Moratoryum

16/10/2014 Perşembe
Moratoryum

Bu hafta izninizle köşenin kadrajını hemcinslerime daraltacağım.

Başlığın fonetiği ölümü çağrıştırsa da anlamı “ertelemek, askıya almak”. Tipik olarak bir sorumluluğu ya da alınması gereken bir kararı ertelemek olarak kullanılıyor. Bence bu kavram hayatlarımızın çok önemli bir ortak noktasını anlatıyor zira hepimiz, olanağımız olduğu müddetçe hayatımızda önemli değişiklikler yaratacak dönemeçleri erteleyebildiğimiz kadar erteliyoruz.

Genel kanının aksine ben bunun çok da eleştirilebilir olduğunu düşünmüyorum zira bugünün Türkiyesi’nde eğitimli bir erkeğin önüne konan mezuniyet-askerlik-iş-evlilik-çocuk şeklindeki yaşam izleğinin keyifli bir yaşam isteyen bir insan için çekici hiçbir yanı yok. Bu yüzden moratoryum, (bizi kırmızı halılarla bekleyen bir patron hayali kuracak kadar bulutlarda değilsek) üniversitenin uzatılmasıyla başlıyor. Sonra en yaygın askerlik tecil yöntemi ve eğitimli emekçiler için artık bir kariyer zorunluluğu haline gelmiş olan yüksek lisansa başlıyoruz. Bu yıllarda ailesinden geçinebilenler ya okulu ya da yüksek lisans yapmamış olanlara verilen ücretin düşüklüğünü gerekçe gösterip çalışmıyor. Bu olanağa sahip olmayanlarımız ise onlarca yıllık okul, dershane, sınav stresinin uzaktan yakından karşılığı olamayacak bir ücretle çalışmaya başlıyor ve harçlığını çıkartabildiği müddetçe moratoryum sürüyor. Nihayetinde, ailemizden gelen düzen kurma, evlenme vb. konulu basınç çok artarsa en etkili bahane cebimizde: Bedelli bekliyoruz. Sonuçta eğer yırtması mümkünse kim kendi çocuğunu askere göndermek ister ki?

Kaçtığımız, ertelediğimiz en önemli şey bu: Aile kurmak. Zira [iş+çocuk] formülünün sonucunda ortaya çıkan iş yükü, ebeveynler tarafından eşit biçimde paylaşıldığında nitelikli kişisel zamanın her iki taraf için neredeyse sıfırlanması demek. Bu konuda toplumsal basınç esasen kadının üzerinde olduğu için de rahatız kaçan değil kovalananız. Belki ilişkiyi başlatan teklifi biz yapıyoruz, ama evliliği artık kadınlar teklif ediyor biz de kendimizi naza çektikçe çekiyoruz. Bu naz haline pek çok örnekte adı açıkça konmayan bir işbölümü pazarlığı eşlik ediyor ve lafa geldiğinde en modern biz olsak da aslında öncelikle beraber Playstation oynayacak veya dizi izleyecek birini değil, basbayağı bize annelik yapacak birini arıyoruz geri kalanlar bonus.

Sevgililikten evliliğe geçişin kilit noktası bu oluyor. Sonrası ise belli, biz Playstation’a devam ediyoruz, “eş”imiz ise sesi giderek kısılarak “çocuk da yaparım kariyer de” şarkısını söylüyor. Çocuk olduğunda ise genelde şarkı bitiyor.

Feminist arkadaşlarım bana kızacak ama Otisabi benzeri bir alçaklığa gömülenler haricinde, bu berbat tabloda erkeği suçlamanın sınırı var.

Ne olmasını bekliyoruz ki? Neredeyse hepimiz ya dağılmadığı için içindeki herkesin mutsuz olduğu orta direk, ya da dağılıp bizi göçebe etmiş orta sınıf ailelerin çocuklarıyız. Einstein’ın dediği gibi, aptallığın en basit tanımı aynı şeyi yapıp başka bir sonuç almayı beklemektir bu yüzden de çoluğa çocuğa karışma konusunda hevesli olmamamız yadırganmamalı, zira pek de aptal değiliz. En azından babalarımızın yaptığı hatayı yapıp ellimizde orta yaş bunalımına girmek yerine kendi hatamızı yapıp ergenlikten hiç çıkmamaya çabalıyoruz.

Moratoryumun özü bu: Hiçbir anlamı olmayan bir yaşam izleğini reddediyor ama yerine anlamlı bir amaç değil, tekrarlamaktan sıkılmayacağımızı umduğumuz bireysel hazlar koyuyoruz. Sebebi ise evrensel: Yerleşik düzenin insanlığa uğrunda ne yaşanacak, ne de ölünecek bir şey sunamaz hale geldiği çürüme yıllarında yaşıyoruz. Moratoryumumuz bunun binlerce işaretinden biri.

Yüz yıl önce de durum çok farklı değildi. O yılların kahramanı yatağından kalk(a)mayan Oblomov’du. Bizim kahramanımız ise tek tasası odayı dolu gösteren halısı olan Jeff Lebowski. Benzerlik bu kadar açıkken, ve eğer bu ebedi erteleme halinden kurtulmak, uğruna yaşanacak bir şeylere sahip olmak istiyorsak bakacağımız yer yüz yıl önceki moratoryumdan nasıl çıkıldığıdır. O çıkışın tarihi de 1917 yılının bir takvime göre Ekim ayının sonuna, bir diğerine göre Kasım ayının başına denk gelir.

[email protected]
@nevzatevrimonal
www.facebook.com/nevzatevrimonal

ÖNCEKİ YAZILARI

İki yılın bakiyesi 04/10/2016 Salı
Empati değil kavga 27/09/2016 Salı
Kurban 20/09/2016 Salı
Bayrağı zapt etmek 12/09/2016 Pazartesi
Üniversite nasıl kurtulur? 06/09/2016 Salı
İki yıldönümü 30/08/2016 Salı
Anlatılan kimin hikâyesi? 09/08/2016 Salı
Zaman tüneli 02/08/2016 Salı