Aydemir Güler
Ada vapurunun örttüğü
Yayın Tarihi: 21.11.2025 , 23:08 Güncelleme Tarihi: 22.11.2025 , 00:00
Bahçeli “tabu devirme” misyonunu olası bütün bedelleri göze alarak yerine getirdiğini söylüyor. Sürecin en cansiperane savunucuları bile bu işin altına girenin –tabii ki DEM hariç- oy kaybedeceğini dile getirdiğine göre, kamuoyunun verili dengeleri itibariyle bu doğru da... Dolayısıyla AKP ve CHP’nin yolculuk için karar verene kadar bayağı kıvranmaları anlaşılır bir durum.
Ancak meselenin Öcalan’la görüşmeye kilitlenmesinin gizlediği başka şeyler var.
Meclis heyetinin İmralı’da masaya oturmasının Öcalan’a kazandıracağı meşruiyet başlı başına bir sorun olarak görülüyor. Bu düzeyde bir temasın sembolik değer taşıyacağı ve bu açıdan bir sıçrama anlamına geleceği açık olmakla birlikte, böyle bir sorun tarifi, bugün Türkiye siyasetinde Öcalan’a zaten açılmış olan alanın etrafından dolanmak anlamına gelecektir.
Israrla tekrar ediyoruz; hedeflenen “çözüm”ün içeriği konuşulmuyor. Silahların susması gibi aklı başında kimsenin itiraz etmeyeceği bir unsurdan başka bir şey yok ortada. Bir de, Türkiye içinde her şey hallolmuşçasına, düğümün Suriye ile ilgili olduğu kamuoyuna yansıyor.
“Açık sözlü” sayılan Bahçeli yeni yıl mesajında telaffuz ettiği “iki asırlık ağırlık” lafını açıklamadı. Cumhurbaşkanı yardımcılıkları kota usulü dağıtılınca memleket hız mı kazanacak acaba? Erdoğan’ın “Türk-Kürt-Arap ittifakının” Türkiye’deki karşılığının ne olacağı da konuşulamadı. Osmanlı millet sistemi hatırlatması ise “sömürge valisinin” tepki çeken periyodik gaflarından biri sayıldı, geçildi. Buna karşılık CHP Ankara’nın Amerikan sularına demirlemesi karşısında kendisinin Atlantikçilikte daha samimi olduğunu gösterme derdinde…
İsteyen bu pervasız derecede cüretli ama açımlanmayan ve tartışmaya konu edilmeyen gevelemelerle Öcalan’ın sözlerini karşılaştırabilir!
Öcalan ve onun çizdiği çerçevenin içinde konuşan başkalarına göre Cumhuriyetin kurulması saltanata karşı ileri bir adım değil, özgürlükleri baskılayan bir rejime geçişti. Lozan anlaşması emperyalizme karşı bir kazanım değil, Kürtlerin dışlanması anlamına geliyordu. Kürt sorununun İslam kardeşliği zemininde çözülmesini savunduğuna göre laiklik de bir kenara bırakılmalıydı. Çözüm sürecinin ilerlemesi için aşiretlere uzanmak gerekiyordu…
Siyasi iktidar ise bugüne kadar Cumhuriyet düşmanlığını bu açıklıkta dile getirmeyi hep eteklerindeki meczuplara bıraktı. Gidişattan duydukları memnuniyeti servetlerindeki patlamada gözlemlediğimiz patronlarsa resmi kutlama ve anma günlerinde yayınlanan reklam videolarına para döküyorlar!
Gerici egemen güçlerin bıraktığı boşluğu dolduran Öcalan da -buna meşruiyet denir mi, onu geçelim- bir yılı aşkın süredir Türkiye siyasetinin en önemli oyun kurucularından biri haline geldi.
Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi hep konuşulur... ABD Büyük Ortadoğu’dan söz etmeye başladığından bu yana yaşananlara bakarsanız, geçenlerde yine Tom Barrack’ın bölgede aslında devlet falan olmadığını deklare edişini not ederseniz, bu risk hafife de alınamaz. Lakin Amerikancılık yarışındaki düzen siyaseti bu konuyu türlü demagojinin mezesi yapmaktan öteye de geçemez.
İşte Öcalan geliştirdiği tezlerle aslında bu çaresiz kalabalığa çıkış yolu göstermiştir! Adını demokratik konfederalizm koyduğu modele göre mevcut devletlerin, onların egemenlik alanlarının ve sınırların önemsizleşip flulaşacağı bir gelecek bölgeyi beklemektedir. Bu, emperyalist “küreselleşme” saldırısını dünyayla bütünleşme diye sunan liberallerin veya cihat fırsatçılığına yoran siyasal İslamcıların yanında kuşkusuz çok daha güçlü bir açılımdır. Özetle Öcalan siyasi iktidar ve genel olarak düzen siyasetinin kurmayı beceremeyeceği bütünlüğü kuran kişidir.
Yüz yüze görüşüp görüşmeme ikileminden çok daha önemli olan, görüşülenlerin, planlananların içeriğidir.
O içerik onların olsun, bizim de sorularımız var:
Cumhuriyete karşı şiddetlenen saldırı nasıl durdurulur? Cumhuriyetçilik nasıl ayağa kaldırılır? Emperyalizmin, sermayenin ve düzen siyasetinin ortaklaştığı tarihsel yıkım kararı nasıl geri püskürtülür? Kürt yurttaşlarımız, gerçekten eşitliği ve özgürlüğü, bir emekçi cumhuriyetini hedefleyen mücadelenin içinde nasıl konumlanabileceklerdir?