Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Siyasete kayıtsızlıktan siyasetçinin kayıtsızlığına

"Tayyip Erdoğan’ın yaşadığı sıkışmadan, kendilerine fırsat yaratmak üzere resim çektirmeyi çıkartanlar bunu yaratıcı siyaset zannediyorlar. Halkın siyasetle ilgisini kestiğini varsayıyorlar. Oysa bu yolla asıl kendileri halkla ilgilerini kesmiş oluyorlar."

Yayın Tarihi: 03.10.2025 , 20:16 Güncelleme Tarihi: 04.10.2025 , 00:00

TBMM’nin açılışı arifesinde Bülent Arınç, Özgür Özel’i açılışa katılmama kararını gözden geçirmeye davet etti. Karşılıklı nezaket ve saygı ifadeleriyle süslü yazışmayı başlatan kişi, AKP’nin ilk “triumvira”sının içindeydi; ilk sırada Erdoğan, ikincisi Abdullah Gül… Üçüncü adam önemsizleştirilmesinin üstünden geçen onca zamana karşın muazzam bir sadakat beslediğini kanıtlamış bulunuyor. Belki de satır arasından okunması gereken sadakat değildir de, ilerleyen yaşına karşın yeni misyonları hak ettiği mesajı vardır. Tabii Özel’e değil, Erdoğan’a…

Erdoğan’ın neye ihtiyaç duyduğunu, Meclis’in sağcıları ve DEM çok iyi kavradı. 1 Ekim günü Reis’in etrafında pervane olmalarının anlam ve önemine dair onlara da başka kanallardan mesaj gitmiştir muhtemelen; bilmiyoruz…

***

Sadece son bir yıla baksak bile Cumhurbaşkanının sırtında biriken yükün çekilir gibi olmadığını anlarız. 

Ekonomide seçim öncesinde nefes aldıracak bir gelişme yaşanması umudu çöktü; tersine Türkiye klasik baş belasına, dış kaynak ihtiyacına döndü. 

İç siyasette baskıyı arttırma stratejisi çökmediyse de, sonuç vermiyor; en azından şimdilik CHP un ufak olmak yerine oy oranını korumuş veya arttırmış durumda. 

Yeni-Osmanlı hedefi iç siyaseti, dış siyaseti, ekonomiyi, ideolojiye vb. biçimlendiren bir şemsiye program. Ama adlandırma en başta yakın bölgeye gönderme yapıyor. Oraya gelirsek; Erdoğan, Trump tarafından Suriye fatihi olarak övüldüğünde kendisiyle alay edildiğini düşünmemiş olamaz. Diyelim ki, Baas’ı gerçekten Ankara devirmiş olsun; götürüp İsrail’e teslim etti. Bu, başlı başına bir sıkıntı. 

Sonra; konu Kürt başlığını ilgilendiriyor; orada da düğüm olmuş bir komisyon var elde. 

İktidarın dışişleri bakanı ise ABD dönüşünde zafer korosuna katılmak yerine yenilen kazıkları gündeme taşımayı tercih etti. İlan edildi ki, Türkiye’nin ulusal savunmasına ilişkin çizilen pembe resimler uydurma.

Birkaç gün sonra enerji bakanı Doğu Akdeniz doğal gazı konusunda havlu attıklarını ilan etti. Karadeniz içinse zamana ihtiyaç vardı.

Beyaz Saray kapısında ileri geri konuşunca işini kaybeden muhabir, Ankara’nın Amerikan dayatmalarını yerine getiremeyeceğini söylüyordu meslektaşına. Bir küçük düzeltmeyle haklıydı; Erdoğan yerine getirdiği takdirde altında kalacağı koşulları yerine getirmek zorundadır! Bu durumun stresi bile sağlam insanı hasta eder. 

Uzatmaya gerek var mı? Erdoğan Ankara’da güçlü bir vitamin takviyesine ihtiyaç duyuyordu. 1 Ekim’de sağ ve Kürt siyasetçileri ağrı kesici verdiler. Muhalefet demeye insanın dili varmaz; Meclis’te AKP’nin tamamlayıcısı rolündeki bu unsurlar, zora düşen iktidarın yeni bir “geniş cephe” stratejisine yöneleceğini düşünmüş ve sevindirik olmuşlar belli ki. ABD temasları Erdoğan’ı hem esnek ve uzlaşmacı davranmaya itmiş olabilir, hem de daha fazla müttefik bulmadan ilk virajda uçurumdan uçma ihtimalini hissettirmiştir. Madem öyle yüzlerde gülücükler, ellerde tuzluklar Erdoğan’la resim çektirmeye!

***

Halk kitlelerinin siyasetle ilgilenmemesi, egemen güçlerin hep rüyasını gördükleri bir konfor halidir. Zaman zaman kalabalıkların enerjisinden yararlanmak zorunlu olduğunda, bu seçenekten aynı ölçüde hoşlanmazlar. Halkın siyasete kayıtsız kalması çok daha iyidir. Zaten “gelişkin” demokrasilerde seçime katılma oranı yüzde elli civarında salınmaz mı? 

Bana sorarsanız, seçime katılmamanın apolitizmin belirtisi olduğu artık o kadar da doğru olmayabilir. Baksanıza, dünya hop oturup hop kalkıyor. Filistin eylemlerine tanık olan milyarlarca insan başını çevirip kayıtsızlığına mı gömer kendini, yoksa vicdanını direnişçilere mi açıyordur? Sosyal güvenlikten, emeklilik hakkından, bütçenin halka ayrılan kısmından daha da kesilmesine itiraz için kalabalıklar toplanıyor. Elbette eyleme gitmeyenler çok daha kalabalık; ama kim söyleyebilir, konuyla ilgilenmediklerini? 

Acının bu kadar biriktiği bir dönemde halk kitlelerini siyaset dışında kalıyorlar diye damgalamadan önce dikkat edilmeli. Verdiği oyun karşılığında kimsenin kendisini doğru dürüst savunmayacağına dair kanaati giderek güçlenen yığınların, katılım oranını daha da aşağı çekmesi apolitizm midir? Kaygılı kalabalıkların hak verdiği ama örgütsüzlüğü gayet belirgin kendiliğinden eylemleri cazip bulmaması şaşırtıcı mı?

İşin aslı şu ki, emekçiler egemen güçler tarafından baskılanmış, örgütlülükleri dağıtılmış, hatta örgütlü davranma yetenekleri köreltilmiş durumda. Ancak çekilen acıların hissedilmediği, üstüne düşünülmediği asılsız. O kadar da insanlıktan çıkmadı dünyamız! 

Tersine, Türkiye’nin belki de başını çektiği birçok ülkede siyasete ilgi artıyor. Dünyamız daha fazla politize oluyor. Bir dönem kitleleri siyasetin dışına süpüren düzen siyasetçileri ve onların ağababaları bu değişimin farkında değillerse, bu da onların sorunu! 

Aslında halkı siyasete kayıtsız zanneden düzen siyasetçisi halka kayıtsızlaşmıştır. Bu noktada haklı biricik gerekçeleri, örgütsüz kalabalıkların hoşnutsuzluğunun bir tehlike oluşturmayacağı konusundaki, sınanmış bilgi olabilir. Bu bilgi egemenlerin, ölümcül bir kibir hastalığına tutulmuş oldukları gerçeğini değiştirmez…

Tayyip Erdoğan’ın yaşadığı sıkışmadan, kendilerine fırsat yaratmak üzere resim çektirmeyi çıkartanlar bunu yaratıcı siyaset zannediyorlar. Halkın siyasetle ilgisini kestiğini varsayıyorlar ve sonsuz bir rahatlık ve edepsizlikle hareket ediyorlar. Oysa bu yolla asıl kendileri halkla ilgilerini kesmiş oluyorlar. Kibir bütün bunları görmelerine engel olacak.

Emekçi halkın yoğun biçimde siyasal arayış içinde olması ve verili örgütsüzlük hali arasındaki çelişki ise mutlaka çözülecek. İnsanlıktan çıkmayacaksak, örgütleneceğiz. Karanlık on yılların ardından yeni bir gün doğacak. 

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları