nin demiryolu yapımına kaynak ayırmasını eleştiren Müller’in görüşlerinin izinden giden eski Paris büyükelçisi Fethi Bey’in buradaki rolü simgeseldir. Serbest Cumhuriyet Fırkası üzerinden hem yabancı sermayenin talan politikalarına karşı bir tavır geliştirilmekte hem de Cumhuriyet Halk Partisi içindeki gizli muarızlara yanıt verilmektedir. Bu bakımdan SCF, bir açık siyasi muarız yaratarak tüm muarızlara yüklenmenin fırsatı olarak kullanılmaktadır. Bunu da en erkenden tespit edenlerden birinin Falih Rıfkı (Atay) olduğunu bize Serdar Şahinkaya göstermektedir. Hakimiyeti Milliye Gazetesinin 2 Eylül 1930 tarihli sayısında “Sivas Nutku” başlıklı baş yazıyı yazan Falih Rıfkı, “Karşı fırkaya, Halk fırkasının bir teşekkür borcu vardır: Bu fırkanın tenkitleri, memleketin içinden en küçük tereddütleri bile silecek olan Sivas nutkuna sebep olmuştur. Sivas nutku, Halk Fırkası cumhuriyetçilerinin yolunu bulandıran sisleri silip süpürücü bir ışık olarak duracaktır”. (s. 141). Bu vesileyle, S. Şahinkaya’nın 10 Ağustos-5 Eylül 1930 tarihleri arasındaki matbuatı tarayarak hazırladığı III. Bölümün çok öğretici bilgilerle dolu olduğunu vurgulamamız gerekir.

Başvekil İnönü’nün konuşmasının tam metni ve analizi ile Fethi Bey’in buna İzmir’den cevabı, kitabın omurgasını oluşturan IV. Bölümün konusunu oluşturmaktadır. Burada, Osmanlı’nın mirasını, Yol Vergisi’nin köylüler için demiryolu yapımında senede 8-10 gün bedenen çalışma anlamına geldiğini, Chester Projesinin niçin yapılamadığını, finansçı Müller’in bugünün IMF’cilerinden çok farklı şeyler söylemeyen liberal yaklaşımını, yerli sermayenin de temsilciliğine soyunan Fethi Okyar gibi liberal işbirlikçilerin nasıl hızla çoğalabildiklerini, yabancı ve yerli sermayenin yapmaktan ziyade yaptırmamak üzerine kurulu yaklaşımlarını, liberalizme karşı devletçiliğin milli bir iktisat ve kalkınma politikası olarak bilinçli bir biçimde savunulmasını ve 1930’ların planlı-korumacı-devletçi kalkınma modelinin ilk harcının atılışını, bunun “ekmeği kurtardığımız gibi gömleği de kurtarmaya çalışacağız” (s.178) ve “iktidar mevkiinde bizi tutan ve milletin vekillerine itimat veren maziden aldığımız kuvvet değil, istikbâle olan fikirlerimizin sağlamlığıdır” (s.182) gibi ifadelerle sürekli perçinlenen bir bağımsız kalkınma anlayışının canlı tutulmasının örneklerini bu nutukta bolca bulacağız.

Sonuç

1950’lerden itibaren bağımlı ulaşım politikaları revaçta olacaktır. Müller’in ve onun yerli izdüşümü Fethi Okyarların ruhu geri gelmiştir. 1986 sonrasında özelleştirme politikaları, 2003 sonrasında ise tüm kamu iktisadi varlıklarının yağmalanmasıyla açılan kapı, Cumhuriyetin sadece iktisadi mirasının değil, bağımsızlıkçı kalkınma politikalarının da reddi ve tasfiyesi anlamına gelmiştir. Bu bakımdan işimiz 1920’lerden ve 1930’dan daha zor bile olabilir.

Serdar Şahinkaya dostumuzun emeğine sağlık, hem ele aldığı döneme hem de bugünlere ışık tutan çok yararlı bir çalışma ortaya çıkarmış. Bu kitap, bir çekirge sürüsü gibi ülkenin üzerine çöken yağmacı zihniyetin iyice gemi azıya aldığı bir dönemde çıkarken tam zamanında gelmektedir diyebiliriz. İnkilap/Devrim Tarihi dersleri adam gibi okutulsaydı, bu kitap en temel yardımcı kitaplardan biri olurdu. Ama dönem tarihçileri açısından da iyi bir kaynak olduğunun altını çizmeliyiz. Şahinkaya’nın çalışması aslında çok geniş bir kitleye de hitap eder nitelikte. Dolayısıyla bu kitabı tavsiye ederken hiç duraksamayalım derim.

Oğuz Oyan 'ın Son Yazıları