Aydemir Güler
Komisyon bir işe yarasın
Yayın Tarihi: 22.08.2025 , 21:29 Güncelleme Tarihi: 23.08.2025 , 00:00
“İsmi uzun komisyon” çalışmalarını sürdürüyor sürdürmesine, ama ortada bir yol haritasından ziyade oyalama/alıştırma toplantıları var gibi görünüyor.
Komisyon mu İmralı’ya gider, İmralı mı komisyona gelir? Bu soru hem oyalamaya hem alıştırmaya yarıyor örneğin… Kuşkusuz geçen yıl Bahçeli’nin fantastik Meclis kürsüsü davetinden daha somut bir noktaya denk düşüyor bu gündem maddesi. Ama ne önemi var? Sonuçta kamuoyunun bir şeylere alıştırılmasının veya olaylar akıp giderken toplumun oyalanmasının aracı olarak işlev görecek bu tartışmalar.
Ben kendi payıma hangi tarafın annelerinin daha fazla acı çektiğinin yarıştırılmamasını diliyorum!
Ama nafile; tartışmanın buraya gelmesi kaçınılmazdır. Komisyonun yarışmanın şiddetini massetmek “olgunluğunu” göstereceğine güvensek bile, kıvılcımların atmasını kimse önleyemeyecektir.
Ah CHP vah CHP! Tam da bu varsayılan uzlaşma olgunluğundan belediye operasyonlarının da nasipleneceğine inanarak dâhil olmuştu sürece!
* * *
Birileri bir şeyler yapmayı denerken dışarıdan umutsuzluk, karamsarlık yaymış mı oluyorum?
Ne yapılmak istendiği açık seçik söylenmezken bu boş bir eleştiri olarak kalıyor. Topluma afaki bir kardeşlik söylemiyle lafı dolandırmaktan başka bir şey yansıdı mı bugüne kadar?
Tamam, ben de farkındayım; bu yeni iklimde Öcalan, Bahçeli ve Erdoğan’ın veciz ifadeleri yayınlanıyor zaman zaman. İslam kardeşliği, ümmet olmak, başkan yardımcılarının kimliği…
Ama hiç de haksızlık etmiş olmuyorum. Çünkü İslam kardeşliğinin laikliğin yadsınması anlamına geldiğini alenen ilan edecek cürete sahip değil hiçbiri. Veya ümmetin ulus’un reddi demek olduğunu, yönetim sisteminin alt kimliklere pay edilmesinin üniter yapıyı gömmek olduğunu…
Dolayısıyla bu tür “çarpıcı” çıkışlar da oyalama/alıştırma egzersizlerinin ötesine geçmiyor.
Bizden uyarması; bu kontrolsüz sürecin patlamasının değil, patlamadan derinleşebilmesinin haber değeri olacaktır…
* * *
İyi de, birinci çözüm süreci yıllarında öğrenilenler ne olacaktır? Bilmeyen, duymayan olabilir; o yıllarda “çatışma çözümü” deneyimlerini Türk ve Kürt politik entelijansiyasına öğretme işini İngilizler (ve İrlandalılar) üstlenmişti. Heyetler gidip gelmiş, bizimkiler, Britanya istihbaratının gözetiminde şatolarda, malikânelerde ağırlanmış, brifing almışlardı.
Evet, evet! Dünyamızda birliği sarsılan ve hatta çatışmaya düşen tarafların kucaklaşması mümkün olabiliyordu işte. Yani biz bozguncular ne dersek diyelim, “ulusal sorun” kapitalizm koşullarında da çözülebiliyordu…
Doğrudur, sosyalizm olmadan kalıcı çözüm olmaz demek çoğu kulağa abartılı bir genelleme gibi gelebilir. Yalnız, İrlanda ve Kürt sorunları arasında temelden bir fark olduğuna da kimse itiraz etmemelidir.
Britanya dünyanın en etkili emperyalist devletlerinden, o anlamda dünya siyasetinin belirleyici merkezlerinden biridir. Bu nedenle de bu ülkenin kendi içinde yaşadığı çözülmenin aşılması için yapılan yatırımın hesabı tutulmaz, tutulmamıştır. 20.yüzyıl boyunca İmparatorluk platosundan bayır aşağı kilometrelerce kayan Londra’nın bir yere sağlam çıpa atması sistemin önceliğiydi. Üstelik ne kadar güç kaybetmiş olursa olsun, adı geçen devletin ve düzenin her anlamda kapasitesi genişti.
Başka da “çözümler” olmuştur; örneğin Afrika’nın sistemin kara deliği olmaktan çıkması için Kıtanın güney ucundaki ırkçı rejimin feda edilmesi, kölecilik mirası standartların lağvedilmesi emperyalist merkezlerce benimsenmişti. Tarafların karşılıklı tavizleriyle yeni bir birliğin inşası dünya siyasetinin belirleyici merkezlerinin, dünya düzeninin bekası için aldıkları güçlü bir karardı.
* * *
Türkiye ve Kürt sorunu bu temel nokta itibariyle farklıdır. Kimse Britanya’yı çökertme veya ırkçı / köleciliğe dönüş niyetinde değildi. Ancak Ortadoğu’da emperyalizm kontrolünü güçlendirmek için 20.yüzyıl bakiyesi bölge güçlerine karşı tarihsel bir operasyon yürütmektedir.
Burada Türk’ün, Kürt’ün, İranlı’nın, Arap’ın esamesi okunmaz.
Bölgenin eski efendileri adına İngiliz Sykes ile Fransız Picot’nun imzalayıp Bolşevikler tarafından yırtıp atılan anlaşma, Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra güncellendi. Emperyalistlerin, iç dokusu çözülmeye uğrayan Türkiye’yi nasıl ihya edeceklerine kafa yorduklarına inanmak için ya süzme salak ya da tamamen satılmış olmak gerekir.
Özetin özeti, emperyalist kapitalizm koşullarında “ulusal sorun”, olsa olsa, emperyalistin/kapitalistin işine gelen biçimde çözülür. Bizim buralara tercüme edersek, çözülmez!
Anlamayan Suriye’ye baksın. Şam’da iktidarın teslim edildiği İslamcı terör örgütünün farklı etnik, ulusal, dinsel kimliklerden kabul görmesi mümkün müdür? HTŞ’nin ulusal birliği yeniden kuramayacağını onu besleyip bugünlere getiren İngiliz-Amerikan efendileri bilmez mi?
Suriye bize örnek olmaz; ama zihin açıcı olabilir…
Zihnimiz açık olsun: Türkiye bir çözülüşe sürüklenmektedir.
Kimse bize örnek olmasın: Çözülüş bir kader değildir.
* * *
Türkiye’nin bir ulusal sorunu var. Bu sorun, ülkemizin birlikte varlığını sürdürebilmesinin üstüne çöken kara bulutlarla, yani çözülüş dinamikleriyle ilintilidir.
Çözümü emperyalist-kapitalist bağlamdan türetmeye çalışanlar hakkındaki yargımı yukarıda yazdım. Peki, ama başka bir bağlam neden mümkün olmasın?
Türkiye birbirine üstünlük taslamayan, her alanda eşitliği, adaleti tesis etme mücadelesini paylaşan, sömürüyü tarihe gömmeye kararlı insanların kol kola girişine neden sahne olmasın? Acıları yarıştırmaya, iktidar olanaklarını biri diğerinin elinden koparıp almaya uğraşmaya, topraklarımızı patlamaya hazır bir cephaneliğe dönüştürmeye yazgılı mıyız?
Şimdi bunları açık açık tartışmanın zamanıdır. Kendisinden alıştırma/oyalamadan başka bir şey çıkma ihtimali olmayan komisyon işte bir tek bu işe yarayabilir. Onların açmadıkları, açamayacakları örtüyü biz kaldıralım. Gizlisi saklısı olmayan tartışmamızın konusu Cumhuriyeti eskisinden daha güçlü biçimde nasıl ayağa kaldıracağımız olsun.
Haftaya daha somut olarak devam edelim…