Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mehmet Yavuzkan

“Bursa İstanbul’un çöplüğü olacak”

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:05

KENTİN SESİ – BURSA yazıları

Marmara Bölgesi'nin 2008 sayımına göre nüfus dağılımı şöyle.

İstanbul 12.915.000
Bursa 2.550.000
Kocaeli 1.522.000
Balıkesir 1.140.000
Tekirdağ 783.000
Çanakkale 478.000
Edirne 395.000
Kırklareli 333.000
Sakarya 320.000
Bilecik 202.000
Yalova 202.000
TOPLAM 20.840.000

Bölge nüfusunun toplam nüfus içindeki payı % 30.

Ülke ekonomisinin içindeki payını hesaba katmasak bile, bu oranlar Türkiye'deki kapitalist düzenin bu bölgeye nasıl da “yığıldığını” göstermez mi? Siyasal, sosyal ve kültürel sonuçları yıllardır izlenmiyor mu?

***

Bu örneği neden verdiğime gelince... Bir süre önce, kamuoyuna yansıyan “İstanbul Çevre Düzeni Planı” ile ilgili Bursa'da bir tartışma yapılıyor. “Bursa İstanbul’un çöplüğü olacak” diye başlayan tartışma, ilk başlarda hararetli başladı ama ülkedeki siyasi gündemin ağırlığı nedeniyle olsa gerek, sönümlenmeye yüz tuttu. Amacım, bu tartışmaya bu tablo eşliğinde katkıda bulunmak.

Planı, tartışmalarda referans verilen cümle ile kısaca özetlemek istiyorum: “İstanbul’un sağlıklı bir yapıya kavuşturulabilmesi için, çok merkezlilik ilkesine dayalı sıçramalı büyüme politikası benimsenmeli ve hem kent hem de bölge (Marmara) düzeyinde uygulanacak mekansal stratejiler bu yönde geliştirilmelidir.”

***

24 Haziran 2009 tarihli Büyük bir projenin parçası: İstanbul – İzmir Otoyolu başlıklı yazımda, otoyolun Marmara Bölgesi'ndeki etkilerine değinerek, “İstanbul'a yığılmış sanayinin "desantralizasyonu"nun Trakya, Kocaeli ve Bursa'ya doğru daha da hızlandırılması ve hem bu kentlere doğru hem de bu kentler arası yaşanacak göçün toplumsal sonuçları üzerinde durulması gerektiğini” belirtmiştim.

13 Ocak 2010 tarihli “Artık bir kent: Bursa başlıklı yazımda da şu görüşlerime yer vermiştim:
“Yıllarca tekstil ve metal sektörünün ucuz emek cenneti olan Bursa, finans merkezi İstanbul'un yanıbaşında, turizm ve konaklama alanında bir başka sömürüye kapısını aralayarak farklı bir düzleme geçiriliyor. Hiç bilgi sahibi değilseniz bile, bu süreçte rolü olan BTSO'nun Başkanı Celal Sönmez'in holdingine bakın hangi alanlardan çıkıyor, hangi alanlara yatırım yapıyor, bakarsanız gidişatı anlarsınız.

Biraz Tayland biraz Singapur karakterinde olacak, Bursa. İşte böyle bir Bursa’ya “marka kent” deniyor.”
***

Sorun nerede? Neden bu tartışma? Herkesin Bursa'yı “düşünme” refleksi yeni mi oluşmaya başladı?

Bursa'daki Sümerbank Merinos Fabrikası yakılıp yıkıldığında, Bursa Ovası'na göz dikilmeye başlandığında, Cargill başımıza bela olduğunda, İstanbul – İzmir Otoyolu'nun Bursa'ya etkilerini yazdığımızda, karşımıza çıkıp da, “çağdaşlık” dersi verenler, şimdi “İstanbul Oligarşisi”ne karşı Don Kişotluk mu yapmaya karar verdiler?

İsterseniz Faruk Çelik'e kulak verelim: “Planı hazırlayanlar, neye toslayacaklarını bilmiyorlar herhalde! Bursa’nın sahipleri var. İstanbul merkezinden oturup, Bursa’nın özelliklerini bilmeden Bursa’yı planlayanlar, neye toslayacaklarını bilmiyorlar. Bunlar masa başı planlarıdır. (...)Bu plan, arazi planlanması açısından mümkün olmayan bir plandır”

Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe de, “Böyle bir planı İstanbul yapamaz. Bursa zaten sanayiye doydu. Bizim sanayi bölgelerimizde bile boş alan yok. Boş alanlarımızı, yeni bir sanayi sektörü için değil, mevcut sanayi tesislerinin gelişimi için kullanacağız. Yeni sanayi sektörü için alt yapı yoktur. O alt yapı olsa bile Bursa’nın su kaynakları buna yetmez. Biz Bursa’da turizm ve hizmet sektörüne göre yatırım yapıyoruz. Bizim hedefimizde kesinlikle sanayi yoktur. Biz teknoloji ve tasarım ağırlıklı sektörlerin üzerinde duruyoruz” diye konuştu.

Eğer İstanbul'un “planı” bir yerlerde yapılmışsa (ki yapılmış), bunu engellemek Faruk Çelik ve Recep Altepe'ye kal(a)maz. Olsa olsa, bu planı uygulamak zorunda kalırlar. Ses çıkarıyorlarsa ya deneme amaçlıdır ya da plana dair revizyon pazarlığıdır. Başka bir yol, eğer bilmiyorlarsa öğrensinler, mümkün değildir. Denemek istiyorlarsa “o zaman hep birlikte siyasi kariyerlerini izleyelim” derim.
Bunun mücadelesi başka türlü verilir o da onların işi değil zaten.

***

Gelelim baştaki tabloya... Bu düzen, bu yığılmayı ve iç göçü önleyebilir ve bölgeler arası her türlü eşitsizliği giderebilir mi? Hayır! Bunların nedeni, bu düzenin patron ve siyasetçileri değil mi? Evet!

İşte şimdi de, patronlar ve siyasetçiler, Marmara Bölgesi'ni yeniden “düzenliyorlar”.

Dışarıdan desteklerle!.. Daha önce de sormuştum Bursa'ya düzenli olarak gelen AB, ABD ve İsrail Büyükelçi ve Konsolosları bu ilgiyi neden gösteriyorlar ve bu ziyaretler hakkında tek kelime açıklama yapılmıyor diye...

Özelleştirilen fabrikalar (SEKA, Petkim, Tüpraş vd.), göz dikilen topraklar (Kazdağları vd...) ve gerçekleştirilen “kentsel dönüşümler”... Yeni göçler ve beraberinde sosyal, ekonomik ve kültürel yıkımlar...

Bir yandan yıkım, bir yandan “düzenleme”...

Faruk Çelik, Şahabettin Harput ve Recep Altepe'nin çok iyi bildiği konular ama Marmara Bölgesi'nin dönüşümü Bursa'ya han hamam ve alt geçit yapmaya benzemez.

Plana uymak zorundalar!

Biz ise bozmak zorundayız.

[email protected]

Mehmet Yavuzkan 'ın Son Yazıları