Aydemir Güler
Seçmeli baskı
Yayın Tarihi: 07.11.2025 , 20:31 Güncelleme Tarihi: 08.11.2025 , 00:00
Siyasi iktidarın Ortadoğu’da içine girdiği denklem “süreci” ileri ittirmek zorunda. Demirtaş’ın hapislik yaşamının sonuna yaklaştığına dönük işaretler de buna bağlanabilir. Ancak süreç ile hapislik arasındaki çelişki yeni ortaya çıkmadığına göre, iktidar cephesindeki tutum değişikliğinin bir ek açıklamaya daha ihtiyacı olmalı.
İşin içinde demokratikleşme arayanlar hapishane kapısının ancak Kasım 2025’te aralanmasını, “demokratikleşmeye direnenlerin” sahip oldukları ağırlığa bağlayacaklardır. Ama diyeceklerdir, yol artık açılmıştır!
Bu yorumda bulunanlara Tele 1’e el konmasından casusluk soruşturmasına, gazetecilerin evlerinin basılmasına kadar tam karşı yöndeki adımlar sorulduğunda, iki seçenek söz konusu olabilecektir. Birincisi, demokrasi düşmanlarının hala ayak diremesi. İkincisi ise Ergenekon kumpası günlerinde kullanılıp cılkı çıkartılan tez, yani iktidarın operasyonlarına muhatap olanların bizzat söz konusu demokratikleşme karşıtı odaklar olduğu!
Son cümle için, “yok artık” diyecek olanlara geçenlerde Öcalan’ın kimi yayınlardan duyduğu rahatsızlığın kamuoyuna iletildiğini hatırlatmak durumundayım… Ama ben, doğrusu Türkiye’ye bir kez daha kumpas tezlerinin yutturulmasını mümkün görmüyorum.
Türkiye’ye bir kez daha kumpas yutturulamaz, çünkü ne AKP merkezli ittifak sistemi o zamanki kadar güçlüdür, ne de devlette sürece muhalefet eden güçlü bir kanat vardır. Tersine her gün birbirinin ayağına basmakla kalmayıp artık açıktan tartışan, tartışmakla kalmayıp perde gerisinde kıyasıya kavga eden hiziplerden oluşan iktidar cephesi dökülüyor. Devlette sürecin tıkanacağı momente yatırım yapanlar elbette vardır, ama bu güncel bir dirence dönüşmüyor. Dönüşemez, çünkü Erdoğan gemisini Amerikan sularına demirlemiş bulunuyor. Geminin çıpasının uluslararası dengelere oynamak üzere geri çekilmesine veya kontrolsüz biçimde dibi taramasına izin verilmeyecektir.
Başa dönelim. Selahattin Demirtaş’ın siyasal tutsaklığının sonlanmasına doğru atılan ilk adımı, aynı veya benzer paketlere sokulan başka rehinelerin de izlemesi beklenir. Ancak siyasi iktidar özgürlüklerin iadesini apar topar bir çözülüş görüntüsüyle hayata geçirmek yerine her bir ismi başlı başına bir pazarlık konusu haline getirecektir.
Sonuç olarak Demirtaş için bir olumlu sonuç başkalarının kaderini temsil etmek zorunda değil. Her vakanın özgünlükleri var. Örneğin yakın zamanda Demirtaş’ın Öcalan’la arasındaki politik açıyı kapatmak için gayret gösterdiğini biliyoruz. Bu çabanın sürecin devamındaki rol dağıtımını etkileyip etkilemeyeceğini göreceğiz
Peki, olup biteni demokrasi yanlıları ve karşıtlarının itiş kakışıyla açıklayan yoruma ne denebilir?
Bana sorarsanız, “sürecin” doğrudan unsuru olan kesimlere yönelik olarak -toptancı değil pazarlıkçı biçimde- bir özgürlük alanı açılması ile başka kesimlere sopa sallanması arasında çelişki yok. Genel olarak liberal kesimler ve Kürt milliyetçi hareketi AKP’nin ittifak sistemine dâhil olmak üzere harekete geçmiş bulunuyorlar. Oysa diğer tarafta AKP ile “rekabet halinde” olan CHP yer alıyor. Bu partinin merkez kadroları ve çeşitli sözcüleri emperyalist senaryolara değil, emperyalistlerin AKP ile iş tutmasına itiraz ediyorlar. İktidarın saldırıları karşısında zorunlu biçimde radikalleşse de, verdiği tepkiler Erdoğan’ın sınırlarını zorlasa da, CHP’nin “ana muhalefet sorumluluğunu” (!) bir kenara bıraktığı kesinlikle söylenemez. Yarın iktidar ve muhalefet yer değiştirse, CHP’nin emperyalizmin ve sermayenin konumlanışıyla ilgili olarak farklı bir rota çizme olasılığı da olmayacaktır. Dolayısıyla CHP, AKP’yle rezonansa giren liberal kesimlere de seslenmeye çalışacaktır.
Kuşkusuz Türkiye’de egemen güçlerle rekabet değil, mücadele içinde olanlar da var. Ancak düzen bu dinamiği doğrudan hedef tahtasına yerleştirmek yerine süregiden operasyonlarına eklemlemeyi denemektedir.
Özetle ortada demokratikleşme değil seçmeli bir baskı politikası var ve bu şiddetlenerek sürecek. Gün gelir de, AKP frene basmak durumunda kalırsa, nedeni keyfi uygulamalarının demokrasiyle bağdaşmaması değil, iktidar blokunun daha da zayıflaması olabilir.