Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Temiz eller mi dediniz?

Yalnız temizlik mevcut yönetici ekibin de lağımla birlikte süpürülmesini gündeme getirir. Krizi örtmek için temiz elleri hatırlayan AKP’liler bunu da düşünmelidirler.

Yayın Tarihi: 24.10.2025 , 23:21 Güncelleme Tarihi: 25.10.2025 , 00:00

Yolsuzluk soruşturmaları başlangıçta muhalefeti hedef alıyordu. Ama orada kalmadı ve iktidar cephesinin içindeki çatlaklar pislik püskürten volkanlara dönüştü. Önümüzdeki ağırlıklı olasılık suların durulması değil, yönetim krizinin içinden çıkılmaz hale gelmesi… 

Hal böyle olunca ve kriz itiraf edilemeyeceğine göre AKP saflarında mümkün olan tek açıklama duyulmaya başlandı: Türkiye bir “temiz eller” operasyonu yaşıyordu. Altını çizeyim, bu tez krizi örtmek için uydurulmuştur. 

Tabirin doğduğu tarihsel örnekte de işler daha az karışık değildi. İtalyancası mani pulite… İtalya’nın bağırsakları öyle dolmuştu ki, mafya bağlantılı yolsuzluk soruşturmalarında dört yüzden fazla belediye meclisi feshedildi, parlamento üyelerinin yarıdan fazlası iddianamelere dâhil oldu, geleneksel siyasi partiler çöktü. Binlerce mahkûmiyet kararının yanında intihar eden iş ve siyaset insanlarının hesabı tutulmadı bile… 
1992’de henüz kırklı yaşlarının başında olan Milano savcısı Antonio Di Pietro halkın sevgilisi olarak birkaç yıllığına ülkenin en güçlü figürü oldu. Somut konuşursak iki veya üç yıllığına. 

Zincirin ilk halkası Sosyalist Parti üyesi Mario Chiesa’nın bulaştığı sıradan bir rüşvet hikâyesiydi. Bu işlerde rastlantıya pek az yer vardır; rüşvetçi siyasetçinin soyadı “Kilise” anlamına geliyordu! İtalya’da kilise Vatikan’dır. Mafya ise zaten boylu boyunca oradaydı. Operasyon sosyal-demokrasiden başlamıştı. Sağcı başbakanın “Tamam tamam Roma’yı da ben yaktım” serzenişine kimse dönüp bakmadı… 

Geriye aslında bir tek komünistler kalıyordu. Ama onların da çoğunluğu Sovyetler Birliği’ni dağılmaya götüren glasnost-perestroyka sürecinde tövbekârlık yolunu tutmuştu. 1990 sonbaharında Batı Avrupa’nın en güçlü komünist partisi adını Demokratik Sol olarak değiştirmişti. Kitlesel olmaya devam etse de, düşüşteydi.

Bu değişim ne sürprizdi, ne de yalnızca Moskova’dan esen rüzgârların sonucuydu. İKP çoktandır sağcı bir açılımı takip ediyordu. Sınıf mücadelesi, yerini Hıristiyan Demokrat Parti’yle “tarihsel uzlaşmaya” bırakmıştı. Belli ki, İtalyan egemen güçleri, başka bir dizi kapitalist ülkede olduğu gibi 1970’lerde emekçi sınıfları düzene kapsamak veya huruç harekâtıyla dağıtmak seçeneklerini tartışıyorlardı. Tartışma şiddetle yürütüldü ve dünyanın kaymakta olduğu karanlığa uygun biçimde bağlandı.

Hıristiyan Demokrat Parti’nin lideri Aldo Moro, 1978’de sorumluluğu sol terörizmin üstüne yıkılan bir eylemle kaçırıldı ve öldürüldü. Kendisi 1976’da başbakanlıktan ayrılmak zorunda kalmıştı, ama “Tarihsel Uzlaşma” yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçiminin Moro tarafından kazanılması ve bir merkez sağ-merkez sol hükümetinin Komünist Parti tarafından desteklenmesi biçimini alacak gibi görünüyordu. 

Aldo Moro’nun partneri, İKP Genel Sekreteri, Avrupa Komünizminin ön saftaki temsilcisi Enrico Berlinguer ise 1984’te doğal ölümle tanıştı. 10 gün sonra Avrupa Parlamentosu seçimleri yapıldı. Partisi yüzde 33,3 orana ulaştı; Hıristiyan Demokrat Parti’yi burun farkıyla geçip seçimden birinci çıktı. İtalyan halkının, kendisini faşizmden kurtaran partiye taziyesiydi bu besbelli. Ama egemen güçlerin kendi aralarındaki tartışmayı kapatmalarının üstünden 5-6 yıl geçmesine karşın “tehlikenin” sürdüğünün de deliliydi. 

1973 Şili darbesiyle kurulan laboratuvarda testten geçen neo-liberalizm, yani vahşi piyasacılığa ABD, İngiltere ve Batı Almanya’da iktidar yolu açılmaktaydı. Sovyetler Birliği’nde bu basınç altında adımlarını şaşıran komünistler ve Batıdan esen rüzgârı arkasına alan kapitalizm yolcuları vardı. Konu bizi de ilgilendiriyor; Türkiye kapitalizmi ağır bir krizden 1980 darbesiyle döndürüldü ve aynı yola sokuldu…

Basit bir internet taramasıyla o zamanların popüler haber programı 32. Gün’ün Temiz Eller’i konu alan bölümüne ulaşılabiliyor. Bildik bileli rüşvete, mafyaya gömülü yaşayan İtalya’da nereden çıkmıştı bu operasyon? Görüşüne başvurulan bir İtalyan uzman “K faktörü” diyor… Komünizmin K’sı! 

Açıklamaya göre komünizmin İkinci Dünya Savaşı sonrası çok güçlü olması, sistemi önlem almaya itmişti. Nazi işgaline ve faşizme karşı mücadelesinden insanlığa “Bella Ciao”ı armağan ederek çıkan harekettir İtalya’da komünizm! Bileğinin bükülmesi olanaksızdı, ama önündeki barikat sağlam olmalıydı. Mafyayı, düzenin bütün kurumlarını, kiliseyi, siyasi partileri, bürokrasiyi, elbette NATO’nun Gladyo’sunu, rüşveti, yeraltı ekonomisini, pisliği gerici barikata yığdılar! 

“Komünizm bitti ve eski sistemin sürmesine gerek kalmadı.” Uzman açıklamasının özeti budur. Lağım yeni patlamıyordu. Maksat İtalya’nın pislikten arındırılması da değildi. Bir dönem kapanıyor, yenisi açılıyordu. İtalyan kapitalizmi işçi sınıfına karşı orman kanunlarıyla mücadele eden bir hattan, kurumsal neo-liberalizme, vahşi piyasacılığa geçmeliydi. Geçmişte işlevsel olan artık engele dönüşüyordu. Bunun için gereken enerjiyi Şili’de ve Türkiye’de darbeden buldular, İtalya’da Temiz Eller’den. Yöntem farkı önemsiz değildir kuşkusuz; ama hedef aynıdır!

2025 Türkiye’siyle bu olup biten arasında bir benzerliği ancak, repertuvarı pek sınırlı AKP yorumcuları bulabilirdi!

Peki, Pietro’nun önderlik ettiği yol nereye çıktı? Eski siyasetçi kuşağı emekliliğe sevk edildi. Bizde İtalya’dan yaklaşık on yıl önce Turgut Özal’ın ANAP’ı kurarken telaffuz ettiği “dört eğilim” meselesini çağrıştıran bir parti kuruldu. Tribünlerden apartılmışa benzeyen Forza İtalya ANAP ve AKP gibi bir yaşını doldurduğunda iktidara geldi. Yıl 1995 idi. Hıristiyan demokratları yani dincileri, sosyal demokratları, faşizm esintili milliyetçileri ve liberalleri birleştirme iddiasındaki Berlusconi’nin salgıladığı düşkünlük İtalya için utanç vericidir. Çocuk tacizcisi, sapık şımarık bir patrondu. 

Ama ne gam, neo-liberalizme ayak uyduruyor, “eski İtalya”dan kopuyor, çağ atlıyorlardı! Genç savcının bu planlamanın neresinde durduğu tali bir konu. Tahmin edeceğiniz gibi Berlusconi yükselirken Pietro merdivenleri indi…

Bu sürece restorasyon da denebilir. Asıl olansa düzenin sürdürülmesidir. Yükler atılır, düzen kurtarılır. 

Yalnız temizlik mevcut yönetici ekibin de lağımla birlikte süpürülmesini gündeme getirir. Krizi örtmek için temiz elleri hatırlayan AKP’liler bunu da düşünmelidirler.  

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları