Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mehmet Yavuzkan

“Hayaldi 'herkes için' gerçek oldu”

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:22 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:22

Bilinen saptamalar ama tekrar etmekte fayda var. Neoliberal politikaların ülkemizdeki otuz yıllık tarihine baktığınızda gördüğümüz şey, toplumsal, siyasal ve kültürel değerlerin yıkımı ve ardından yeni görüş doğrultusunda tekleştirilmesidir (aynılaşma). Piyasa(cılığı)nın ana eksene oturtulduğu bir toplumsal sistemde, sözkonusu yıkım dalgası, siyaset (partiler), devlet (bürokrasi) ve toplumsal kesimlere (orta sınıf, işçi ve köylü) eşitsiz bir şekilde ulaşmıştır.

Burjuva partilerin hemen hepsi, artık piyasacılığı kabul etmiş, özelleştirmelerin gerekli olduğu konusunda hemfikir olmuşlardır. Eğer emperyalizme göbekten bağlıysanız, onun ülkenize biçtiği rol konusunda da işbirlikçi karakterinizi dönüştürmek zorundasınız. Burjuva partileri bu konuda da yenilenmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi, “eskiyen” aktörler şu ya da bu şekilde mutlaka tasfiye edilmektedir. Sorun emperyalizmde değil, işbirlikçiliğin kaderindedir.

Ülkemizin siyasi tarihine bakıldığında, hiçbir dönemde olmadığı kadar, bu seçim döneminde burjuva partileri “aynılaşmış “oldular. Aralarındaki fark, yeşilin tonları arasındaki farktır. Yani yeşil, yeşildir. Bir parti düşünün ki, üç dönemdir “istikrar” sözcüğünü dilinden düşürmüyor. Yukarıdaki nedenlerden dolayı, siyaset alanı tekleştiği için, devletleşen ve ideolojik alanı elinde tutan AKP, piyasacılığın, işbirlikçiliğin ve gericiliğin istikrarının güvencesi görülüyor. AKP'nin seçim sloganı aslında kendisini resmediyor. Emperyalistler, patronlar, gericiler ve işbirlikçiler, AKP ve onun yarattığı düzen için diyorlar ki: “Hayaldi, gerçek oldu”.

CHP de benzer bir slogana sahip: “Herkes için”. Kimse soruyor mu, “herkes” kimlerden oluşuyor? Gericiler, piyasacılar, işbirlikçiler, patronlar, işçiler, köylüler hepsi birarada öyle mi? Bir seferden gelip, hiç dinlenmeden bir başka sefere çıkan emekçi muavin ile patron Sena Kaleli Fabrikanın girişinde patron ile kucaklaşıp, yemekhanede işçiler ile yemek yiyen gerici Bülent Arınç Özal'ı başarılı bulan Kılıçdaroğlu'nun Güneydoğu Bölgesi için “hiç düşünemedikleri ölçüde teşvik politikaları“ uygulayacağı patronlar ile Bursa'nın Yenişehir ilçesine her yıl mevsimlik işçi olarak gelen ve insanlık dışı koşullarda yaşayan kürt yoksulları... Evladını yetiştirip, iyi bir üniversite kazanması için dişinden tırnağından artıran emekçi aileler ile şifreciler, tarikatçılar... Patronlar, yobazlar, burjuva siyasetçileri ve yoksul emekçiler, YGS mağduru liseliler, “herkes”e dahil öyle mi?

Daha önce türban için sorduğumuz biçimde soralım: “Herkes” neyi örtüyor? Piyasacılığı, gericiliği, yoksulluğu, sömürüyü...

Ülkemizdeki tüm burjuva siyasi aktörleri, sanki söz birliği etmişcesine, seçim döneminde emekçi halkın gündemine piyasacılığı, gericiliği, işbirlikçiliği sokmamış, bu tanımların tartışılmasını önlemiş yandaş ve yandaş olmayanıyla ulusal medya da, seçim kampanyasını üç partiyle sınırlamıştır!

Buna demokrasi deniyor, öyle mi? O zaman iki seçim sloganını birleştirelim:

“Hayaldi 'herkes için' gerçek oldu”!

***
AKP'nin Bursa adayı Bülent Arınç'ın dün açıklamış olduğu “Bursa projeleri”ne gelince... Bursa'da AKP eliyle yaşatılan dönüşümün “sermayenin sınır tanımayan yaygınlaşması” bağlamında ele alınması gerektiğini hep söyledik. Bursa kamuoyu, Arınç'ın söylediklerini mutlaka tartışacaktır. Göreceksiniz, tıpkı seçim dönemindeki gibi!.. Bu dönüşümün neden yapıldığı, özünde piyasacılığın ve yağmacılığın olduğu değil, Bursa'nın nasıl da “büyüyeceği”, nasıl “sıçrayacağı” anlatılacak.

Arınç'ın açıkladığı “proje”, asla yeni değildir. Arınç'ın söylediklerini “yeni” kabul edecek olanlar, teferruatlara değil, aslolana baksınlar. Aşağıda Bursa'nın dönüşümüyle ilgili yazdığım üç yazıyı yeniden Bursa'nın duyarlı kamuoyuna sunmak istiyorum.

24 Haziran 2009 “Büyük bir projenin parçası: İstanbul – İzmir Otoyolu

13 OCAK 2010 “Artık” bir kent: Bursa

3 MART 2010 “Bursa İstanbul’un çöplüğü olacak”

***
Bu plan uzunca bir süre konuşulacaktır ancak bu plan yeni değildir, AKP'nin değildir.

AKP'li kadroların “hayal” diye sundukları neoliberal politikalar eşliğinde büyük bir yağma ve rant organizasyonundan başka bir şey değildir. Yani, yerli ve yabancı sermaye sınıfının “hayal”idir, programıdır emekçi halkların değil.

Bursa'yı “Biraz Tayland biraz Singapur karakterinde olacak” diye betimlediğim “Bursa İstanbul'un çöplüğü olacak” başlıklı yazımda şöyle demiştim:

Planı, tartışmalarda referans verilen cümle ile kısaca özetlemek istiyorum: “İstanbul’un sağlıklı bir yapıya kavuşturulabilmesi için, çok merkezlilik ilkesine dayalı sıçramalı büyüme politikası benimsenmeli ve hem kent hem de bölge (Marmara) düzeyinde uygulanacak mekansal stratejiler bu yönde geliştirilmelidir.”

Bursaray'ın banliyö hatlarıyla, kent merkezlerinden uzak tuttukları emekçi halkları, köylüleri kuracakları yeni mekanlara “ucuz” hatta “bedava” işgücü olarak taşıyacak olanlara övgüler düzecek olanlar, “İstanbul Çevre Düzeni Planı”na baksınlar, bu projelerin nasıl bir toplumsal, sosyal ve ekonomik yıkımla birlikte geleceğini tartışsınlar.

Kentleşme’de “Bursa Özel Dönüşüm Kanunu”nu hararetle savunacak olanlar, Doğanbey'deki gerçek “ucube”den hareketle, Bursa'nın başına gelecekleri tartışsınlar.

Dünya Bankası'nın direktifleriyle ülkemizin tarım sektöründe büyük bir yıkım ve dönüşüm yaşatanlar, hangi yüzle ve amaçla “Bursa tarımsal sanayide dünyanın en önemli merkezlerinden biri olacak” diyebiliyor? Bu cümleler, gerçek verilerle sorgulanabilecek mi? Bu sanayinin aktörleri hangi uluslararası tekeller olacak, araştırılacak mı? Yoksa “ne olursa olsun, gelsinler mi” denecek?

Hangi taraftasınız?

[email protected]

Mehmet Yavuzkan 'ın Son Yazıları