Mehmet Yavuzkan
“Artık” bir kent: Bursa
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:03
KENTİN SESİ - BURSA Yazıları
Bir kentin nasıl yağmalanabileceğine, ilk olarak, Bedrettin Dalan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde şahit olmuştum. Öncekileri, yaşım gereği, idrak etmem pek o kadar da mümkün değildi. O dönemde, aynı partiden, Dalan’a benzer bir başka Belediye Başkanı da Antalya’da görev başındaydı: Yener Ulusoy.
Her ikisi de, ANAP ile yerleştirilmeye çalışılan piyasacı mantığın prototipleriydi. Biri Tarlabaşı’ndan, diğeri de canım portakal ve limon bahçelerinden başladı, kenti yağmalamaya… Örneğin, Dalan için veciz bir ifadeyle şöyle denirdi: “Çalıyor ama çalışıyor.” Özal’ın “benim memurum işini bilir” sözleriyle ne kadar da uyumlu!
Toplumun dokusuna faşizm eşliğinde piyasa(cılık) virüsünün zerk edildiği o dönemden bu yana, neredeyse otuz yıl geçti. AKP’li Beyoğlu Belediyesi Tarlabaşı’nda hala kentsel dönüşüm peşinde… Antalya ise, artık içinden otoyol geçen transit bir şehir… İstanbul mu? Konuşmaya başlayınca insanın içi yanıyor.
Doksanlı yıllarda, uluslararası entegrasyonun artması, özelleştirmelerin ivme kazanması, sektörel tercihler, yatırım teşviklerinin birer soyguna dönüşmesi ve bunlara bağlı artan iç göçler. Tüm bu etkenler, Bursa, Denizli, Gaziantep, Konya ve Kayseri gibi iller başta olmak üzere, piyasacılığı Anadolu’da tam anlamıyla ve tüm yönleriyle yerleştirdi. Hepsine de "marka şehir" denmeye başlandı.
Böyle bir dönüşümde, kâr ve rant peşinde koşmanın, yani piyasacılığın egemen olduğu bir düzende, bırakın memleketi, kentlerin sağlıklı ve güzel kalması mümkün olabilir mi?
***
Bursa, sağlıksız büyümüş bir kent. Mecburiyetten!.. Seksenli yılların başında doğu (Ankara yolu) ile batı (İzmir yolu) çıkışları arasındaki mesafe on kilometre iken, günümüzde bu mesafenin 50 kilometreye yaklaştığını söylesem, ne düşünürsünüz acaba? Uzun yıllar ucuz emek sömürüsünün önemli bir merkezi kentin çeperine yığılmış bir yoksulluk merkezinde rant vurgunu ovasının içler acısı hali kentsel estetiğin kitsch boyutunda olması. İlk başta söyleyebileceklerim.
Böyle bir Bursa, şimdilerde yeni bir dönüşüme hazırlanıyor. Daha perişan ve pespaye olana doğru.
Bu dönüşüm kapsamında, şehir merkezinde 10 tane beş yıldızlı otel ve Doğanbey mevkiinde 2500 konutluk projeleri henüz başlangıç olarak nitelendiren Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, "Bursa sanayide yeteri kadar yükünü aldı. Kentsel dönüşüm projeleriyle şehir merkezinde yarattığımız yeni alanlar için hedefimiz konaklama tesisleri, alışveriş merkezleri ve konut projelerinin ayağa kaldırılması" demiş.
Bu, sıradan bir demeç ve Bursa’yı yönetenlerin aldıkları keyfi bir karar değil. Bazı yazılarımda değinmiştim Bursa bir tercih doğrultusunda, Marmara hinterlandının ve İstanbul – İzmir Otoyolu güzergâhının önemli bir kavşağına dönüş(türül)üyor. Otoyolun İzmir'den mi yoksa Bursa'dan mı başlamasının çapsız kavgası basit bir kavga değil. Kavganın temelinde kâr ve rant var.
Kalıcı değil gelip geçici, üreten değil tüketen, sosyal ve kültürel anlamda daha da çürümüş bir toplumsal yapıdır, oluşacak olan.
Yıllarca tekstil ve metal sektörünün ucuz emek cenneti olan Bursa, finans merkezi İstanbul'un yanıbaşında, turizm ve konaklama alanında bir başka sömürüye kapısını aralayarak bir başka düzleme geçiriliyor. Hiç bilgi sahibi değilseniz bile, bu süreçte rolü olan BTSO'nun Başkanı Celal Sönmez'in holdingine bakın hangi alanlardan çıkıyor, hangi alanlara yatırım yapıyor, bakarsanız gidişatı anlarsınız.
Biraz Tayland biraz Singapur karakterinde olacak, Bursa. İşte böyle bir Bursa’ya “marka kent” deniyor.
Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) ile Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin 7-8 Ocak 2010 tarihlerinde Bursa'da düzenledikleri Gelişen Kentler Zirvesi tesadüf değildir. Bakın GYODER’in sitesinde “zirve” ile ilgili olarak, “Osmanlı’nın ilk başkentinden Türkiye’nin 4. Büyük metropolüne… Bursa” başlıklı bölümde ne deniyor:
“Büyük kültürlerin beşiği olmuş Bursa, tarihin her döneminde gerek coğrafi konumu, gerek sosyal yaşam tarzı, gerekse ülke ekonomisindeki etkinliğinden dolayı sürekli ilgi odağı olmuş bir kenttir.
Bursa Büyükşehir Belediyesi ulaşımdan kentsel dönüşüme, çevre ve altyapı yatırımlarından tarihi, kent bütünlüğünü ve kültürel mirası koruma çalışmalarına kadar insan hayatını kuşatan bütün alanlara yayılan yatırımları ve vizyoner projeleriyle Bursa'nın ufkunu açıp, gelecek vadeden bir kent haline gelmesini, "geçmişin parçası değil, geleceğin kendisi olmasını" hedeflemektedir.”
Bir kentin Belediye Başkanı değildir, böylesi bir tercihi yapacak olan. Vizyon filan hak getire… Olsa olsa “uygulamaya mecbur olan” olur. Recep Altepe veyahut Vali Şahabettin Harput, bu projenin yürütücüsü olup, partizandırlar.
***
Yerel yönetimlerde ANAP ile başlayan piyasacı uygulamaların bugün geldiği nokta ve kentlerimizin AKP’li belediyeler eliyle Dünyanın en pespaye kentlerine dönüştürülmesi, bir tercihin sonucudur.
“Osmanlı’nın dibacesi" başlıklı yazımda, Keçecizâde Fuad Paşa'nın "Bursa Osmanlının dibacesidir" sözlerine atfen, “Bursa Osmanlı’nın dibacesiyse, Cumhuriyetin artığıdır" diye yazmıştım.
“Artık”, “Bir şeyin harcandıktan sonra artan bölümü”ne deniyor. Sizce Bursa’dan geriye ne kalacak? Ya da ne hale gelecek?