Çağdaş ve Boyun Eğmeyen…

04/07/2009 Cumartesi
Çağdaş ve Boyun Eğmeyen…

Bir şair ile tanışmanın en güzel yolu herhalde öncelikle şiiri ile tanışmaktır.

Kemal Özer ile ilk tanışmam böyle bir tanışmaydı. 1990'ların sonlarına doğru... (Geç bir tanışıklık mı, yoksa erken mi, orası tartışılır!)

Kitap edinme kültürü 1980'li ve 1990'lı yıllarda kitapçılar kadar, hatta belki kitapçılardan daha çok sahaflar üzerinden şekilleniyordu solcular, üniversiteliler için. Tanıdığı, haftada bir iki yanına uğrayıp sohbet ettiği birkaç sahaf tanıdığı olmayan yok gibiydi... Kemal ağabeyle karşılaşmam da, bir sahafta dostumda denk geldiğim "Çağdaş ve Boyun Eğmeyen" adlı, Can Yayınları'ndan çıkan seçme şiirleriyle olmuştu. O yıllarda zaman zaman altını çizdiğimiz şekilde kent karakterli, işçi sınıfı karakterli bir sosyalizm mücadelesi kurgusu ve vurgusu nedeniyle belki, kitabın adı dikkatimi çekmişti.

Tam olarak 1997 yılıydı. O zamanlar Sosyalist İktidar Partisi'nin haftalık yayını Sosyalist İktidar'ın "Kültürevi" ekinin hazırlanışında görev almıştım. O ek için yazdığım bir yazıda kullandığım şu şiiri hâlâ hatırlıyorum:

Neyle anılacak ilerde bu yıl?

Yaza hazırlandığımız günlerde

güneşle aramıza sık sık

kara bulutların girmesiyle mi?

En kalabalık saatlerinde sokakların

bir çaylak gölgesi geçmiş gibi

sessizliğe boğulmasıyla mı yoksa?

1990'ların "restorasyon" yılları. Sermaye düzeninin olanca şiddetiyle başını kaldırmaya çalışan toplumsal muhalefe odaklarına yüklendiği yıllar: Kürt hareketine, devrimci demokrasiye, üniversiteli devrimcilere, aydınlara, işçi direnişlerine... Sivas yaşanmış, Gazi yaşanmış, güneydoğuda neler neler yaşanmış... Turan Dursun, Musa Anter, Uğur Mumcu, Onat Kutlar ve diğerleri, öldürülmüş...

Bir dinamizme karşın, ülke genelinde yoğun bir apolitizm de hüküm sürüyor. Belki bu muhalefet odaklarının bütünleşik bir siyasal doğrultu ortaya koyamamasından, belki başka nedenlerle ama, açıklayıcı olmasa da haydi öyle diyeyim, had safhada bir "duyarsızlık" da gün gibi ortada... Duygusal hafızamı kurcaladığımda hatırladığım böyle bir duygu, öyle demem daha doğru olur belki.

Kemal Özer'in 1983 yılında yayınladığı "Araya Giren Görüntüler"inden bir şiirdi bu yukarıdaki. 12 Eylül karanlığının ardından yazıldığı her halinden belli bu şiirin 1990'ların sonunda örgütlü mücadelenin içinde bulunan birine hitap etmesi belki şaşırtıcı, belki de değil, bilemiyorum şimdi... Ama bu hitabetin siyasi tahlilinin ötesinde, şiirin, sanatın anlamına dair çok şey açıklıyor bana.

Bir ortaklaşma duygusuydu bana çarpan. Bugün tekrar düşününce, neredeyse bir karşı-devrimci organizasyonun parçası olarak algılamaya meylettiğim Bulgaristan'dan "soydaş"larımızın bu ülkeye gelişi sürecinde Özal'ın şişinerek "bilmem kaç milyonluk" dediği bir ülkede, tanımadığım, yüzünü bile görmediğim birinin daha benimle, bizimle benzer duyguları paylaştığını görmenin rahatlatıcılığı ve keyfi olarak şekillenen bir ortaklaşma duygusu... Bugünü geleceğe nasıl taşıyacağı kaygısında ortaklaşmak...

Kemal Özer hep bu olarak kaldı benim için: Paylaşım, ortaklaşma...

Eklenen çok şey oldu onunla yüz yüze tanışıp, sohbet etmeye başladıktan sonra.

Muzipliği, cana yakınlığı, espritüelliği...

Ondan başka kim yazabilirdi ki bir 12 Eylül şiirini şunun gibi:

"Ne iyi ettin de geldin"

Komşumuz böyle diyor kapısını çalana

Damları kiremitsiz bırakan

çiçeğe durmuş en körpe dalları

kırıp geçen rüzgara da öyle demişti

ilk esintilerini duyduğu vakit

bunaltıcı bir günün sonunda

Bir de Brecht yazardı böylesini belki...

Kemal ağabeyi son görüşüm, Nâzım Hükmet Kültür Merkezi'nde düzenlediğimiz Nâzım-Brecht günlerindeki sunuşunda olmuştu. O sunuşunda bu iki ustanın şiir dünyalarını çözümlemişti. soL'da yayınlanan en son yazısı da o oldu maalesef. (Okuyamayanların göz atmalarını tavsiye ederim: http://haber.sol.org.tr/yazarlar/15195.html)

Önemli bir entelektüel birikime de sahipti. Örnek olsun, Nâzım Hikmet Akademisi fikrini duyduğunda akademi kavramının kendisini sorgulayabilecek kadar diri ve heyecanla yaşayan bir devrimciydi de...

Böyle sıcağı sıcağına yazılan bir yazının "risk"iyle karşı karşıyayım şu anda: Nedense "güzelleme" yapıyormuşum duygusuna kapıldım, aklımın ucundan bile geçmese de.

En iyisi ben keseyim, Kemal ağabeyden bir şiirle bitireyim.

En güzeli, en etkileyicisi, en uyandıranı, en duygulandıranı filan değil. Şiirlerinden bir şiir:

Birikime İnanmak

Dalgayı haber veren yakamoz

kimin gözüne çarpar kıyıda?

Çiçeğe durduğunu kim ayırt eder

tepeden tırnağa giyinmeden ağaç?

Kimin dikkatini çeker küçücük bulut

güneşi kapatmadan önce?

Dalgaya, yakamoza, çiçeğe, ağaca, buluta, güneşe dönüşüme, harekete, birikime, inanca Kemal ağabeye selam olsun...

Not: Ali Mert, Efe Duyan, belki başka yoldaşlarım da, benden daha yakın oldular Kemal Özer ile... Onların acısı daha derin, sözcüklere dökmeleri belki daha uzun zaman alacak. Şüphesiz şiirsel de olacak... Kabul görür mü bilmem, onlar adına da yazmış olayım bu yazıyı... Kemal ağabeysiz bu ilk haftamızda, onsuz kalmanın kırgınlığını ve acısını usulca sırtlanan herkesin adına...

ÖNCEKİ YAZILARI

Ölüme İbadet 11/09/2010 Cumartesi
“Hayır!” diyebilmek 14/08/2010 Cumartesi
Örgütsüz Aydının Trajedisi 31/07/2010 Cumartesi
Yaşama Tutkusu 24/07/2010 Cumartesi
Agirê Jiyan 17/07/2010 Cumartesi
Öfkesizler 05/06/2010 Cumartesi
Çifte karşı-devrim 15/05/2010 Cumartesi