Kurşunlara karşı kahkahalar

08/01/2015 Perşembe
Kurşunlara karşı kahkahalar

(dün İslamcı alçaklar tarafından Fransa’da katledilen aydınların anısına saygıyla…)

Başkalarını ezmek, onları itaate zorlamak isteyenlerin en tahammül edemediği şey hicivin kışkırttığı kahkahadır. Ezilen ve boyun eğen insan her şeyden önce sessiz ve mutsuzluğunu içselleştirmiş, yaşama sevincini kaybetmiş ve yalnızlaşmış olmalıdır. Mizah bu karanlığın içinde çakan bir kıvılcımdır ve ateşlediği neşe etrafı aydınlatır. Aynı espriye, aynı karikatüre kahkaha atan insanlar aynı sofrada kadeh kaldıran insanlar gibidir; yalnız olmadıklarını fark ederler, aralarında bir güven ilişkisi kurulur.

Kahkahalar baskı ve korkuyu yok etmez ama katlanılır kılar. Chaplin’in Büyük Diktatör’ünü seyreden genç Fransız direnişçisi ertesi gün vuracağı Nazi subayından da, yakalanırsa göreceği işkenceden de daha az korkar. Nesin’in Zübük’ünü okuyan üniversite öğrencisi Adalet Partisi gericiliğinin yoluna, yüzünde karşısındaki yobazı çıldırtacak bir gülümsemeyle dikilir. Duvara “o göt gökten inecek” yazan Haziran eylemcisi için diktatör erişilemez ve baş edilemez bir otorite olmaktan çıkar, kanlı canlı ve mücadele edilebilecek bir insana dönüşür.

Yaşadık ve biliyoruz.

İşte bu yüzden gericilerin hep herkese dayattığı kutsalları, dokunulmazları vardır. Bize boyun eğdirmek için önce bizi kendi kutsallarının kerameti kendinden menkul dokunulmazlığına saygı duymaya zorlarlar. Düşüncelerimiz “özgür”dür ama dile getirmemiz yasaktır. Hayatında bir tane özgün fikir üretmemiş badem bıyıklı, kasaba bakkalı kılıklı ilkeller neyin ne kadar dile getirilmesinin fikir özgürlüğü, nereden sonrasının halkın değerlerine saldırı olduğuna dair kanunlar koyar adına da demokrasi, milli irade falan derler.

Hiç düşündünüz mü neden sağcı mizah diye bir şey yok? Sağcılar zaman zaman nitelikli sanat eserleri üretebiliyorlar. Örneğin Carmina Burana ya da Die Walküre’yi detaylı biçimde eleştirebiliriz, ama “niteliksiz” diye kenara atıp yok sayamayız. Ama iş mizaha geldiğinde, nitelikli tek bir isim, tarihe geçmiş tek bir muhafazakâr mizah dergisi bulamazsınız. Hele Türkiye’dekiler… Her biri, tarikat sermayeleri tarafından desteklenmese bir gün dahi yaşamayacak ayrı birer pespayelik örneğidir. Bunların en becerikli karikatüristi polisin katlettiği gencecik insanlarla alay eder, sonra da İETT otobüslerindeki ekranlarda dönen boktan toplu taşıma animasyonlarından para kazanır. Çizdikleri karikatürlere, yaptıkları esprilere sadece zübükler, kağnı gölgesinde yürüyüp kendi gölgesiymiş gibi böbürlenen itler güler.

Çünkü mizah ancak ona ihtiyaç duyan kişinin; ezilenin, baskı altına alınanın elinde yeşerir. Çünkü ezelden beri ezenlerin copu ve sopası, işkencehanesi ve zindanı; ezilenlerin ise bunlara karşı çıkacak vicdanı ve yaratıcı zekâsı vardı. Egemenle mizahın ilişkisi, at ile kelebeğin ilişkisinden öteye gidemez. Bugün peygamberlerine hakaret ettiğini düşündükleri kişilerin katledilmesini doğru bulan İslamcı vahşiler, kendi varoluşlarının hiç ama hiçbir evresine ezilen olmadılar. Yaptıkları mazlum edebiyatı alçak bir piyesten başka bir şey değildi ve Türkiye’de de, dünyada da hep egemenlerden yana saf tuttular. Gün geldi, kıblelerini Altıncı Filo gemileri belleyip namaza durdular, gün geldi Sivas’ta aydınları yakıp etrafında yamyam kabileleri gibi dans ettiler. Son on iki yılda da öyle bir iktidar sarhoşu oldular ki, Umberto Eco’nun ölümsüz eseri Gülün Adı’ndaki gericilikten kafayı yemiş kör papaz Jorge gibi odadaki tek lambayı söndürüp “artık en iyi gören benim” diye haykırabileceklerini zannediyorlar.  

Varsın zannetsinler, biz onların korku ve kuşkularla dolu karanlığını kahkahalarımızla dağıtacağız. Varsın ülkenin başına çökmüş diktatörlük her gün akla ve insanlığa arşın arşın kefen biçip diksin, biz karanlığı o kefeni yakarak aydınlatacağız. Varsın bir takım gericisever liberaller “ama değerlere saygı, ama islamofobi” diye sayıklasınlar, “Barış Atay da haddini bilsin” diyecek kadar alçalsınlar; biz insan canına saygı duymayan hiçbir düşünce karşısında sözümüzü sınırlamayacağız. Varsın komplo meraklısı ulusalcılar Fransız emperyalizminden bahsetsinler, biz bu ülkede emperyalizme ancak gericiliğe zerre tolerans göstermeden karşı durulabileceğini bileceğiz.

Onlar ölüme âşık, biz dolu dolu yaşamaya. Kurşunlar ve kefenler onların olsun, kahkahalar bizim. Bakalım kim kazanacak!

Not: Yarın (Cuma) akşamı saat 20.00’de Maltepe Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde bu meseleleri tartışıyor olacağız, bekleriz.

[email protected]
@nevzatevrimonal
www.facebook.com/nevzatevrimonal

ÖNCEKİ YAZILARI

İki yılın bakiyesi 04/10/2016 Salı
Empati değil kavga 27/09/2016 Salı
Kurban 20/09/2016 Salı
Bayrağı zapt etmek 12/09/2016 Pazartesi
Üniversite nasıl kurtulur? 06/09/2016 Salı
İki yıldönümü 30/08/2016 Salı
Anlatılan kimin hikâyesi? 09/08/2016 Salı
Zaman tüneli 02/08/2016 Salı