Arada kaldık, tam arada

15/01/2015 Perşembe
Arada kaldık, tam arada

Benimle aynı yaşlardaysanız, eminim Susam Sokağı sizin de çocukluk anılarınızda kıymetli bir yere sahiptir. Buna dayanarak, izninizle bu haftaki yazıya oraya bir göndermeyle başlamak istiyorum.

Bizim kuşağımızın halini, Susam Sokağı’ndaki, iki canavarın arasında sıkışıp kalmış adamın söylediği Arada Kaldım şarkısından daha iyi anlatan pek az şey bulabilirsiniz.

Bir yanımızda becerilememiş ve kasılıp kalmış bir seküler modernleşme, diğer yanımızda haris ve yapışkan bir dincilik. Bir yanımızda öykünülen ama erişilemeyen bir Avrupa, diğer yanımızda Orta Doğu’nun kana bulanmış karanlığı. Bir yanımızda okuma gözlüğü üzerinden sınıfı süzen, sözlüye kaldırdığı öğrenci iyi ezber yapmamışsa onu vatanını sevmemekle suçlayan, kaknem ve frijit inkılâpçı, diğer yanımızda gününün geliyor olduğunu hissettikçe azan, sübhaneke yetmez ayetel kürsi ezberleten, öğretmen masasının üstünde namaz kıldıran dinci.

Bir eksen daha var: Bir yanımızda yerli malı haftası, diğer yanımızda Taksim’de açılan ilk McDonalds’a gitmenin coşkusu. Bir yanımızda tasarruf edip para biriktirme isteği, diğer yanımızda limitine dayadığımız kredi kartı borcu. Bir yanımızda hayatı boyunca taksiye binmeyip biriktirdiği servetini Mehmetçik Vakfı’na bırakıp ölen büyük hala, diğer yanımızda on altı devlet kurup on altısını da batıran Türk boyları gibi iş kurup iş batıran, öldüğünde sadece borçlarını miras bırakan baba.

İki yanımızda iki canavar.

Bir tarafta Sözcü sayfalarından dökülen pespayelik var. İki lafından biri Mustafa Kemal, cumhuriyet, bağımsızlık; ama ırkçı, yabancı düşmanı, savaş kışkırtıcısı. Tayyip gitsin ama başka hiçbir şey değişmesin istiyor. Diğer tarafta ise durmaksızın tehdit eden, hedef gösteren, barbarlıkları öven Ak bir İt havlıyor. Dün, ifade özgürlüğüne sahip çıkmaya çalışırken dahi kendisini sansürlemek zorunda kalan Cumhuriyet’in iki yanında bu iki canavar vardı. Cumhuriyet’in sıkışmışlığı, arada kalmışlığımızın iki ekseninden birinin somutlanmış haliydi.

Diğer eksen ise daha karmaşık. Bizim kuşağın 12 Eylül yüzünden ebeveynleri tarafından siyasetten uzak tutulduğu sıkça söylenir. Bu doğru olmakla beraber, bana sorarsanız mesele bundan daha çetrefilli. Bizden önceki kuşaklar için çocukken oynadıkları oyun esastı; bizim için ise ailemize aldırdığımız ve paylaşsak da nihayetinde bize ait olan oyuncak. Onların iyi ya da kötü, ancak kolektif olarak gerçekleştirilebilecek hayalleri vardı. Bizim önümüzde ise bireysel bir “iyi yaşam” hedefi var. Kariyer, çekirdek aile, ev ve araba taksitleri; hepsi bu hedefin türevleri. Bireysel yaşantımızla siyaset arasındaki bağı bir türlü sağlıklı kuramıyor, diktatör yaşam tarzımıza karışıp değerlerimizi aşağıladıkça sadece kızmıyor, her seferinde şaşırıyor olmamızın altında bu yatıyor. “Onu ne ilgilendirir?” diyoruz. Kaçak saraydaki diktatörün piyes kostümlü muhafız kıtasından Twitter’daki aktroll’lerin akla zarar saçmalıklarına bu kolektif alçaklığın, bütün akıl ve çağ dışılığıyla kapsamlı bir toplum kurgusu olduğunu kavrayamıyoruz.

Veya kavrıyoruz da, başa çıkılamaz bulduğumuz için işimize gelmiyor, yokmuş gibi yapıyoruz.

Ama kaçacak yer yok. Mutlak suretle niteliksiz ve kıymetsiz insanlardan oluşan bir gericiler çetesi, özgün tarihsel koşulları çok iyi kullanarak ülkenin başına çöreklendi ve kendi toplum kurgusunu seksen milyon insana dayattı. Bununla bireysel özgürlüklerden yola çıkarak mücadele edilemez zira bu kurguda bizim özgürlük olarak tanımladığımız şeylerin önemli bir kısmı suç geri kalanı da ayıp. Bu kurguda akıl ve yaratıcılığa değil yalakalığa, itaate, en iyi ihtimalle yeknesak çalışkanlığa değer veriliyor; eğitim her şeyden önce yeni kuşakları (yani sadece kendilerinin değil bizim de çocuklarımızı) kurguya uygun biçimde forme etmek için veriliyor.

Lafı uzatmayacağım. Bu kurgu ancak bir karşı-kurgu ile dağıtılabilir. Bu karşı kurgu da, bizi diğer tarafımızdan sıkıştıran canavarın fısıldadıkları olamaz. Ne kadar baskıdan yılmış ve “nasıl giderse gitsin” diyecek hale gelmiş olsak da; artık büyümeli ve kendi işimizi kendimiz görmeliyiz. Ebeveynlerimizden oyuncak beklemekten vazgeçmediğimiz müddetçe yapılmasına hiçbir katkı koymadığımız o oyuncaklar hangi oyunu oynayacağımızı bize dikte edecek ve hayallerimize hiç yer bırakmayacak. Hayal ettiğimiz gibi örneğin neyin karikatürünün yapılıp yapılamayacağının tartışılmadığı bir dünyada yaşamak istiyorsak, onu kendimiz kurmak zorundayız.

[email protected]
@nevzatevrimonal
www.facebook.com/nevzatevrimonal

ÖNCEKİ YAZILARI

İki yılın bakiyesi 04/10/2016 Salı
Empati değil kavga 27/09/2016 Salı
Kurban 20/09/2016 Salı
Bayrağı zapt etmek 12/09/2016 Pazartesi
Üniversite nasıl kurtulur? 06/09/2016 Salı
İki yıldönümü 30/08/2016 Salı
Anlatılan kimin hikâyesi? 09/08/2016 Salı
Zaman tüneli 02/08/2016 Salı