Dünya düzenini kim daha iyi koruyor?

16/06/2018 Cumartesi
Dünya düzenini kim daha iyi koruyor?

Geçen hafta Kanada’da toplanan G-7 zirvesinde çekilen aşağıdaki fotoğraf bir hafta içinde o kadar çok medyada yer aldı ki sanırım görmeyenimiz kalmamıştır. Gazetecilik açısından bayatlamış olabilir ama içerdiği tarihsel değerin önemi nedeniyle bu yazıya almamak olmayacaktı.

Trump’ın sanki okul bahçesinde altına kaçırmış ve içeri girmek istemeyen bir çocuğu, Merkel’in ise onu ikna etmeye çalışan okul müdürünü oynadığı bu sahne emperyalist dünyanın içinde bulunduğu durumu çok iyi özetliyor.

Bu hale nasıl geldiklerine değinmeden önce G-7’nin tarihçesine göz atmakta yarar var.

Petrol krizini yönetmek için 1970’lerin başında Beyaz Saray’da ABD’nin liderliğinde toplanan İngiltere, Almanya ve Fransa, 1975’te İtalya ve Japonya’yı toplantıya davet ederek G-6 oldular, bir yıl sonra Kanada’nın katılımıyla G-7. Ayrıca yılda bir kez yapılan toplantılara Avrupa Birliği’nden iki yönetici de katıldı.

Eğer G-7’nin tanımını ararsanız, karşınıza bu yedi ülkenin dünya servetinin ve gelirinin ne kadar büyük bir kısmına sahip oldukları ve dolayısıyla bir araya gelip dünya ile ilgili kararlar almalarının ne kadar meşru olduğunu anlatan satırlarla karşılaşacaksınız.

Oysa bu devletler, 19. ve 20. yüzyıl boyunca tüm dünya halklarını sömürgeleştiren, onları soyarak, onurlarını ezerek ve kitleler halinde ölümlerine yol açarak servetlerini biriktiren tekelleri, şirketleri temsil ediyorlar. Ayrıca 20. yüzyılda dünyayı aralarında paylaşabilmek için kendi emekçi sınıflarını korkunç bir şekilde birbirlerine kırdırdılar.

Dolayısıyla G-7’nin bir haydutlar kulübü olduğunu söylemek doğru ama eksik olur. Çünkü bu devletler Ekim Devrimi’nden ama özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği’ni ve sosyalizmin yaygınlaşmasını durdurmak için başlıca karşı devrimci gücü oluşturmuşlardı.

Ve 1990’ların başında çok mutluydular, karşı-devrim büyük bir başarı kazanmıştı, artık dünyayı istedikleri gibi, hukuk dışı yöntemlerle yönetebilecek, dünya haklarına karşı işlenen suçlar koleksiyonlarını zenginleştirebileceklerdi.

Bu şevkle 1994’te Rusya’yı davet edip bir ara G-8 oldular. Sovyetler Birliği’ni yıkıp, onu yağmalayanların oluşturduğu Rus devleti yakıştı da bu haydutlar çetesine.

Ancak G-7 ülkelerinin yayılmacılığı Ukrayna’ya sıçrayınca ve örgütledikleri faşist darbeden sonra bazı Ukrayna bölgelerinin özel statü kazanması veya Rusya tarafından ilhak edilmesi sonrası Rusya’yı istemediler ve 2014’te Rusya ayrıldı.

G-7’nin toplandığı günlerde dünyanın öbür ucunda Çin’de Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) toplanıyordu. Aşağıda toplantıdan bir an ve üyeler görülüyor.

G-7 toplantısında Trump Rusya’nın tekrar davet edilmesini istedi, ama Putin G-7’nin bir öneminin kalmadığını söyleyerek bu resmi olmayan ve üyelerin uzlaşamadığı daveti baştan reddetti.

Gerçekten G-7 emperyalist düzeni korumakta güçlük çekiyor. Trump’ın ABD’yi korumak ve başlıca Çin’i cezalandırmak için yürürlüğe koyduğu gümrük duvarı büyük bir krizin tetikleyicisi oldu, G-7’deki gerilimin de odağında bu vardı.

ŞİÖ zirvesinde ise Şi ŞİÖ üyesi ülkelerin IMF, Dünya Bankası ve diğer mali kurumlarla diyalog içinde olması gerektiğini, bunun sıcak konuların çözümüne yardımcı olacağını söyledi. Bunlar artık emperyalist dünyayı yönetmeye aday olan bir devlet başkanının sözleri olabilir.

Ve ŞİÖ toplantısında çekilen fotoğrafa bir kez daha bakın, bir ucunda Hindistan, diğer ucunda Pakistan, yeni üyeler olarak yerlerini almışlar. İngiliz emperyalizminin birbirine düşman ettiği bu iki kardeş halkın devletini aynı blokta toplamak da Çin’in başarı hanesine yazıldı.

Kore’de yaşanan emperyalist barışın senaryosunun Çin tarafından yazıldığını ve Trump’ın ancak burada kendisine düşen rolü oynadığını biliyoruz.

Geçen haftaki yazıda değinmiştim, Çin emperyalist hegemonya mücadelesinde her geçen gün güçleniyor olabilir, ama yönetilebilecek bir emperyalist düzen yok artık. Sadece son haftalarda Rus medyasında sıklıkla yer alan nükleer başlık taşıyan denizaltı haberlerine bakarsanız nasıl bir dehşeti bir yandan ördüklerini sezebilirsiniz.

Böyle bir dünyada güvenilebilecek tek şey, her ülkede ve Türkiye’de düzeni değiştirmek isteyenlerdir.

Sadece onların varlığı gelecek için umut veriyor.