Çağrı Kınıkoğlu
Yüreğimizi Isıtmak İçin…
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
İnsan düşünmeden edemiyor Berlin Duvarı’nın yıkılışının yıldönümünde sahne alan U2 grubunu görünce: “Bunlar mı açlık ve yoksulluk içinde kıvranan halklar için mücadele ediyorlar?”
soL dergisinde geçtiğimiz haftalarda çıkan yazılar (Murat Beşer ve Tolga Binbay yazmışlardı yanlış hatırlamıyorsam) U2 grubunun serüvenini ve ideolojik savruluşunu ortaya koymuşlardı, buna girmeyeceğim…
Meşhur Brandenburg Kapısı’nın önünde kurulan o muazzam sahne, ses düzeni, ışık gösterileri filan “acayip”ti hani… Emperyalizm, müşteriyi memnun etmek için masraftan kaçınmamış! Kim verdi o konserin parasını acaba? Hangi devlet, AB kurumları, hangi şirketler?
Sonra 6 Kasım’da Beyazıt’ta miting düzenleyen genç yoldaşlarımız geldi aklıma: İki tane kolon, bir tane mikser ayarlamak için nasıl da çırpındıkları… Etkinliği kaydeden arkadaşlarımızın bir kamera ile orada bulunmaya çalışması ses kaydını sağlıklı yapabilmek için bir “boom mikrofon”a duydukları ihtiyaç filan geldi aklıma… Sonra “yalnızlık”ları: Kim gelip onlar için, onların seslerini yükseltmek, coşkularına katılmak için yanlarında olacaktı? Hangi müzisyenler, hangi sanatçılar? İşleri mi vardı, hayat gailesinde miydi orada olamayanlar? Neyin endişesindeydiler?
Tamam, birileri iktidarda, bastırıyor parayı yapıyor diğerleri iktidara meydan okuyor, sermaye devletinin şiddet aygıtının tehdidi enselerindeyken. Bu kadar organizasyon farklılığı olsun artık.
Ama nasıl alışmışız “yokluğa”, bunu fark ettim U2’ya bakarken… (Artık bakmak, dinlemenin yerini aldı neredeyse!)
***
SSCB yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin “halka mal olmuş adı” ile söyleyelim, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden sonra piyasacı goygoycuların taktıkları en önemli başlıklardan biri “daça” muhabbetiydi (hani bizim Nâzım’ın da ‘Peredelkino’da sahip olduğu türden ‘yazlık’lar.)
Sovyetler Birliği, diğer tüm sosyalist ülkelerdeki gibi, kendi yetiştirdiği aydınlara pek çok olanak sunmuştu: Eğitim olanakları, maaş, sosyal güvence, kendini geliştirme olanağı, kütüphaneler, müzeler, salonlar sosyalizmin aydınlık yüzlerinin kendi toplumları ve insanlığın ilerlemesindeki öncü rollerini yerine getirebilmeleri için her tür maddi koşul rahatlığını sağlamıştı.
Yazlıklar da bunun parçasıydı tabi. Kentin kalabalığından uzaklaşabilip, doğa ile baş başa, sükunet içinde üretmek ya da kendini yeniden üretebilmek gereksinimini karşılayacak koşullara sahip olmak ne güzel!
Çok gördüler! “Düzenin beslemesi” muamelesi çektiler…
Bu olanaklara sahip olmak sosyalist ülke aydınlarının imtiyazı değildi oysa, tüm halkların, toplumdaki statüsü ne olursa olsun her insanın, tüm toplumun sahip olduğu olanaklardı bunlar. Devrim ve sosyalizm, sanatçısını da sermaye düzeninin sefaletinden ve çıkarları için uşaklık etme, rezilliğe göz yumma onursuzluğundan çekip almıştı, emekçi halkla birlikte.
Sadece sosyalist ülkelerde de değil, burada bile böyleydi: İşçi sınıfının örgütlü mücadelesi, işyerlerinde kreş açılmasından tutun da yaz kamplarına, sendikaların, kooperatiflerin yazlık tesislerde ücretli izinle insan gibi tatil yapılabilmesine olanak veriyordu sinemalara, konserlere, tiyatro oyunlarına birlikte ve indirimli gidebilmeyi, yakacak ve gıda yardımı alabilmeyi, hamilelik ve doğum izni kullanabilmeyi… Uzatmayayım, “insaniyet” namına daha aklınıza ne gelirse, işte onların pek çoğuna kapı açılabilmişti bu ülkede bile!
Nasıl da alıştık bunların yokluğuna.
***
SSCB’nin, diğer sosyalist ülkelerin yokluğuna alışamadık ama hala…
Emekçilerin yaşam koşullarındaki olağanüstü gerilemeye, savaşlara, gericileşmeye alıştık, onların yokluğuna alışamadık. Çıkarların soğuk bencilliğini örten lüks, ihtişam gösterilerine, ikiyüzlülüğe alıştık, sosyalizmin yokluğuna alışamadık.
Egemenlik devirlerine, işbirlikçiliğe, onursuzluğa alıştık, sosyalizmsizliğe alışamadık!
Burada ve dünyanın pek çok ülkesinde kaçak temizlik işçiliği, çocuk bakıcılığı yapan, en ağır işlerde üç kuruşa ve ölümüne çalışan, fuhuşa zorlanan, gözünün feri sönmüş yüz milyonlarca eski sosyalist ülke yurttaşı da alışamadı.
Kabahat onların demeye de dilimiz varmıyor ama, kabahatin çoğu…
Bir yerden sonra, ne önemi var şu durumda kimin kabahatli olduğunun?
***
U2 demiştik, beslemelik demiştik, oradan devam edelim.
Bugün bu durumun devam etmesi aklınıza, mantığınıza, vicdanınıza sığıyor mu, yoksa, mesela şöyle bir “kararname” sizin de yüreğinizi ısıtır mıydı:
“Halk Komiserleri Konseyi bildirir:
“A. Morozof’a, I. Ostrukhof’a ve V. Morozof’a ait bulunan sanat koleksiyonları Rus Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti’nin devlet mülkiyetine geçirilmiştir. Söz konusu sanat koleksiyonları bundan böyle Halk Eğitim Komiserliği’nin denetimi altındadır. Halk Eğitim Komiserliği, Rus Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti’nin sanatsal ve kültürel merkezlerinin demokratikleştirilmesinden doğan güncel ihtiyaç ve görevleri hesaba katarak, bu koleksiyonların kullanım koşullarını öngören bir yönetmeliği ivedilikle hazırlamak ve uygulamaya geçirmekle yükümlü kılınmıştır.” (1)
Ya da şu:
“Leon Tolstoy’un yaşadığı ve çalışmalarını sürdürdüğü evi korumak amacıyla Halk Komiserleri Konseyi Bildirir:
“Moskova’daki Khamofnitşeski Sokağı No:21’de bulunan Leon Tosltoy’un evi, bitişik arazisi, eklentileri ve bütün duadanlığıyla beraber Rus Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti’nin devlet mülkiyetine geçirilmiştir ve bundan böyle Halk Eğitim Komiserliği’nin denetimindedir.” (2)
Ama beni en çok keyiflendirenlerden biri şuydu:
“Eski eşyaların ve sanat eserlerinin ihracatının yasaklanması hakkında:
Sanatsal ve tarihsel değer taşıyan eşyaların yurtdışına çıkarılmasına, yani halkı kültürel zenginliklerinden yoksun bırakmaya yönelik bir eyleme son verilmesi gerektiğini göz önüne alan Halk Komiserleri Konseyi bildirir:
(…) Bundan böyle hiç kimse Halk Eğitim Komiserliği bünyesindeki müzeler kurulunca, Moskova ve Petrograd anıtları koruma kurulunca verilen özel iznin haricinde, sanat eserlerini ve eski eşyaları yurtdışına ihraç edip satma hakkına sahip değildir. (…)
Bir kararname taslağı da şu:
Moskova’da ve Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti’nin Diğer Kentlerinde Anılarına Anıt Dikilmesi Öngörülen Kişiler (Halk Eğitim Komiserliği Güzel Sanatlar Bölümü Tarafından Halk Komiserliği Kurulu’nun Dikkatine Sunulan Liste):
I. Devrimciler ve Halk Adamları: 1. Spartaküs, 2. Tiberius Sempronius Gracchus, 3. Brutus, 4. Babeuf, 5. Marx, 6. Engels, 7. Bebel, 8. Lasalle, 9. Jaures, 10. Lafargue, 11. Vaillant, 12. Marat, 13. Robespierre, 14. Danton, 15. Garibaldi, 16. Stenka Razin, 17. Petsel, 18. Rilef, 19. Herzen, 20. Bakunin, 21. Lavrof, 22. Khalturin, 23. Plehanov, 24. Kalyaef, 25. Volodarski, 26. Fourier, 27. Saint-Simon, 28. Robert Owen, 29. Jelyabov, 30. Sofia Perovskaya, 31. Kibalçiç.
II. Yazar ve Şairler: 1. Tolstoy, 2. Dostoyevski, 3. Lermontof, 4. Puşkin, 5. Gogol, 6. Radişçef, 7. Belinski, 8. Ogaref, 9. Çernişevski, 10. Mihaylovski, 11. Dobrolyubov, 12. Pisaref, 13. Gleb Uspenski, 14. Saltıkov-Şçedrin, 15. Nekrasov, 16. Şevçenko, 17. Tyufçev, 18. Nikitin, 19. Novikov, 20. Koitzov.
III. Düşünür ve Bilginler: 1. Skovoroda, 2. Lomonosof, 3. Mendelyef.
IV. Ressamlar: 1. Rublev, 2. Kiprenski, 3. Aleksey İvanov, 4. Vrubel, 5. Şubin, 6. Kozlovski, 7. Kazakof.
V. Besteciler: 1. Musorski, 2. Scriabin, 3. Chopin.
VI. Artistler: 1. Komisserhevskaya, 2. Motşalof. (3)
Ekim’in ilk yıl kararnameleri arasında yer alıyor bunlar. Kimi devrimi takip eden birkaç ay içinde, 1918’in hemen başlarında, kimi de bu ilk yıl dolmadan yayınlanan kararnameler.
Bu kadarcığı bile, şu güzelim memlekette emekçi iktidarı kurulduğunda hemencecik nelerin değişiverebileceğine dair ne çok işaret barındırıyor!
Yine uzattım, Ekim’i ve o yılların genç sanatçılarını selamlayarak kapatalım, her zaman genç kalacak o büyük insanları:
Dünyanın ilk sinema okulunu 1919 yılında kuran Kuleşov’u, Ayzenştayn’ı, Pudovkin’i o büyük besteci Prokofyev’i, o deli dolu Mayakovski’yi, o engin ufuklu Meyerhold’u, gökyüzüne meydan okuyan Tatlin’i, o “görme”yi değiştiren Rodçenko’yu ve daha yüzlercesini… Yaratma özgürlüklerini, toplumun ve insanlığın özgürleşmesi mücadelesine adayan, bunun için eşitliğin zeminini döşeyen o onurlu yaratıcıları…
Selam olsun onlara, insanlık var oldukça eşitliğe, özgürlüğe, kardeşliğe ulaşmanın gerçekliğine hayat veren o güzel ve yiğit insanlara…
-------------------------------------
Kararname alıntıları: V.İ. Lenin, Sanat ve Edebiyat, sayfa 246-249, Payel Yayınları, Mart 1976.