Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Fadime Uslu

Fadime Uslu

Lokomotif ve serçe

Cumhuriyet’e bakarken sınıfları, sınıflara bakarken Cumhuriyet’in yarattığı tarihsel kopuşu görebilmek. Ulusal kurtuluşun içinde sosyal kurtuluş arayışını; büyük tarihsel öznelerin vardıkları yer kadar önlerinde bir zamanlar açık olan yolları da görüş alanında tutmak.

Yayın Tarihi: 07.09.2026 , 01:03 Güncelleme Tarihi: 07.09.2026 , 01:14

“Sanat sanatçının alışkanlığıdır,” der Flannery O’Connor. Amerikan Güney edebiyatının önemli öykücülerinden O’Connor’ın Jacques Maritain’den devraldığı “sanat alışkanlığı” düşüncesi, aynı hareketi durmadan yinelemekten çok, dünyaya bakmanın, duyuları şeylerde mümkün olduğunca çok anlam bulacak biçimde eğitmenin bir yoludur.

Sanat sanatçının alışkanlığıdır dediğimizde siyaset de siyasetçinin alışkanlığıdır diyebilir miyiz?

Böyle söyleyince siyaset üzerine haksız, üstelik fazlasıyla genel bir yargıya varmış oluruz.

Siyaset de nüansı görmeyi, analitik ilişkiler kurmayı, bugünü geçmişiyle birlikte kavramayı gerektirir. Dünyayı değiştirme iddiasındaki siyaset için görüş hayati bir meseledir.

Soruyu başka türlü soralım. 

Kör siyasetin alışkanlığı nedir?

Yanıt, aynı hareketi farklı sözlerle yinelemek olabilir. Baktığı yerde çıkarı için işlevsel olanı seçip gerisini görüş alanının dışında bırakmak da olabilir. Daha kötüsü şudur: Geçmişi bugünün ihtiyaçlarına göre düzenlemek. Başka zamanların insanlarını yaşadıkları tarihsel koşullardan çekip çıkararak bugünün kavramlarıyla konuşturmak. Geçmişi günün ihtiyacına göre yeniden kuran siyaset, sonunda kendi görüşünü de daraltır.

Çünkü geçmişin insanını yaşadığı zamandan çekip çıkardığımızda onu artık göremeyiz. Kendi zamanımızın sorularını onun yüzünde okumaya başlarız.

Kör siyasetin alışkanlıklarından biri de budur: Tarihe bakarken kendini görmek.

Tarihsel materyalist görüş bunun tersini talep eder. İnsanı zamanına geri vermeyi. Onu yaşadığı üretim ilişkilerinin, sınıf mücadelelerinin, düşünsel imkânların, mümkün olanla henüz mümkün olmayanın sınırlarına yerleştirmeyi. Tarihsel kişiliği sonradan başına gelenlerin içinden değil de önünde henüz kapanmamış yolların içinde görüp anlamayı.

İyi edebiyatın karaktere yaptığı da buna benziyor.

Bir karakteri bulunduğu yerden, yaptığı işten, bastığı topraktan, içinde yaşadığı düzenden çekip çıkardığımızda elimizde onun duygulanımları kalıyor: yalnız, kırgın, cesur, öfkeli, mutsuz…

Ama insan nerede?

Andrey Platonov’un karakterlerine baktığımda beni asıl etkileyen şeylerden biri bu. Platonov insanı asla koşullarından ayrı anlatmıyor.

İnsana bakarken elinin değdiği şeyi, yaptığı işi, bastığı toprağı, çevresini saran atmosferi, düzenle ilişkisini görüyor. İnsanın ne olduğunu buralarda arıyor. İnsan makineye, makine tabiata, emek maddeye, bugün geçmişe değiyor onun dünyasında; biri değişirken ötekinin yerinde kalmadığını biliyor Platonov.

Muhteşem Vahşi Dünya’daki Maltsev bu görüşün en güzel yansımalarından biri.

Platonov onu şöyle anlatıyor:

“Treni büyük bir ustanın cesur güveni, tüm dış dünyayı kendi iç kaygısına sığdırmış ve böylece üzerinde hâkimiyet kurabilmiş ilham dolu sanatçının konsantrasyonuyla sürerdi… Önünde uzanan yolun ve bize doğru koşturan doğanın tümünü, hatta trenin boşluğu delip geçen rüzgârıyla balastlı yamaçtan kopuveren bir serçeyi bile gördüğünü bilirdim; evet o bile Maltsev’in bakışından nasibini alırdı, başını bir an için çevirip serçenin ardından bakardı makinist: Bizden sonra ne olacak ona, nerelere uçmuştur?”*

Şu baş çevirme anına bakalım.

Koskoca bir lokomotif boşluğu delerek ilerliyor: İnsan emeği, hız, güç, ilerleme… Maltsev bütün bunların hâkimi. Önündeki yolu, makinesini, tabiatın hareketini görüyor. O kadar ki balastlı yamaçtan havalanan serçe bile görüş alanının dışında kalmıyor.

Üstelik görmenin sorumluluğunu da taşıyor. 

“Bizden sonra ne olacak ona?”

Platonov’un bütün görüşü bu küçücük sorunun içinde saklı.

Biriken gücün bütün enerjisi serçe için, serçeye doğru akıyor.

Maltsev lokomotifin gücüyle serçenin kırılganlığını, insanın makine üzerindeki hâkimiyetiyle o hâkimiyetin değdiği hayatı aynı görüş alanında tutuyor. Büyük hareketi kavrarken onun içinden savrulan küçücük canlının başına ne geleceğini düşünmekten vazgeçmiyor.

Bu duyarlığı, diyalektik görüşün inceliğiyle açıklayabiliriz. Ama yetmez. Bütünü görmek, parçayı silmek değildir. Bütün ancak parçanın taşıdığı ayrıntıyla görünür hâle gelir.

Maltsev’in serçeye başını çevirmesiyle tarihsel bir kişiliği kendi zamanına geri verme çabası arasında ilk başta büyük bir mesafe var. Biri edebiyatın, öteki siyasetin ve tarihin alanında.

Ama bakışın terbiyesi bakımından birbirlerine yaklaşıyorlar.

İkisinde de mesele, büyük hareketi görürken onun içinde kalan şeyi kaybetmemek üzerine.

Cumhuriyet’e bakarken sınıfları, sınıflara bakarken Cumhuriyet’in yarattığı tarihsel kopuşu görebilmek. Ulusal kurtuluşun içinde sosyal kurtuluş arayışını; büyük tarihsel öznelerin vardıkları yer kadar önlerinde bir zamanlar açık olan yolları da görüş alanında tutmak.

Flannery O’Connor’ın sözünü yeniden düşünüyorum.

Sanat sanatçının alışkanlığıysa, bu alışkanlık baktıkça daha fazlasını görebilme hünerini de içeriyor. İyi siyaset de ilişkileri görmeyi, çelişkilerden ürkmemeyi; bir olgunun işine gelen tarafını seçmek yerine onu meydana getiren kuvvetleri, tarihini, karşıtını ve dönüşme ihtimalini birlikte düşünmeyi gerektiriyor.

Kör siyaset tersini yapıyor. Baktıkça görüşünü daraltıyor. Geçmişi bugüne, insanı kimliğine, tarihi sonucuna, çelişkiyi taraflardan birine indirgiyor. Birini görebilmek için ötekini silmek zorundaymış gibi.

Lokomotif ilerlerken neyi gözden kaçırıyor, neyi gözden çıkarıyor makinist? İlki, görüşün sınırına, ikincisi tercihin sonucuna götürüyor bizi.

Nerede durduğumuz ne gördüğümüzü değiştirir kuşkusuz. Ama nasıl baktığımız, durduğumuz yerden dünyanın ne kadarını görebildiğimizi belirler.

Belki iyi sanatla iyi siyasetin yolu lokomotifi kullanırken serçeyi de doğayı da gözden çıkarmamakta kesişiyor.

  • *

    Andrey Platonov, Muhteşem Vahşi Dünya, çev. Günay Çetao Kızılırmak, Metis Yayınları, İstanbul 2014, s.78.

Yazarın Son Yazıları